Zabel MİRKAN

Marx sömürünün kapitalizme özgü biçimini belirtirken, bu genel terimi, kendine özgü dar anlamı içinde kullanır (Marx’a göre bu kapitalizme özgü biçim, artı emeğin kapitalistlerce ele geçirilmesine dayanır). Oysa “sömürü”, çok daha başka geniş anlamlar içerir. Son tahlilde bir kimsenin başka birini soyarak bir şeyler elde etmesi veya başka birisinin sırtından geçinmesi demektir. Erkeklerin kadınlar üzerinde ve bir sınıfın diğer sınıflar, bir halkın diğer halklar üzerinde tahakkümünün ortaya çıkışına bağlıdır.

Kadınlar ve erkekler arasındaki ilişkiden bahsetmezsek, ezilme ya da tabi olma hakkında söylediklerimiz havada kalır, çünkü eğer erkekler sonuçta bir şey elde etmiyorlarsa kadınları neden ezsinler? Öyleyse sömürüye gönderme yapmaksızın ezilme ya da ikinci cins, sınıf olma halinden bahsetmek, meseleyi, erkeklerde doğuştan var olan bazı saldırgan veya sadist eğilimler nosyonuna başvurmadan anlaşılamayan, sırf ideolojik ve kültürel bir mesele haline getirir. Halbuki sömürü, biyolojik ya da psikolojik bir kategori değil, kadınlar ve erkekler arasındaki ilişkinin temelinde yatan tarihsel bir kategoridir. Ataerkil kabile ve toplumlar tarafından tarihsel olarak yaratılmıştır. Bu yüzden Maria-Rosa Dalla Costa ve Maria Mies kadınların sömürüsünden üçlü anlamı içinde bahseder: Kadınlar, erkekler tarafından (yalnızca ekonomik olarak değil, aynı zamanda insan olarak da) sömürülürler ve “ev kadını” olarak sermaye tarafından sömürülürler. Ücretli işçiler olmaları durumunda, ayrıca ücretli-işçi olarak sömürülürler. Ancak bu sömürüyü bile belirleyen ve ağırlaştıran şey, birbiriyle bağlantılı diğer iki sömürü biçimidir.

Ataerki ve ataerki öncesi dönem

"Ataerki" (patriyarka), kelimesi kelimesine babaların yönetimi demektir. Fakat günümüzün erkek egemenliği, “babaların yönetiminin” ötesine geçer; kocaların yönetimini, erkek patronların yönetimini, birçok toplumsal kurumu, siyaseti ve ekonomiyi, kısacası “erkekler meclisi denen yerleri yöneten erkekleri içerir.

Ataerki öncesi döneme bakacak olursak kadınların doğayla kurdukları nesne ilişkisi, üretken bir ilişkiden fazlası oldu her zaman. Bu süreç, başından beri bir toplumsal üretim niteliği de taşıdı. Sadece kendileri için toplayan ve avlayan erkeklerin aksine, kadınlar ürünlerini en azından küçük çocuklarıyla paylaştılar. Doğayla kurdukları bu kendine özgü nesne ilişkisi, üremeye ve üretmeye de muktedir oldu ve onları aynı zamanda ilk toplumsal ilişkilerin mucidi yaptı. Birçok düşünür ve tarihçi, anne-çocuk gruplarının ilk toplumsal birim olduğunu söyler. Bu gruplar sadece tüketim birimleri değildi, aynı zamanda üretim birimleriydiler de çünkü. Annelerle çocuklar, toplayıcı olarak ve ilk çapa ekiminde birlikte çalıştılar. Kimi tarihçilere göre bu ana-eksenli birimler, insanın evriminin vejetaryen evresiyle aynı zamana rastladığını iddia eder. Daha sonra avcı erkek gelir ve hayvan yiyen insanın evrimi başlar, ki bu evrimin ilerleyen bir şey olduğu da muallaktır.

Anaerkillik nedir?

