İstanbul’da dokuz avukat daha tutuklandı. KCK davalarından tutuklu avukatlarla birlikte cezaevlerindeki, devletin deyimiyle "terör suçlusu” avukat sayısı 43 oldu. AKP ileri demokrasisi gereğince, tutuklu gazetecilerden sonra tutuklu avukatlarda da dünya birincisi olma yolunda hızla ilerliyor T.C.

Avukatların tutuklanmaları, savunma hakkını, Türkiye’deki hukuk ve adalet anlayışına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Olanlar, yazarından siyasetçisine pek çok kişiye, bu kadarı da olmaz dedirtti.
Bu sahiplenme sevindirici elbet, ancak, iş avukatlara gelene kadar binlerce kişinin aynı şekilde hukukdışı yöntemlerle mağdur edildiği ve fakat bunca hukukdışılığın tartışılmaya değer görülmediği ve hatta sayı 30-40 olmadan yani tek tek avukatlar tutuklanırken ya da öldürülürken sessiz kalındığı gerçeği karşısında, sevinmekle üzülmek arasında takılıp kalıyor insan. Bu iki yüzlülüğü de sorguluyor ister istemez...
Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu’na (HHB) yapılan saldırı ile devlet; katliam, işkence, infaz ve iş cinayetlerine ilişkin davaları takip etmelerini önleyemediği hukuk örgütlerini susturmayı amaçladı.  
Bayrampaşa Katliamı ve Engin Çeber dosyasındaki gibi devleti sıkıştırarak, yargıya baskı oluşturarak, kamuoyu yaratarak gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlayan, devlete suç üstü yapan avukatları, çalışamaz duruma getirmeyi amaçladı.
KCK davalarında üst noktaya varmış bulunan avukat dayanışmasını kırmayı amaçladı.  Avukatların adalet ve özgürlük mücadelesini, halkın hak arama mücadelesinden ayırmayı amaçladı.
Bu baskılar ve müvekkili ile özdeşleştirilme korkusunun, pek çok avukatı muhalif olmaktan ya da muhaliflere avukatlık hizmeti vermekten alıkoymasını amaçladı.
Avukatlara yapılan son saldırılar aynı zamanda, hukuk yoluyla savunma hakkına büyük zarar verdi. Şüphelilerin istedikleri avukatla temsil edilme hakkını ve avukatların mesleklerini güven içinde yapabilmesini zorlaştırdı…
Bu kadar çok sayıda avukatın bir anda tutuklanması her gün yaşadığımız bir olay değilse de devletin amaçlarına ulaşamayacağını söyleyebiliriz rahatlıkla. Dayanışmanın da, mücadelenin de bu yolla bitirilemeyeceği bir gerçek.
Dün 24 Ocak "Tehlikedeki Avukatlar Günü”ydü. Madrid’de 24 Ocak 1977 günü katledilen (Atocha Suikasti) dört işçi sendikası avukatı ile bir çalışanın anısına belirlenen bu gün, Demokrasi ve Dünya İnsan Hakları için Avrupa Avukatlar Birliği (ELDH), Avrupa’lı Demokratik Avukatlar (AED) ve Avrupa Barosu İnsan Hakları Enstitüsü (IDHAE) tarafından düzenlenen etkinliklerle gerçekleştiriliyor.
Bu yıl İspanya’da Bask avukatlarının ETA ile ilişkilendirilerek uğradıkları baskılar ve tutuklanmaları nedeni ile Basklı avukatlara ithaf edilen bu gün, geçen yıl KCK ile ilşkilendirirlerek tutuklanan avukatlar nedeni ile Kürt avukatlara ithaf edilmişti.
Başa dönersek; pek çok şey söylenebilir elbet savunma hakkına, avukatların gözaltına alınmaları sırasında yaşanan hukuka aykırı uygulamalara, tutuklanmalarına dair.
Ancak olacak olan şu; Pek çok örneğinde olduğu üzere avukatlara yapılan baskılar geri tepecek ve hukuksuzluklara, adaletsizliğe karşı hukukçu mücadelesini körükleyecek. Gazeteci tutuklayarak gazeteleri susturamadıkları gibi avukat tutuklayarak ÇHD, HHB ve Kürt avukatların mücadelesini ve tutuklanan arkadaşlarımızında dediği gibi, devrimci avukatlık anlayışını ve pratiğini geriletemeyecekler.