Bir haftadır Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu’nun (ATİK) düzenlediği geleneksel “gençlik ve tatil kampı”nda, Katalonya’nın başkenti Barcelona yakınındaki Roses kasabasındayım. Kamp, Avrupa’daki Türkiyeli göçmenlerin yaşam ve mücadele tarihinin özgün bir parçası. 

Bu, adlı adınca “tatil” kampı ama bir mücadele hareketinin öncülüğünde düzenleniyor; dolayısıyla elbette aynı zamanda politik bir eylem. Kamp boyunca ATİK, Yeni Kadın ve Yeni Demokratik Gençlik tarafından düzenlenen atölyeler ve eğitim çalışmaları birbirini izliyor; akşam sohbetlerinde mücadeleye dair başlıklar konu ediliyor ve türküler genellikle devrimi anlatıyor. Fakat “politik” yönü bununla sınırlı değil. 

Kamp organizatörleri, çalışmanın esas niyetinin yaşama sosyal ve kültürel bir müdahale olduğunu söylüyor. Birlikte eylemenin, eğlenmenin; bütün işleri ortaklıkla kotarmanın, Avrupa’nın dört bir yanından gelen yüzünü devrimcilere dönmüş insanların kaynaşmasının doğal kuvvetine güveniyorlar. Bu kuvvet, kendi kanalında, hiçbir müdahaleye ihtiyaç duymaksızın bir öz yönetim kültürünü gerçekten de ortaya çıkarıyor. Bu kültür, özellikle Avrupa’da çokça “derneklerden kaçtıkları” gözlenen çocuklar ve gençleri (ki sayıları oldukça fazla) özellikle olumlu etkiliyor.  

***

ATİK Gençlik ve Tatil Kampı, ilk defa 1986’da, Fransa’da düzenlenmiş. İnsanların işten güçten, patronun veya devletin zapturaptından, rutinin kasvetinden kısmen kurtulduğu bir kısa an olarak “tatil”, daha derinden “dokunmak” ve başka bir varoluşun mümkün olduğunu bir mikro pratikle sergilemek için kullanılmak istenmiş. Demiş ki ATİK’liler, “İnsanlarımız bizden bağımsız olarak mutlaka tatile gidecek; bunu biz örgütlersek, eğlenceyi kültürel bir eyleme dönüştürebilir, ‘fırsata’ çevirebiliriz.”

Bugün kampa iki yüze yakın kişi katılıyor. İngiltere’den Almanya’ya, Avusturya’dan Hollanda’ya, Avrupa’nın birçok ülkesinden... Hepsi başka memleketlerden, kültürlerden geliyor; tamamı aynı ideolojik formasyonla da düşünmüyor; fakat bu buluşmada ortak bir “kamp kültürü” oluşuyor. O kültür, tek bir şey söylüyor: Birlikte olmak, birlikte eylemek, bize iyi geliyor. Kaba bir ilişkilenmeyle yetinmeyip birbirimizi tanımaya çalışmak, mücadelenin “sorumluluklar dizisinden” ibaret olmasını engelliyor; böylelikle mücadele, “sorumluluğumuz” olduğu kadar “gücümüz” ve “mutluluk kaynağımız” haline geliyor.

***

Bu kamp “kültürünün” eğlenceli gelenekleri de var. Bunların başında “TOMA” lakabıyla anılan arkadaşın su saldırılarını içeren karşılama töreni geliyor. Kampa yeni bir grup geldiğinde herkesin gözü, TOMA’yı aramaya başlıyor. Bu tören, hem yeni gelenin kampa ısınmasını hem de karşılayanların gelenle tanışmasını kolaylaştırıyor.

Bir başka gelenek, “Isırgan” gazetesi. “Yaklaşmayın, ısırır” sloganıyla günlük olarak yayınlanan bir duvar gazetesi bu. Her sabah panoya asılıyor ve kamp sakinlerini etrafına topluyor. İçeriğinde “şamata” var. Kampta “yakalanan” fotoğraflar, eğlenceli bir dille yorumlanıyor.

Bir gelenek de kadınların “intikamı”. Kamp mutfağının asli görevlendirmelerine kadınlar yazılmıyor. Tatil, onların çoğunlukla hapsedildikleri mutfaktan kurtuldukları bir döneme de dönüşüyor.

***

Kampta biz de dört temel başlıkla “gazetecilik” tartışıyoruz; medyanın kıymetini ve haber yazımının temel gereklerini anlamaya çalışıyoruz. Akşam birlikte top peşinde koştuğumuz ya da çadır kurduğumuz arkadaşlarla... Böylelikle birlikte öğrenmek ile birlikte eylemek ve eğlenmek, iç içe geçiyor. Birbirimize hakkıyla dokunmuş, iktidarcı bir “eğitim” pratiğinden kurtulmuş oluyoruz.

***

Kamp, 11 Ağustos’a kadar devam ediyor. Organizatörler, birlikteliğin lezzetiyle tatil yapmak isteyenlerin halen şansı olduğunu söylüyor. Eğer siz de hem Katalonya’nın güzel sahillerinde denizle buluşmak hem de yeni insanlarla kolektifin ruhu dâhilinde tanışmak istiyorsanız, hemen yola çıkabilirsiniz.