Ancak kısa başlıklar halinde soruları yanıtlamaya çalışmak gerekirse, insan hakları ve çocuk hakları alanında çalışan girişim bileşenleri ilk kez 1 Ocak 2014 tarihi ve devam eden günlerde, Ankara Sincan Çocuk Cezaevi'nde çocuk tutuklulara yönelik işkence ve ağır hak ihlalleri sonrasında biraraya geldik. Bir araya gelmekteki en temel gerekçemiz, çocuklarımızın cezaevlerinde ağır işkencelere maruz kalmaması, ağır hak ihlallerinin tekrarlanmaması ve en temelde çocuk tutukluluğuna artık son verebilmekti. Bundan hareketle, başlangıçta sadece yedi sivil toplum örgütü temsilcileri olarak bilgi ve birikimlerimizi bir araya getirme ve cezaevindeki çocuklarımız için duyarlılık yaratmak amacıyla kampanya başlattık.

Gerçekte çocuk cezaevlerinde yaşananlara ilişkin korkutucu tablo ilk olarak, tüm kamuoyunun bildiği üzere 2011 yılı yaz aylarında Pozantı Çocuk Cezaevi'nde yaşanan cinsel istismara varıncaya kadar, ağır işkence ve hak ihlalleriydi. Ancak bilindiği üzere Pozantı sonrası Adalet Bakanlığı yetkilileri sorunun kaynağına neşter atarak, sorumlularını yargı önüne çıkarmak yerine, cezaevi fiziki koşullarına faturayı kesip, çocukları Ankara Sincan Cezaevi'ne nakletmekte çözümü bulmuştu. Yine maalesef devamında da benzer ağır hak ihlalleri ve işkence iddiaları Şakran, Kürkçüler, Antalya ve Sincan'da gündeme gelmişti.
Çocuk hakları ve insan hakları alanında çalışan sivil toplum örgütü temsilcileri olarak bir araya gelip, karşılıklı bilgi ve deneyimlerimizi paylaşarak, çocuklarımıza yönelen bu utancı nasıl sonlandırabileceğimize dair emek ve güç birliği kararı aldık. Ön görüşmelerde çocuk cezaevlerine yönelik hiçbir iyileştirme model ve yöntemininin var olan sistemi düzeltemeyeceği konusunda tamamen hemfikir olduk.
Halihazırdaki mevzuat nedeniyle asıl sorunun çocuk tutukluluğu olduğunu ve 18 yaş altındaki çocukların tutukluluklarını F tipi cezaevlerinde geçiriyor olmaları sebebiyle çocuk cezaevlerinin kapatılması gerektiği konusunda fikir birliğine vardık.
Çalışmalarımız sonucunda, bugün itibariyle sayısı 22'ye ulaşan ve belki de Türkiye demokrasi ve insan hakları mücadelesinde ilk kez bu kadar çok sivil toplum örgütü bileşeninden oluşan bir girişim haline geldik. Ayrıca hazırladığımız deklarasyon ve raporlar, bilimsel veriler ve "canlı tanık anlatımları" ile de kamuoyuyla şunu paylaştık: Çocuk cezaevleri hiç bir şekilde ne topluma ne de özgürlüğünden yoksun bırakılan çocukların toplumla bütünleşmesine hizmet etmektedir!
Hal böyleyken tüm bu olumsuzluklara rağmen Adalet Bakanlığı'nın F tipi şeklindeki çocuk cezaevlerinin sayısının 15'e çıkaracağını 'müjdelemesi' ve bu cezaevlerinin yapımlarında ısrarcı olması da girişimizi harekete geçiren en önemli unsurlardan biri oldu.
Yine birçok rapor ve açıklamalarımızda detaylandırdığımız üzere "tecrit sistemi" yetişkinler için de son bulması gereken birçok sakınca içeriyorken, bir şekilde suça sürüklenmiş olan çocuklarımızın fizyolojik ve psiko-sosyal gelişimi önünde ciddi anlamda engel oluşturmaktadır. F tiplerindeki tecrit ve izolasyon çocuklarda özgüven kaybı, hiçlik duygusu, yaşamsal bağlardan kopma, yalnızlık, gelecekten umudu kesme ve bir bütün olarak erken yaşta kişilik intiharına yol açmaktadır. Yine tek kişilik veya üç kişilik hücreler ve çok küçük havalandırmalar yaşları itibariyle gerekli fiziksel aktivitelere de uygun olmayan, tamamen toplumla bütünleşmeden ziyade, çağ dışı kısasa kısas anlayışla "ceza" amaçlayan yapılar niteliğindedir. Tüm bunların üstüne, örneğin Sincan Cezaevi'nde görüştüğümüz bir çocuğa iki ay içerisinde üç kez üst üste beşer günlük hücre cezası verildiği ve günde sadece yarım saat havalandırma hakkı verildiği çocukların protesto amaçlı bu havalandırma haklarını da kullanmadıklarını tarafımıza bildirmiştir. Bu pratiklerle adeta hücre içinde hücre cezası uygulanmaktadır.  
