- Zîlan, yalnızca bireysel bir yaşam öyküsünü değil, inkâr karşısında var olmayı, teslimiyet karşısında özgürlüğü ve korku karşısında cesareti simgeleyen tarihsel bir hafızayı temsil eder.
MEM ARYAN
Her çağ, kendi hakikatini yalnızca kitaplarda değil, o hakikati bedeniyle taşıyan insanlarda görünür kılar. Tarih, çoğu zaman kralların, orduların ve devletlerin kronolojisi olarak yazılır. Oysa insanlığın gerçek tarihi, egemenlerin kurduğu düzen kadar, o düzene itiraz edenlerin bıraktığı izlerle şekillenir. Çünkü uygarlıkları ileriye taşıyan, gerektiğinde bütün bir çağın sessizliğini tek başına bozan vicdanlardır da.
Bazı insanlar bir dönemin tanığıdır. Bazıları ise bir dönemin kurucusu olur. Çok az insan vardır ki yaşamı, biyolojik sınırlarını aşarak bir halkın kolektif hafızasında hakikatin adı haline gelir. Artık onlar yalnızca bir kişi değildir; bir irade, bir yöneliş, bir sembol ve bir çağrıdır. İşte Zîlan kişiliği, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi içerisinde böylesi tarihsel bir anlamın adıdır. Onu yalnızca belirli bir olay ya da belirli bir tarih üzerinden okumak, temsil ettiği anlamı daraltmak olur. Bazı yaşamlar, tek bir ana sığmaz. Onlar, kendilerinden önce biriken acıların, direnişlerin ve umutların kesiştiği tarihsel eşiklerdir. Bu nedenle Zîlan’ın adı, yalnızca bireysel bir yaşam öyküsünü değil, inkâr karşısında var olma iradesini, teslimiyet karşısında özgürlük arayışını ve korku karşısında cesareti simgeleyen tarihsel bir hafızayı temsil eder.
Kürdistan tarihi de tam bu nedenle yalnızca sürgünlerin, yasakların ve inkâr politikalarının tarihi değildir. Aynı zamanda küllerinden yeniden doğan bir toplumun, her yenilgiden sonra yeniden ayağa kalkabilen kolektif iradesinin tarihidir. Özgürlük, hiçbir halkın miras olarak devraldığı hazır bir gerçeklik değildir. Özgürlük, her kuşağın yeniden üretmek zorunda kaldığı tarihsel ve ahlaki bir emektir; bedelle, bilinçle ve süreklilik kazanan bir varoluş biçimidir.
İşte Zîlan’ın yaşamı, bu tarihsel yürüyüşün en güçlü sembollerinden biri olarak anlam kazanır. Onun şahsında görülen yalnızca bir bireyin hikâyesi değildir. Bir halkın kendi varlığına sahip çıkma iradesi, bir kadının tarih boyunca kendisine çizilen sınırları aşma cesareti ve özgür yaşam arayışının somutlaşmış hâlidir. Bu nedenle Zîlan, direnişin, dönüşümün ve hakikate bağlılığın sembollerinden biri olarak yaşıyor.
Zîlan’ı anlamak, yalnızca geçmişe bakmak değildir. Asıl mesele, onun temsil ettiği hakikatin bugüne ne söylediğini kavrayabilmektir. Tarih, her kuşağın yeniden cevaplamak zorunda olduğu ahlaki soruların da alanıdır. Özgürlük nedir? İnsan hangi anda gerçekten özgürleşir? Bir yaşamı tarihsel kılan, onun süresi mi, yoksa ardında bıraktığı anlam mıdır? Belki de bu soruların cevabı, insanın kendisini aşabildiği yerde başlar.