KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Türk devletinin 1990’lı yılların başından itibaren Avrupa’nın korumalığında her türlü suçu işlediğini söyledi. Bayık, "Avrupa’nın tutumu Türkiye'yi cesaretlendiriyor" dedi.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Efrîn için bir heyetin İmralı’ya gittiği ve görüşmeden sonra Öcalan’a yönelik baskıların yoğunlaştırıldığı yönünde bilgi aldıklarını teyit etti. Bayık, bilginin daha önce de kendilerine bazı bilgiler ulaştıran birisinin aracılığıyla ulaştığını, tamamen doğruluğundan emin olmadıklarını söyledi. Buna rağmen ciddiye aldıklarını kaydeden Bayık, CPT’nin de aynı dönemde Türk devletinin onayıyla iki yıl önceki verilere dayalı bir rapor açıklamasının, kaygılarını arttırdığını belirtti.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık’ın ANF’de yayınlanan uzun ve kapsamlı söyleşisinde, kendilerine ulaşan bilgi, tecrit, CPT ve Avrupa’nın tutumuyla ilgili söyledikleri, özetle şöyle:

Gelen bilgiyi ciddiye alıyoruz

Bize gelen bilgi öyle çok kapsamlı değildir; dolaylı gelen bir bilgidir. Bilgiyi veren kişi, bizim bazı ilişkilerimize ulaşmış; Efrîn direnişi sırasında Önder Apo üzerinde bazı baskılar ve dayatmaların olduğunu, Önder Apo da bunu kabul etmeyince radyosu ve televizyonunun alındığını, yaşam alanının kısıtlandığını iletmiştir. Bilgi ulaştıran ilişkimizin güvenilir olduğunu düşünüyoruz.

Kardeşi Mehmet Öcalan’ın Eylül 2016’da yaptığı görüşme dışında Önder Apo’yla ilgili herhangi bir bilgimiz yoktur, durumu nedir bilmiyoruz. Zaman zaman çeşitli biçimlerde şöyle bilgiler aldık; Önderliğin yanına gidiyorlar, bazı konularda dayatmalar yapıyorlar ama Önderlik bunların hiçbirini dikkate almıyor, 'ben yapacağımı yaptım, bundan sonra benim yapacağım bir şey kalmamıştır, söyleyeceğimi söyledim, bunun dışında benden bir şey beklenmemeli' dediği söyleniyor. Bir buçuk yıl önce bu yönlü bir bilgi gelmişti. Yine devletle ilişkisi olan bazıları bu yönlü bilgiler iletiyordu.Bunlar gerçekten ne kadar doğru, ne kadar yönlendirme bilmiyoruz. Önderliğin yanına gittikleri, bazı isteklerde bulundukları, ama Önderliğin de bunları kabul etmediği biçimindeki bilgiler birkaç defa bize ulaştı. Bunlar dolaylı bilgilerdir. Bizim kesinlikle doğru diyeceğimiz bilgiler değildir. Efrîn şehrinin işgalinden sonra bize ulaşan bilgi de Efrîn direnişi sürecinde de dayatmalar yapıldığı, ama Önderliğin kabul etmediği yönündedir. Zaten bizim tahminlerimiz de her zaman AKP iktidarının bu tür girişimlerde bulunacağı, Önder Apo'nun da buna tavır olacağı yönünde olmuştur.

CPT sorumsuzca davranıyor

CPT’nin iki yıl sonra bir raporu açıklaması anlaşılır gibi değildir. İki yıl önce gittiğimizde durum buydu, şimdi durumun ne olduğunu bilmiyoruz, diyebilirdi. Raporun iki yıl öncesini ifade ettiğini, bu açıdan şimdi verdiği bilgilerin bugünü karşılamadığını, bugünkü durumu anlamak için yeni bir ziyaret yapılması gerektiğini söyleyebilirdi. Bunu söylemeden iki yıl sonra raporu açıklaması, bırakalım bizleri, bizim dışımızdaki tarafsız insanları, demokratik kesimleri de kaygı ve kuşku durmaya götürmüştür. Acaba bir gerçek mi örtülüyor ya da bir gerçeğin örtülmesine alet mi olunuyor?

Öte yandan Türk devleti bu dönemde böyle bir açıklamanın yapılmasına izin vererek neyi amaçlamıştır, neyi gizlemek istemiştir? CPT’nin yaptığı gerçekten de sorumsuzcadır.

