Atina’lı Tiran Pisistratus’a karşı, İsa’dan önce altıncı yüzyılda Solon ve arkasından Cleisthenes’in reformlarıyla, ‘Atina Demokrasisi’nin temellerinin atılmış olduğunu, tarihçiler; Heretod, Aristoteles ve Plutarchus’a dayandırırlar. ‘Demokrasi’ Yunanca bir kavram olarak, ‘Demos’ halk ve ‘krasi' kuvvet demektir. Kuvvet halkın elinde, anlamına gelen bir yönetim biçimi oluyor. Uluslararası alanda siyasi, hukuki, birçok kavram Latincedir. Fakat dünya, en iyi yönetim biçimi için kavram olarak yunanca ‘Demokrasi’ kelimesini farklı yorum ve tanımlarla, tercihen kullanmaktadır. ‘Demokratik sosyalizm’, ‘burjuva demokrasisi’, ‘sosyal demokrasi’  ‘katılımcı demokrasi’, ‘radikal demokrasi’ gibi...
 Çözümü 1952 gerçekleşen Misenye (Mycené) uygarlığının – Kıbırs Rumları halen Misenye diyalektini kullanır- Lineair-B tabletleri esas alınarak ‘demokrasinin’ tarihi böylece İonya şehir devletlerinden biri olan Atina şehir devleti ile başlatılmıştır. -Batı merkezli olarak, sanki öncesi yokmuş gibi. (!?)- 
Günümüzde halen en hararetli bir şekilde tartışılan ‘Atina demokrasisinin; büyük mülk sahipleri demokrasisi olduğu, kadınları, mülksüz Atina vatandaşlarını, köleleri kapsamadığı bilinmektedir. Solon ve Cleisthenes’in toprak reformundan özellikle kaçınması, unutulmaması gereken önemli bir husustur. Zira toprak reformu bugün de egemenlerin hiç istemediği ve çok korktuğu bir durumdur.

Daha iyi bir toplumsal yaşam nasıl olmalı?

Despotizmin ve din bağnazlığının vahşeti, zulmü altında kanayan Avrupa, tarihin bir cilvesi olarak, haçlı seferleri ve deniz yoluyla yapılan ticaret sayesinde; unutulan Atina demokrasisini, felsefesini ve şehir devlet formunu, yaklaşık bin yıl sonra tekrar keşfetmiştir. Rönesans ve aydınlanma kaçınılmaz olmuştur. Daha iyi bir toplumsal yaşam nasıl olmalı arayışı; o günden, bugüne devam etmektedir. Montesqieu'nin kuvvetler ayrılığı tezi, Rousseau’nun ‘Sosyal Kontrakt’ eseri ve onlarcası, bu arayışın ürünüdür.
İngiliz düşünür John Locke’yi referans alan Amerikan Devrimi'nin mimarları Benjamin Franklin ve Thomas Jeffersen’nin temellerini attığı Amerikan demokrasisi politik eşitliği sağlamakla sınırlı kalıp, sosyal ve ekonomik alana yansımayınca; Paris Komünü; politik eşitlik yetmez diyerek, sosyal-ekonomik eşitlik için de direndi. Marx, burdan aldığı ilhamla, eserlerini kaleme aldı. Bolşevikler; Rusya’da ilk sosyalist devrimi yaptılar. Daha doğru düzgün bir adım atılmadan, Amerika, İngiltere, Fransa, Japoya ve Almanya devletleri tarafından açık askeri saldırıya uğradılari.

Liberal kapitalizm ve demokrasisi çare değil

Bugün de Rojava Demokratik Halk Devrimi ve Kobanê bu tür gerici-faşist bir ağır saldırı ve abluka altındadır... İkinci dünya savaşının yıkımı, anayurt savunması devletçi sosyalizm sapması ve soğuk savaş travması, derken Sovyetler çöktügünde; Francis Fukuyama, demokrasinin tarihsel gelişim sürecine noktayı koyarak; ideolojik savaşın son bulduğunu, ayakta kalanın, ideolojik savaşı kazananın, liberal kapitalizm olduğunu "tarihin sonu" tezi ile ilan etti.  Fukuyama’dan daha önce; Rus kökenli Fransız politik düşünür Alesandere Kojéve ‘tarihin sonu’ tezini ortaya atarken, liberal kapitalizmin başarısını değil, sosyalizm ile kapitalzmin sentezinin, insanın sosyal-culturel evriminin sonuna yol açacağına, işaret etmiştir. Liberal kapitalizm neyi kazandı da; savaşlar, ekonomik krizler, sömürü, açlık, salgın hastalıklar ve kula-kulluk son mu buldu? Dünyaya refah, adalet ve barış mı hakim oldu?! Tam tersi, çok iyi anlaşıldı ki; liberal-kapitalizim ve onun demokrasisi, bir çare değil, aşılması zorunlu bir toplum, insan, doğa kıranıdır. Fukuyama'dansa şu günlerde eser yok..!
Artık çeşitli toplum kesimlerinden, sanatçılardan, aydınlardan, Vatikan'da Paus’tan, dünyamızı uzaydan görmüş astronatlara kadar itiraz sesleri yükseliyor. Böyle devam edemez, parayı tanrı yerine koyup, insanları ona tapar hale getirme çılgınlığı sürdürülemez. İnsan fıtratı bu çürümeyi, bu düşkünlüğü kabul etmez. Sistem egemenleri dahi bu krizin ve kaosun kontrolünün uzun süre yönetilemeyeceğini kaygıyla tartışıp, uzmanları aracılığıyla çare arıyorlar. Nasıl bir demokrasi, nasıl bir toplumsal yaşam?

Rojava'da demokrasi yeniden inşa ediliyor

Tam da bu nokta Kobanê ve Rojava’nın toplumsal yaşamı, bir güneş gibi doğuyor. Dünyanın en katı gericiliğinin hüküm sürdüğü bölgede, erkek egemen zihniyetin mal, mülk ve kuvvet gasbı üzerinden değil, İnsanlıktan gasp edilen özgürlük aşkı, cennet yaşama, tekrar kavuşma umudu üzerinden bir demokrasi inşa ediyor. Fakat bu sefer devletler, sınırlar, milletler, dinler-mezhepler ve cinsler üstü bir toplumsal yeniden yaşam doğuyor... Madem dünyanın başına devlet vebası Sümerlerle buradan bela edildi, o halde burada son bulacaktır. Madem kadın bu topraklarda düşürüldü, o zaman burada ayağa kalkacaktır. Tanrıçalar geri dönmüştür..! Hem devasa güçleriyle en soysuz hilelerle saldıracaklar, hem de dur bakalım başarılı olacaklar mı diye utanmazca soracaklar.
Tüm dünya, tarihte olduğu gibi; aşkın gücünün neye kadir olduğunu Kobanê direnişinde Gülizar Anaların -ruhu şad olsun- yüce gönüllü kahraman evlatlarından bir kez daha öğrenmektedir. Atina'dan günümüze, güç ve mülke tapan zihniyet elinde iğdiş edilmiş demokrasiden, üçüncü bin yıla damgasını vurması kuvvetle muhtemel, dünyayı, ‘kozmik nükleer kuvvette’ sarsan, ‘Kobanê Kadın Demokrasisi’ne… Zalimler, Kobanê'de bir kaç binayı yıkmış olabilir. Buna karşın Kobanê'de ‘üçüncü zaman dervişleri; ‘Bext nadım bı text..!’ düsturuyla: zalim egemenlerin bin yıllık ideolojik maneviyat kalelerini çökertmiş, yerle yeksan etmiştir... Meğer ki, anlamak; en büyük eylem ise!