Hüseyin Önen. Bu isimle sorsanız pek kimse tanımaz Bielefeld’de. Fakat ‘Bagok’ denince, yediden yetmişe herkes 26 yıldır elinde çantası ve yakasında taşıdığı rozetlerle tanır kendisini. O Heval Bagok’tur.
Ülkesinden koparılmış bir yürek. Mêrdîn Midyat’a bağlı Kewnasi Köyü’nde 1954 yılında ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya gelmiş. 9 kardeşi var. 1987 yılında çobanlık yaparken devlet baskısına, koruculuk dayatmasına dayanamayarak köyünü, ana toprağını terk eder ve Almanya’ya iltica eder.
O gün bugündür halkının özgürlüğü için elinden gelen tüm çabayı göstermiş bir insan. Kendisi ile görüştüğümüz Bielefeld’deki dernek binası onun için kutsal bir yer olmuş.
„Her gün buraya uğramadan edemiyorum“ diyor. Sohbetimiz kendisini geçmişine götürüyor ve oldukça duygulanıyor. Topraklarından neden ayrıldığını açıklayarak başlıyor söze: „Türk devleti bize zulüm ve işkence yapıyordu. Orada kalsaydım ya halkıma karşı bir hain olacaktım ya cezaevine atacaktılar ya da bizi öldüreceklerdi. Biz bunları kabul etmedik ve buralara geldik.“

‘Benim için bir cehennem burası’
Bagok Dağı çevresinde içine sindirdiği doğal yaşamın hasretini çeken 58 yaşındaki Önen, şeker, kalp, tansiyon, bronşit gibi hastalıkları olmasına rağmen dik duruşu ve dernek çalışmalarından geri durmayışı ile çevresinin takdirini alan bir Kürt.
Avrupa yaşamının Bagok’tan neler götürdüğünü şöyle anlatıyor bize: „Avrupa benim için hiç iyi değil, bir cehennem gibi. 26 yıldır Kürdistan’a gidemiyorum. Diyorum ki, bir gün ülkeme barış gelirde geri dönerim. Her gün bu umutla yaşıyorum. Bir imkanım olsa burada bir saat dahi durmam ülkeme giderim. Ben buraya ilk geldiğimde bir kartal gibiydim. Şimdi 100 yaşında gibiyim. Hastalıklarım nedeni ile günde 20 hap alıyorum. Her gün 2 iğne yapılıyor bana. Beni yaşlılar evine koymak istediler karşı çıktım. Daha geçenlerde geldiler evime baktılar. Ben gitmemekte ısrar ettim. Mecbur kabul ettiler. Bu halime rağmen bugün bana sabır veren, beni ayakta tutan değerler var. Bunlar  şehitlerimiz, zindandaki yoldaşlarımız, gerillamızdır. Bana ayrı bir sabır ve güç veren de yanımdan hiç ayırmadığım çantamdır. Bu dönemde kimse rahatlığını düşünemez. İnsan ülkesi için zahmete girecek tabii ki.“

‘Halkımı 700 Marka değişmem’
Avrupa’ya geldiği 1987 yılından bu yana başından bir çok olay geçen Bagok,  1992 yılında Alman polisi ile yaşadığı bir olayı paylaşıyor: „92 senesinde Münster konsolosluğu önünde eylem vardı. Bu eylemde polis gaz bombası atmıştı. Bu arada bir polis yakama yapışmış, ‘ben polisim diyordu.’ Ben de ona ‘sen polissen ben de Kürt polisiyim’ dedim. Kavga nedeniyle hakkımda dava açıldı. Bana o dönem 45 bin Mark para cezası verildi. Mahkeme Başkanı bana o zaman ‘hastalığın nedeni ile sana 700 Mark aylık veriyorduk. Şimdi bu paranı kesiyoruz’ dedi. Ben de kendisine şu cevabı verdim: ‘Ben 40 milyonluk halkımı 700 Mark’a değişemem. Kesebilirsiniz. Sonra o 45 bin marklık cezayı ödedim.“
 
