Özellikle muhaliflere ve Kürtlere yönelik yargı pratiği, akıl sınırlarını zorlayacak boyutlara ulaştı. Daha önce “sağır ve dilsizlerin” slogan attığı gerekçesiyle tutuklandığı Türkiye’de, şimdi de “yüzde 60 felçli ve ancak koltuk değnekleriyle ayakta kalabilen” insanlar “kaçma şüphesi” ile tutuklanıyor. 

Mardin doğumlu 40 yaşındaki Abdulkerim Yaküt, yüzde 60 bedensel engelli biri. Yaküt, 12 yaşında gördüğü yanlış tedavi ve vurulan iğneden dolayı ayaklarından felçli hale geldi. O tarihten beri ancak koltuk değnekleriyle ayakta kalabilen Yaküt, geçtiğimiz yıl Antalya’da yapılan bir operasyon kapsamında gözaltına alınarak tutuklandı. “Engelli ve felçli” haline rağmen “kaçma şüphesi” ile 14 ay önce tutuklanan ve o günden beri tutuklu bulunan Yaküt’ün halen iddianamesi hazırlanmış değil. Ancak ortada iddianame olmamasına rağmen Yaküt’ün engellikten kaynaklı maaşı, “suçluymuş” gibi kesildi. Sadece bu maaşla geçinen Yaküt’ün eşi ve en büyüğü 12 yaşında olan 4 çocuğu da, geçinemez hale geldi. Bununla birlikte Yaküt hakkında bir de 27 Kasım'da cezaevinde “halay çektiği” gerekçesiyle soruşturma açıldı. 

 

Keşke halay çekebilseydim

Operasyon sonrası bir ay gözaltında kalan Yaküt, gönderdiği mektupla kendisi ve cezaevi ile ilgili bilgileri paylaştı. Aynı zamanda böbrek hastası da olan Yaküt, şunları dile getirdi: “Halen iddianamem çıkmış değil ne ile suçlandığımı bilmiyorum. 14 aydır, 'kaçma' şüphem olduğu için serbest bırakılmıyorum. Bunlara rağmen ayakta sayım vermediğimiz için hakkımızda soruşturma açıldı. Bir de 27 Kasım günü halay çektiğimiz gerekçesiyle hakkımızda soruşturma açıldı. Keşke halay çekebilseydim ama bu fiziken mümkün değil. Çünkü her iki ayağımdan da felçliyim, yüzde 60 bedensel engelli raporum var."

 

Baskılar giderek artıyor

Ayrıca her türlü hakkın cezaevinde engellendiğini ve hiçbir şekilde tutsakların kitap edinmelerine izin verilmediğini ifade eden Yaküt, “6-7 ay önce art arda baskınlar yapıldı koğuşlarımıza. Defter ve radyolarımıza el konuldu. Herhangi bir tutanak da tutmadılar” dedi. El konulan Kürtçe kitap çalışmalarının da “tercüme yapılamadığı” gerekçesiyle geri verilmediğini aktaran Yaküt, cezaevinde bulunan 100 siyasi tutsağın bloklar arasında bölüştürüldüğünü; aynı cezaevinde bulunan tutsakların bir birine mektupla dahi iletişim kurmasına izin verilmediğini bildirdi. ANTALYA



Suya ve bebek bezine kota

BERİVAN ALTAN/MA/MERSİN


Tarsus Cezaevi'nde kalan kadın tutsaklarla görüşen Avukat Azize Kurnaz, cezaevi idaresinin suyun yanı sıra bebek bezine kota getirdiğini aktardı. 

Mersin'in Tarsus ilçesinde yapımı yeni tamamlanan Tarsus Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde yer alan T2 Kapalı Kadın Cezaevi'nde kalan tutsaklar, hak ihlalleri ve gayri insani yaklaşımlarla yüz yüze. Geçtiğimiz hafta cezaevindeki Havva Bayram ve bazı tutsaklarla görüşen Avukat Azize Kurnaz, cezaevlerinde özellikle çocuklu kadınların büyük zorluklar yaşadığını aktardı. Havva Bayram'ın, 6 yaşındaki çocuğuyla birlikte cezaevinde kaldığını, ancak çocuğunun yaşını doldurması üzerine 1 ay önce cezaevinde kreş bulunmadığı gerekçesiyle annesinin yanından götürüldüğünü anlatan Kurnaz, kreşin açılmasıyla küçük çocuğun yeniden annesinin yanına getirileceğini öğrendiklerini belirtti. 

