
Görülen o ki Rusya ile Türkiye, Astana’da Suriye rejimi ile silahlı grupların temsilcilerini bir araya getirmede kararlı. Diplomaside “asla olmaz”lar olmaz. Bu açıdan görülen o ki bu görüşmeler, yapılacak. Ancak bu görüşmelerin her iki taraftan da memnuniyetsizleri var: İran ve Suudi Arabistan.
Genellikle isimleri karşıtlık üzerinden zikredilen bu ikilinin Astana’dan memnuniyetsizlik gerekçeleri farklı olsa da gazetecilik deyimiyle -an itibariyle- ikisi de ortak paydada buluşmuşlar.
Biri (İran) Ortadoğu’da Şii mezhepçiliğinin, diğeri (Suudi Arabistan) ise Sünni selefiliğin başını çeken bu iki güç, başından beri Suriye’deki savaşta karşı karşıya oldu ve hala da öyleler.
Peki nasıl olur da Suriye rejimini ayakta tutmak için askeri-finansal-siyasi nüfuzunu sonuna kadar kullanan İran ile Suriye rejimini yıkmaya yeminli Suudi Arabistan, ikisini ne memnun etmeyen bir Astana ile yüz yüze kaldı.
İran’la başlayalım…
İran başından beri Rusya’nın Türkiye ile bu kadar yakınlaşmasından rahatsız. Rusya ile birlikte Suriye rejimini korumak noktasında hemfikir ve müttefik olsalar da Rusya ile “gelecek Suriyesi” tasavvurları farklı.
Rusya, siyasi ve askeri desteği ile Esad’ın ayakta kalması ve silahlı grupların darbelenmesinde büyük rol almış olsa da İran sahada direkt olarak “can veren” bir konumda. Bugüne kadar Suriye’de ölen İranlı komutan, askeri danışman ve milis sayısı binlerle ifade ediliyor.
Halep’in tahliyesinden sonra Rusya direkt olarak Türkiye ile ilişkiye geçti ve Suriye rejimi bir yana İran’ın da adına söz söylemeye başladı. İran ise Türkiye’nin Suriye savaşının “baş sorumlularından” olduğunu düşünüyor ve bu kadar hızlı bir manevra ile “savaşta elde edemediğini masada” elde etmesine pek de razı değil.
Ama İran, şimdiye kadar direkt olarak kendisini “oyun bozan” konumuna sokmadı. Rus uçağının düşürülmesinin yıldönümü olan 24 Kasım’da Bab’ın kuzeyinde Türk askerlerini vuran uçağa koordinatları veren İHA’nın İran’a ait olması, Halep’in tahliyesinde Şii milislerin konvoylara ateş açması, Moskova mutabakatından sonra varılan ateşkesin ardından (30 Aralık ateşkesi) Şam’a bağlı Barada Vadisi’ne Şii milisler öncülüğünde düzenlenen operasyon vb. gibi bir dizi “oyunbozan”lıklar da yapılmadı değil.
Buna karşı Rusya’nın da kimi uyarıları oldu. 27 Kasım’da Şii milislerin denetimindeki Zehra bölgesine “esrarengiz” bir hava saldırısı yapıldı ve hala esrarını korumaya devam ediyor. Kimi kaynaklar saldırının Rus uçaklarınca yapıldığını iddia etse de teyit edilmedi.
Öte yandan Türkiye’nin yürüttüğü “Fırat Kalkanı” isimli harekat da İran’da bazı kaygılara yol açıyor. Fakat Moskova mutabakakatındaki “Suriye’nin toprak bütünlüğü”, “Esad’ın gidişinin dillendirilmemesi” ve “Şii gruplar ile Hizbullah’ın Suriye’deki varlığına Türkiye tarafından ses çıkarılmaması” İran’ın kotarıp hanesine ekledikleri arasına yazılabilir.
Esad ve ailesinin olmadığı bir Suriye’de İran’ın oynayabileceği kartlar, Rusya’ya göre çok daha sınırlı. Fakat Rusya “ılımlı” muhalifler, Suriye ordusu, Kürtler, Türkiye ve daha başka aktörlerle iş tutabilir. Kaldı ki Donald Trump’ın Moskova’ya zeytin dalı uzatan ve İran ile yapılan nükleer anlaşmayı tehdit olarak gören söylemi de İran için ayrı bir endişe konusu.
Suudi Arabistan’a gelince…
Suudiler, Suriye savaşının başından beri Türkiye ve Katar ile birlikte ihvancı-selefi grupların siyasi-askeri-finansal hamisi oldu. Türkiye ile birlikte en çok radikal unsuru Suriye’ye ihraç eden ve ülkede silahlı grup türeten-silahlandıran Suudi Arabistan oldu.
Suriye’nin Şii rejimini yıkıp Irak, Suriye ve Lübnan üzerinden Akdeniz’e açılan İran’ın “Şii hilali”nin önünü almaya çalıştı. Diğer yandan İran, Suriye ile uğraşırken; kurduğu koalisyonla 2015’te Yemen’de Şii Husilere saldırılar başlattı.
Esad’ı devirmek için o kadar para ve silah harcadı, fakat gel gör ki; Türkiye, “Fırat Kalkanı” karşılığında Halep’i Esad’a sattı! Satmakla kalmadı Rusya ile yeni anlaşmalar yapıyor.
Son bir haftadır Astana’ya gidecek gruplara Ankara’da Türk MİT’i, Dışişleri Bakanlığı ve Genelkurmayı tarafından brifing veriliyor. 31 gruptan 27’sinin Astana’ya gitmeyi kabul ettiği brifing sonrası dikkat çeken bazı haberler geldi.
Silahlı grupların temsilcilerinden bazıları “Türkiye’nin Astana’ya katılım için kendilerine baskı yaptığını”, bazıları ise “Suudi Arabistan’ın Astana’ya katılmamaları için baskı yaptığını” dillendirdi. (Bunlar Arap basınında yer aldı.)
İran’la mutabakatlar imzalanıyor, Suudilerin adını anan yok! Astana’nın hazırlıkları yapılıyor, Suudilere soran yok. Suudilerin görüşmelere davet edilip edilmemesi bile belirsiz! İşte bunlar da Sünni-selefi cephenin lokomotiflerinden Suudi Arabistan’ın mutsuzluğuna neden oluyor.
Kaynak: Özgürlükçü Demokrasi