En basit tanımıyla anaerkillik ise toplumda kadının baskın olma halidir. Antropologlar ve feministler, kadınlar için daha spesifik sınıflandırmalar yapmak için çaba sarfediyorlar ki anaerkillik de bu tanımlamalardan birisi. Anaerkillik, sadece annelik yoluyla kişinin soyunu izlemeyle değil, toplumsal olarak da kadın soyunun mirasını almak anlamına da gelir. Amazon toplumu (muhtemelen bilinen en anaerkil toplum) bir efsane haline getirilmişken, şu an dünyada -en azından bilinen- sadece bir avuç kadın egemen toplum vardır.

En bilinen anaerkil toplum: Mosuolar

Bunlardan belki de en bilineni Mosuolar’dır. Tibet taşrasında yaşayan Mosuolar, Çin hükümeti tarafından Naxi olarak bilinen başka bir etnik azınlığın parçası olarak sınıflandırılmıştır. Mosuolar geniş ailelerle büyük evlerde yaşarlar ve ailede sözü geçen kadınlardır. Soy, kadınlar üzerinden takip edilir ve mülkiyet anaerkil bir şekilde aktarılır. Kadınlar iş konusunda kararlar alırlar, erkekler ise politikada etkindirler. Çocuklar anne yanında büyüyüp, annenin soyadını alırlar.

Bölgede “yürüyüş evliliği” denilen bir usul uygulanmaktadır. Kadınlar partnerlerinin evlerini ziyaret ederek onları seçerler ve kadınların birden çok evliliği, partneri vardır. Çocuklar annelerinin isimlerini alır ve onlarla yaşar. Babalar ise çocuk yetiştirme dönemine dahil edilmeyebilirler. Genel olarak geniş aile yapısı vardır. Bu kalabalık aile yapılarının içinde tüm kararlar kadınlar tarafından verilir ve ailelerde en çok saygı duyulan birey büyükannelerdir.

Toplumu yöneten büyükanneler

İnanışa göre büyükanne, kırda domuzlarını yemlerken dağlardan akan suyla her yeri sel götürdüğünü görür ve hızla hayvanların kullandığı yemliğe çıkar. Bir başka efsanede ise aynı olay bir gemide geçer. Gemide tek kurtulan birey büyükannedir. Böylece öyküyü kadının yazdığı ve ana karakter olduğu bir toplum şekillenmeye başlar. Masanın en başında büyükanne oturur. Oğul ve kızları, kızların çocukları onunla yaşarlar. Bütün aile, başlarında bir kadın “reis” olduğu halde geniş evlerde, kolektif bir şekilde ve birçok kuşakla bir arada yaşar. Mosuolar temel olarak geçim ekonomisine sahiptirler. Her ne kadar diğer halklarla yerel olarak düzenli ürün değişimi yapılsa da yöreye turizmin gelmesiyle birlikte kısmen tüketim ekonomisini benimsemişler. Tarım işini yürüten kadın, aile mülkiyeti ve gelir kaynaklarını yani topluluk ekonomisini yönetmekten sorumludur.

Dillerinde “baba” sözcüğü yoktur, çünkü erkeklerin baba rolleri yok ve dayı olarak önemli rol üstlenirler. Kız kardeşlerinin çocuklarına bakarlar. Kazandıkları parayı annelerine teslim ederler. Balıkçılık, hayvancılık ve tamirat, inşaat, hayvan kesme gibi güç isteyen işleri yürütürler. Her ne kadar son karar mekanizması büyükanne olsa da aileye ilişkin önemli konularda karar alınmasına yardımcı olurlar.

Bu topluluğun en dikkat çeken yönlerinden biri evlilik ilişkilerini dünyanın geri kalanından farklı kavramalarıdır. Çocuklar büyür ve ölene kadar annelerinin evlerinde yaşarlar. İlişki, aşk varsa devam eder. Bu yüzden ayrılma, ne kanunun, ne ailenin, ne de dinin müdahale etmediği sıradan bir seçimdir. Birlikteliğin bitmesi ya da devam etmesine çiftler karar verir. Kadın ve erkek arasındaki tek bağ şefkat ve aşktır. Çiftleri bağlayan bir sözleşme yoktur. Mosuo’larda yine “karı” ve “koca” sözcükleri yoktur. Yalnızca dostluk anlamına gelen “Axia” sözcüğünü kullanırlar.