Son dönemlerde Avrupa’da göçmenlere yönelik gerçekleştirilen hak ihlallerinin, katı uygulamaların ve yaşanan kötü olayların artması hepinizin dikkatini çekmiştir. Elli yılı aşkın bir süredir göç almış olmalarına rağmen, yaşanan sorunlar karşısında yapıcı bir tutum segilemeyen ya da sergilemek istemeyen Avrupa devletleri, çareyi ırkçı yönelimlerde bulmuş gibi görünüyor.
Şöyle kısaca bir bakıldığında Avrupa ülkelerinin önce ekonomilerini kalkındırmak adına yabancı işçilere ihtiyaç duydukları, ancak amaçlarına ulaştıktan sonra ise göçü engellemeye yönelik politikalar izledikleri kolayca görülmektedir. Hatta bazı devletler bu bağlamda geri dönüşü destekleyen uygulamalar hayata geçirmiştir. Bu uygulamalardan biri Almanya‘da birkaç defa para karşılığında geri dönüşü teşvik etmeye yönelik girişimler şeklinde kendini göstermiştir.
Ancak ilerleyen süre içerisinde bir taraftan Avrupa‘da ekonomik alanda yaşanan gelişmelerden, öbür taraftan da gerçekleşen demografik dönüşümlerden dolayı yine göçmelere ihtiyaç duyulmakta. Fakat bu defa bir öncekinden farklı olarak, nitelikli göçmen tanımlaması kullanılıyor.
Ancak uzun süredir Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde yaşadığı ve nitelikli eleman özelliklerine sahip olduğu halde, eğitim ve tecrübeleri Avrupa standartlarında görülmediği için işsiz olanların ya da başka bir işle uğraşmak zorunda kalanların sorunları, pek ilgi uyandırmıyor olsa gerek. Ayrıca ırkçılıkla mücadele etmek yerine anonim iş başvurusu gibi bir uygulama ile yabancıların kendi kimliklerini saklayarak iş başvurusu yapmak durumunda kalmaları ve bunun çok iyi birşeymiş gibi Avrupa medyasında lanse edilmesi de duyarlı basın anlayışından kaynaklanıyor olsa gerek.
Avrupa devletlerinin izlediği, örneklerini çoğaltabileceğimiz bu sakat göçmen politikalarının ve gel-gitlerin bu ülkelerde yaşamak zorunda kalan göçmenler üzerinde nasıl bir hasar yarattığı konusu ise sadece göçmenlerin kendi aralarında konuştukları bir konu olmaktan ileri gidemiyor.
Bu göçmen gruplarından biri olan Kürtler de ne yazık ki, aynı sorunlarla karşı karşıya. Her ne kadar Kürtler arasında 60’lı yıllarda ekonomik kaygılardan dolayı Avrupa‘ya göçte bir artış gözlenmiş olsa da bir çoğumuz, Kürdistan’da yaşatılan kirli savaş koşullarından dolayı iltica talebinde bulunmak zorunda bırakıldık ve bu durum geçerliliğini kısmi oranda da olsa hala koruyor.
Bu durum diğer sorunların yanı sıra Kürdistan’daki savaş koşullarının insanların psikolojisi üzerinde meydana getirdiği tahribatları da bu sorunlara ilave etmemizi gerektiriyor. Üstelik ayrı bir göçmen grubu olarak tanınmıyor olmamız da göçmen olmamızdan kaynaklı mevcut sorunlarımızın belirlenmesini engellediği gibi bu sorunların, biliçli bir şekilde çözümsüz bırakılmasına adeta hizmet ediyor.
Netice itibariyle Kürtlerin sahip oldukları örgütlü yapı birçok alanda kendi sorunlarını çözebilecek kurumsal yapıları ya barındırıyor ya da bu bağlamda yeni oluşumları destekliyor. Sadece Kürtler’de değil tüm göçmen gruplarında ortak olarak gözlemlenen sosyalleşme, kendine güvenmeme, içe kapanıklık, işte veya okulda başarısızlık gibi sorunların çözümünde birçok Avrupa devletinin izlediği politikaların başarısız olduğu da artık genel bir kabul görüyor. Anlamaya çalışmadığınız ya da anlayamadığınız bir kültürün yaşadığı problemleri de çözme noktasında pek başarılı olamıyorsunuz. Dolayısıyla biz kendi sorunlarımızı kendimiz çözmediğimiz taktirde başkaları bizim problemlerimizi kendi istedikleri şekilde çözüyor. Kendi sorunlarımıza çözüm getiren bir kurumsallaşma anlayışının önemi bir kez daha gün yüzüne çıkıyor.

gulistan_utkun@hotmail.de