- Ağustos, egemenlerin dayattığı inkara, soykırıma ve kendine yabancılaşan Kürt'ün beyninde oluşturulan karakollara müdahaledir.
- Dağlardan bakan anlam derinliğinin militanları, özgür günlerin sesi olmanın üstesinden gelecek kadar yamandır. Savaşı bildiği kadar politikayı da bilirler.
RUŞEN TUTKU
Temmuz direnişi, yaşam uğruna ölüme yatmaya en kızgın günlerde başlamıştı. 14 Temmuz eylemcilerinin, seslerini dışarıya duyurması Apocu Hareket'e bir çağrı niteliğini taşıyacaktı. Ağustos'un başkaldırı günleri böyle başlayacaktı. Birinde 14 Temmuz'un ruhu, diğerinde ilk fişeğin karanlığı yırtan sesi, zindan direnişinin suskun günlerindeki yankısına cevap olma dili olacaktı.
Kürdistan Özgürlük Mücadelesi, yılın her ayında bedel verdi. Tarihin akışında toplumun duygularına dokunan, ona ruh veren ve direniş çizgisini bırakan bir bellek yarattı. Direniş günlerini biriktiren, derin bir miras oluşturan tarihsellik, şimdi kendi barışını arıyor. Bu barış, direnişin ısrarla var olma ve ulus gerçekliğini dünyaya kabul ettirme sonucu gerçekleşme sınırındadır. Bu bir doğrultu, hakikat ve somutlaşan Önderlik temsiliyetinin yol bulma ısrarıdır. Tarih ve toplumsallığa, diyalektiğin döngüsüne, felsefenin zamana sığmayan derinliğine inanmanın; tüm bunları anlayıp yorumlama ve koşullara göre tavır geliştirme iradesidir.
Bir müdahaledir Ağustos
Ağustos, isyan günlerinin adım adım örüldüğü, kalkış arayışının basamaklarının dizildiği aydır. Önderliğin "kelime hatası bile yapmayan" dediği Egîd'in, Kürt'ün belleğine kazdığı, tabiatın renk bulduğu zamanda tetiğe bastığı anlardır. Anlam çokluğunu bağrında taşıyan, umut ışığını gecelere bırakan isyandır. Egemenlerin dayattığı inkara, soykırıma ve kendine yabancılaşan Kürt'ün beynin de oluşturulan karakollara müdahaledir Ağustos.
Refleksleri diridir
Dağlardan bakıp yaşama katılmanın anlam derinliğine ulaşmanın militanları, her koşulda çalışacak kadar yarınlara yolcudur. Düş biriktirenler, özgür günlerin sesi olmayı bilecek kadar yamandır. Hep yol alma hali, koşullara adapte olma refleksleri diridir. Savaşı bildiği kadar politikayı da bilmek durumundadır. Her açıdan kendini eğitme, en temel görev ve sorumluluktur. Komünal yaşamın yarattığı duygu ve düşünce mekansızlıktır biraz. Tarih, an ve gelecek diyalektiği yaşam gerekçeleridir. Böyle işlendikçe örgütsel, ideolojik, ahlaki-politik ve özgürlükçü bir çalışma tarzı yaratmak zorundadır.
Yolun kesintisizliği
Her savaşın barışı olacaksa şimdi o zamandır ve Önder Apo bulunduğu ada zindanının daracık hücredesinde, duygu ve düşüncesini adeta ayaklandırdı. Engel tanımadan, muhataplarının tüm oyalama siyasetine rağmen bu defa başarma denemesinde ısrarlıdır. Apocu Hareket, sürecin gidişatına göre pozisyon almak için hazır olduklarını açıklayıp iradesini gösterdi. Savaşanların, demokratik bir zeminin oluşacağı ortamda toplumsal çalışmalar için hazır oldukları anlaşılıyor. Dağ ikliminden farklı mekanlara katılabilecek kadar donanımlı oldukları nettir. Elbette her mekanın kendine özgü yanları var ve bu engel değildir. Anlaşılan halen her mekanın görev ve sorumluluğu devam edecektir. Dağ ve ova birbirini tamamlayacak, asıl hedefin özgürlüğe giden yolun maratonu kesintisiz devam edecektir.
Kürdistan'ın tüm parçalarında halen egemen güçlerle tam bir barış ve demokratik Cumhuriyet hali söz konusu değildir. Araplar, Farslar ve Türkler, Kürt ulus gerçekliğini anayasal çerçevede kabul ettikçe Kürtler bu devletler ile yaşama iradesini gösterecektir. Aksi başka bir haldir.
Gelecek düşleri büyük
Apocu ideoloji ve kültürünü alan, onu yaşam gerekçesi olarak benimseyen ve bu ruhla iç dünyasını arındıran birey, tüm çalışmaları yürütülebilecek kadar mütevazı olmak durumundadır. Bireysel hesaplar yapmaya kariyer, mevki peşinden koşmaya ihtiyaç duyulmayacak. Geleceğe dair düşleri büyük, umutları Kemal Pir, Haki Karer, Mazlum ve Ali Haydar Kaytanların gözlerindeki ışıkla, doğrudan temas kurma yolculuğu olacaktır. Bu ruh, bilinç, heyecan ve donanım, tıkanan legal Kürt ve Türk siyasetine soluk aldıracak, nitelik kazandıracaktır.