Biz hala ciddi kuşkuyla karşılıyoruz. CPT’nin açıklamasından ve Efrîn şehir merkezinin işgal edilmesinden sonra bize gelen bilgiler dikkate alındığında CPT’nin derhal İmralı’ya gitmesi, İmralı’da gerekli teftişi yapması gerekir.

Sanki dünyanın şımarık çocuğu

Türkiye sanki dünyanın şımarık çocuğu, her türlü zulmü ve baskıyı yapabilir; soykırım da yapabilir; şehirleri de yakıp yıkabilir; sivilleri öldürebilir. Bu, Türk devleti için normaldir. Türk devleti kendine göre bir hikaye uydurmuş; terörizme karşı savaşıyorum, bana saldırıyorlar, şu var, bu var diyerek her türlü zulmü, baskıyı, saldırıyı meşrulaştırıyor. Dünya da buna göz yumuyor. Evet, Türkiye'ye sıra geldiğinde ne dünyanın, ne Avrupa’nın ölçüleri uygulanıyor. Bu kadar ahlaksızlık, vicdansızlık olabilir mi? Türkiye'nin yaptığını herhalde başka bir ülke yapsaydı şimdi kıyamet kopartılırdı.

Türkiye Avrupa korumasında

Türkiye'nin son 25 yıl içinde neler yaptığı ortadadır. 1990’lı yılların başından itibaren Türk devleti suç işliyor. Hem de bu suçu Avrupa’nın korumalığında işliyor. Avrupa Birliği’ne aday ülke maskesiyle işliyor. Bu maskeleri kullanarak bu suçları ve ihlalleri yapıyor. Bu yönüyle Avrupa Birliği’nin birçok kurumunun değeri ve anlamı kalmamıştır. Çünkü yaptırım gücü yok, etkisi yok, lafta kalıyor. Özellikle de Türkiye söz konusu olduğu zaman lafta kalıyor. Türkiye de bunu gördükçe baskısını daha da arttırıyor, zulmünü daha da arttırıyor, her türlü uygulamayı yapıyor. Avrupa’nın tutumu Türkiye'yi cesaretlendiriyor. Erdoğan’ın her günkü konuşmaları bile suçtur, insanlık suçudur. Ancak Erdoğan amiyane deyimle köpeksiz köyde değneksiz dolaşıyor.

Soykırıma karşı mücadele

Önderliğimizin sağlık, güvenlik ve özgürlüğü için mücadeleyi süreklileştireceğiz ve bu konuyu sürekli gündemde tutacağız. Mücadeleyi ne kadar geliştirirsek Önderliğin sağlık, güvenlik ve özgürlük sorunu konusunda o kadar duyarlı davranmış oluruz, o kadar hassas davranmış oluruz. Kürt halkının özgürlük mücadelesiyle Önder Apo’nun sağlık, güvenlik ve özgürlüğü iç içe geçmiştir. Önder Apo özgür kalmadan Kürt halkı özgürleşemez; Kürt halkının özgürlük mücadelesi gelişmeden de Önder Apo’nun sağlık, güvenlik ve özgürlük sorunu çözülemez.

Bizim gündemimizde esas olarak soykırımcı sömürgeciliğin, AKP-MHP faşizminin Kürtlere karşı yürüttüğü soykırım politikasına karşı mücadeleyi geliştirmek vardır. Önderliğin durumu da mücadeleyle bağlantılıdır. Bu bakımdan Önderliği sahiplenme mücadelesiyle Kürt halkının özgürlük mücadelesi birleştirilmezse Önderliğe doğru sahiplenilmiş olunamaz.

Gerillanın da bu mücadeledeki önemi biliniyor. Çünkü Türk devleti bütün demokratik mücadele imkanlarını ortadan kaldırmıştır. Bu açıdan da herkesin gerilla mücadelesine tam destek vermesi gerekiyor.

Sınırlı bazı eylemlerle Önderliğe sahiplenileceğini sanmak yanılgıdır. Özgürlük mücadelesini güçlendirecek düzeyde eylem yapıyorsak Önderliğe sahiplenmiş oluruz.

Önder Apo’yu en büyük sahiplenme ise onun düşüncesini sahiplenme, onun düşüncesi doğrultusunda özgürlük ve demokrasi mücadelesi verme, onun düşüncesini Kürdistan’da, yaşamda somutlaştırma, Ortadoğu’nun demokrasi ve demokratik devrim mücadelesinde somutlaştırmadır.

 

HABER MERKEZİ