On gündür dünya görsel ve yazılı basınının kalbi Avrupa’da atıyor.
Ama siyasi dönem ve konjonktürel anın önemi itibariyle, kritik seçimlerin yaşandığı Fransa veya Yunanistan’da değil. Tam tersine bu sıralar futbolda Avrupa Kupasına ev sahipliği yapan Polonya ve Ukrayna’da.
Fransa ve Yunanistan’da yapılan seçimler, bir anlamda Avrupa Birliği’nin de geleceğini belirliyor. Çünkü bu ülkelerde emekçilerden yana hükümetlerin kazanması, AB ortak para biriminden kopmaları da beraberinde getirebilir. 
Bildiğiniz gibi uluslararası büyük finans tekellerinin hortumladıkları paralar ve batırdıkları bankaların yol açtığı küresel ekonomik krizin faturası, her zamanki gibi emekçilere kesilmeye çalışılıyor.
Avrupa Birliği’nin başını çeken devletlerden Almanya’nın, Euro bölgesini krizden kurtarma reçetesi, biz ezilenlere-emekçilere çok tanıdık: daha çok çalışma, daha çok kemer sıkma, daha fazla emek, kapitalizme daha çok kar sağlama.
Zaten yoksulluk sınırında hayatta kalma mücadelesi veren emekçi-işçilerin boğazına çökerek, onları nefes alamaz hale getirmeyi hedefleyen bu reçeteyle, bir yandan emekçilerin sırtından daha çok para kazanma amaçlanıyor; diğer taraftan da daha çok işgücü ve daha çok efor sarf etmeye zorlanan kitleler, genel olarak hak arama mücadelesinden uzak tutulmak isteniyor.
Bunun için, kapitalistler açısından emekçilerin gündemini manipüle etmek, büyük bir öneme sahip.Ezilen çoğunluğu oluşturan kitlelerin dikkatini, yerküremizin gerçek sorunlarından uzaklaştırıp tali noktalarda odaklamak, emperyalist-kapitalist sistemlerin mayasında var.
Bu anlamda Avrupa Kupası, kapitalistlerin bu konudaki imdadına yetişmiş gibi görünüyor. Maçların oynandığı saatlerde deyim yerindeyse sokaklarda in-cin top atıyor; yediden yetmişe herkesi bir futbol sevdası ve heyecanı sarıp-sarmalamış durumda.
Özellikle kazanılan maçlar sonrasında taraftarların yaşadığı sevinç, bütün sorunların önüne geçiyor, aşırı kutlamalar sırasında atılan stresle yaşanılan geçici rahatlamalar, ekonomik krizin pençesinde cebelleşen halkların mücadelesi önünde, ciddi bir fren görevi görüyor.
Bu suni gündem ve bilinçli plan etrafında dönen gelişmelerin yanında, kadın mücadelesinin artı hanesine yazılacak gelişmeler de oluyor.
Ukrayna’da kadınların mağduriyetlerine dikkat çekmek adına FEMEN’in yaptığı gösteriler, ne yazık ki bu futbol furyasının gölgesinde kalarak, birkaç satırlık haberler dışında basında yer bulamadı.
Gösteriler sonrasında tutuklanan kadınların akıbetine ilişkin haber almak bile, bir süreliğine mümkün olamadı. Daha önce kadına şiddet ve kötü muameleye karşı, kadın haklarından yana eylemleriyle tanıdığımız FEMEN kadın örgütünün eylem biçimi, devletlilerimizin hoşuna gitmiyormuş!
Anlaşılan konu kadın olunca egemenlerin, her türlü silah ve şiddet öznesinden uzak, çıplak eylem yapmayı kendi tarzı haline getiren FEMEN’lilere bile tahammülü yok.Avrupa Kupası türünden spor kupaları veya kitlesel etkinliklerde seks turizminin ve buna paralel olarak da kadına şiddetin büyük bir artış gösterdiği bilinen bir gerçektir.
Bu gerçeğin altını çizen FEMENliler, çıplak eylem yapmakta hedeflerinin, söz konusu şiddete dikkat çekerek, buna karşı önlem alınmasını sağlamak olduğunu vurguluyorlar. Uluslararası kitlesel organizasyonlarda, kadın bedeninin kapitalist bir rant kapısına çevrilerek, fuhuşun teşvik edilmesine dur demenin, asıl amaçları olduğunu belirtiyorlar. Alışılagelmiş eylem biçimlerine medyada hiç yer verilmediğinden, klasik pankartlı yürüyüşlerle kadınların seslerini duyuramadığından dem vuruyorlar.
Eylem şekilleri tartışılabilir, beğenir veya beğenmeyebiliriz ama sabit olan; kadına karşı şiddetle mücadelede, ses getiren gösteriler olarak FEMEN’in eylemlerinin hakkını teslim etmek zorunda olduğumuzdur.Kadının var olduğu her yerde, kadın mücadelesini bayraklaştıran bütün kadınlarla dayanışmak, kadın olmanın gereğidir.
Bu anlamıyla, Ukraynalı hemcinslerimiz FEMENlilerin bütün baskı ve saldırılara karşı kararlı duruşları, kadın mücadelesinde küçümsenmeyecek bir yere sahiptir.
Başarılar FEMEN.