Taşıdığı rozetler için para cezası

Yaşadığı olaylar bununla bitmiyor Bagok’un... Yakasında taşıdığı rozetler yüzünden 1 yıl önce mahkemelik olmuş. Hiç unutamayacağını söylediği olayı anlatırken, sanki kendisinden bir parça koparılmış gibi hissettiği olayı şöyle anlatıyor: „Benim için unutulmaz olan bir olay 25 yıldır yakamda taşıdığım parti rozetlerim yüzünden geldi. Bu rozetler nedeni ile polis tarafından çok kez durduruldum. Bana ‘Sen PKK’ye yardım ediyorsun. Bu rozetler yasaktır taşıyamazsın’ dediler. Ben de onlara ‘ben yasak bilmiyorum. Hem siz kendi ülkenize yardım etmiyor musunuz? Ben de kendi ülkeme yardım ediyorum’ şeklinde cevap verdim. Kaç kez rozetlerimi aldılar. Sonunda hakkımda dava açıldı. Beni karakola çağırdılar gitmedim. Onlara ‘önce gelin ben sizi yargılayayım’ dedim. Avukat tuttum. Sonunda bana 500 Euro para cezası verdiler. Hiç umurumda değil ceza. Polis bu şekilde beni halkımdan koparamaz. Bunlar bana vız gelir. Ülkem için verilen her cezaya razıyım. Fakat ben rozet taşımadığım zaman hasta oluyorum. Halkım için ölünceye kadar var gücümle çalışacağım. Halkımın içinde olmasam ben ölmüşüm demektir. Bu tür cezalar beni engelleyemez.“

‘Avrupa’da boğulduk’
Avrupa yaşamının Kürtleri etkilediğini söyleyen Bagok, ailelerin çocuklarını sahipsiz bırakmalarından duyduğu rahatsızlıği dile getirerek devam etti konuşmasına: „Bazıları diyor ki Avrupa’da biz bozulduk. Ben de diyorum ki hayır biz boğulduk, eridik. Kızlarımız, oğlanlarımız dağılıp gittiler, kötü yollara düştüler, elimizden çıktılar. Kendi dillerini doğru dürüst bilmiyorlar. Bana göre 100 aileden 10 ailenin çocukları kendilerine aittir. Yani Avrupa bizi bir çok yönlü asimile ediyor. Buna engel olmamiz lazım. Ben bu konuda ailelerin suçlu olduğunu düşünüyorum. Suç onların.“

‘Evliliği değil Kürdistan’ı düşündüm’
Hüseyin Önen, 58 yaşında ve hiç evlenmemiş. Gerekçesini bakın nasıl anlatıyor: „Ben kardeşlerimin en büyüğüyüm. Evliliği hiç düşünmedim. Hep Kürdistan’ı düşündüm. Her şeyim Kürdistan’a bağlı. Bugüne kadar ne yapmışsam pişman da değilim. Kendimi halkıma ülkeme adadım.“

‘Şehitlere minnettarım’

3 kez gerillaya katılmak için başvurduğunu fakat rahatsızlığı nedeni ile kabul edilmediğini söyleyen Bagok, son sözlerini söylerken bizi oldukça duygulandırıyor. Bagok: „Kürt halkına, zindanlarda ki direnişe, dağdaki gerillaya başarılar diliyorum. Tüm şehitlerimizi saygı ile anıyorum. Onların emeğini hiç unutmamamız lazım. Onlara minnettarım. Yaşadığım sürece halkıma, Önderliğime ve mücadeleme bağlı kalacağım. Her Kürt bu çerçevede düşünmelidir. Başka çaremiz yok. Biz mutlaka zafere ulaşacağız. Herkese başarılar diliyorum.“

MURAT MANG/BİELEFELD