Bizler bu alanda deneyim ve bilgi sahibi olan STK temsilcileri olarak, çocuk cezaevlerinde yaşananlar konusunda ve dünya örneklerini de kamuoyuna sunarak, alternatif modellerin yaratılabilmesi ve bu konuda duyarlılık sağlanabilmesi için, kampanya başlatmak amacıyla yola çıktık. Girişimimizi ilk etapta Ankara, İstanbul, İzmir, Diyarbakır ve Mersin olmak üzere beş ilde örgütledik. Eş zamanlı olarak beş ilde birden bir imza kampanyası başlattık ve bu illerdeki çocuk cezaevlerinde hali hazırda tutuklu bulunan çocuklarla da temasa geçtik. Yine Adalet Bakanlığı yetkilileri ve Türkiye Meclisi İnsan Hakları Komisyonu'nu bilgilendirdik ve yaşanan hak ihlallerinden dolayı uyardık. Ancak üzülerek belirtmek gerekir ki bizimle görüşmek ve dinlemek dışında hükümet çevrelerinden olumlu hiçbir çalışma ve yaklaşım görmedik.  
Girişim olarak ilk günden itibaren Çocuk Ceza İnfaz Kurumları’nda kalan çocukların işkence, kötü muamele ve diğer onur kırıcı muamelelere maruz kalmalarını insanlık adına utançla ve büyük bir kaygıyla takip ettiğimizi, yaşanan sorunların ve çocukların maruz kaldığı tüm hak ihlallerinin ancak çocuk cezaevlerinin kapatılarak sona ereceğine inandığımızı duyurduk.
Asıl olarak ise çocuk yargılamasında sıklıkla tutuklamaya başvurularak, bunun "erken infaz" olarak uygulanıyor olması sebebiyle, 18 yaş altı çocuk tutukluluğuna artık son verilmesini talep ettiğimizi kamuoyu ile paylaştık. Bu talebimiz toplumun geniş katmanlarından destek gördü ve yürüttüğümüz imza kampanyasına ilk haftadan onbin imza civarında destek aldık.
Özetle, Türkiye’nin de taraf olduğu başta Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, uluslararası sözleşmeler ve 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu uyarınca; 18 yaşına kadar her bireyin "çocuk" kabul edilmesinin yasal bir zorunluluk olduğunu; hiçbir ayrım gözetmeden her çocuğun yaşaması, gelişmesi, yaşama katılımının sağlanması ve tüm düzenlemelerde çocuğun yüksek yararının gözetilmesi gerektiğini; adalet sistemine -her ne sebeple olursa olsun- giren çocuğun toplumdan izole edilerek cezalandırılmasının değil, eğitici ve onarıcı bir yaklaşım sergilenerek toplum içinde toplumla bütünleşmesinin sağlanmasının yasal bir zorunluluk olduğunu; çocukların yaşadıkları hak ihlallerinin gerek çocukların yaşamında, gerekse toplumda kalıcı ve telafisi çok zor izler bıraktığının göz önünde bulundurulmasının büyük önem taşıdığını hatırlatarak, sonuç olarak, çocuk cezaevlerinin kapatılmasını talep ettiğimizi ve "hakkında isnat edilen suç ne olursa olsun" 18 yaş altı hiçbir çocuğun artık tutuklanmamasını talep ettiğimizi kamuoyuna deklere ettik.
Çocuk Cezaevleri kapatılıncaya kadar ve evrensel ilkeler doğrultusunda alternatif sistem hayata geçirilinceye kadar var olan cezaevlerindeki çocuklarla BM İşkenceye Karşı Sözleşmesi'nin Ek İhtiyari Protokolü (OPCAT) uyarınca oluşturulması zorunlu olan Ulusal Önleme Mekanizması'nın bir an önce oluşturulmasını talep ediyoruz.
Yapılacak ziyaretlerde çocuk kapalı ve açık ceza infaz kurumlarındaki çocukların nasıl ve hangi koşullarda tutulduğunun tespiti için, tüm infaz kurumlarının, Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) standartlarına uygun bir şekilde sivil ve bağımsız inceleme ve denetime açılmasını talep ediyoruz. Yine bugüne kadar yaşanmış olan hak ihlalleri sorumlularının cezasız kalmaması için etkin yargı mekanizmalarının harekete geçirilmesini, Adalet Bakanlığı'nın 2013 yılında 5 adet olan çocuk cezaevlerinin sayısını 15’e çıkaracağını ve yapılacak cezaevlerinin F tipi ve tek kişilik hücrelerden oluşacağını da bildirildiğinden, öncelikle bu yeni cezaevlerinin yapımlarından vazgeçilmesini talep ediyoruz.
Bizler yukarıda özetlemeye çalıştığımız nedenlerle çocuk cezaevlerinin kapatılması talebiyle bir araya gelerek, bu uzun soluklu kampanyayı başlatmış bulunuyoruz.

Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi Üyesi, (İHD Genel Bşk. Yrd.)