Görüşmelerinde kendisine cezaevinde suya kota getirildiği bilgisinin de verildiğini dile getiren Kurnaz, tutsakların tüm ihtiyaçları için günlük 100 litre soğuk ile 50 litre sıcak su kotası verildiğini, bu kotanın aşılması halinde ise sularının kesildiğini kaydetti. Suya getirilen bu kotaya bebekli anneler için ekstra su kotası verilmediğini de vurgulayan Kurnaz, 150 litrelik su kotasına temizlik, içme, günlük tüm su kullanımının dahil edildiğini dile getirdi. 

Bayram'ın kendisine yine cezaevinde bulunan bebeklere şimdiye kadar verilemeyen bebek bezinin yeni verilmeye başlandığını, buna da kota getirildiğini söylediğini de paylaşan Av. Kurnaz, “Geçenlerde bir annenin bebeği ishal olmuş ve bir haftalık bez iki günde bitmiş. Bebek bezi istemişler ama verilmemiş. Yoğun ısrarlar üzerine ancak bebek bezi verilmiş" dedi.

 

Bazı doktorlar kelepçe istiyor

Bayram'ın kulağındaki bebek küpesinin dahi suç unsuru olarak kabul edildiğini ve küpeyi çıkarmadığı için tedavisinin yapılmadığını söyleyen Kurnaz, özellikle askerlerin hakaret ettiğini kaydetti. Avukat Kurnaz, görüştüğü Bayram'ın "Doktora gittiğimiz de doktorlar bizden korktuklarını söylüyorlar. Bu yüzden kelepçeli muayene yapacaklarını belirtince kelepçeli muayene dayatılıyor" dediğini anlattı. 

Bayram'ın aklı ermeye başlayan çocuğunun gardiyanlardan korktuğunu, onları görünce tedirgin olduğunu anlattığını da belirten Kurnaz, 6 yaşındaki çocuğun annesine "Anne gardiyanlar bizden nefret ediyor. Bunlar bizi sevmiyor" dediğini paylaştı. 

 

Ameliyatı rapora yazmadı

Bir diğer tutuklu Bahar Kızgın'ın ise revire çıkarılmamaktan şikayetçi olduğunu belirten Kurnaz, doktorun "Rahmindeki kisin kansere dönüşme oranı yüzde 65'tir. Ameliyat olman gerekiyor" dediğini, ancak gardiyanların müdahale etmesi ardından bunun rapora yazılmadığını söyledi. Av. Kurnaz, ayrıca Kızgın'ın kan tahlillerinin sonuçlarının kötü çıkmasına rağmen, kan tahlilinin yeniden yapılmadığını ve tedavi edilmediğini aktardı. 

 

‘Can güvenliği’ denilip hücreye atıldı

Kırıklar F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Nurullah Semo, “can güvenliği” gerekçesiyle tek kişilik hücreye alındı.

Ülkü Ocakları Ege Üniversitesi sorumlusu Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nun öldürülmesiyle ilgili yargılandığı davada, hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Nurullah Semo, Kırıklar 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutuluyor. Semo’nun kimseyle görüştürülmediği, spora bile tek başına çıkarıldığını belirten tutuklular, Semo’nun hayatından endişe ettiklerini ifade etti. Semo’nun tek kişilik hücreye alınmasının cezaevi yönetimi tarafından kendilerine, “Adalet Bakanlığı’nın talimatı olduğu” yönünde aktarım yapıldığını belirtti. 

İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi’ne faks çeken tutuklular, Semo’nun arkadaşlarının içinde yer alması gerektiğini belirtirken, cezaevi yönetiminin yaptığı işlemin yasadışı olduğunu dile getirdi. Semo’nun tecrit altına alındığına dikkat çeken tutuklular, Semo'nun başına bir şey gelmesi durumunda sorumlunun cezaevi yönetimi ve Adalet Bakanlığı olacağını ifade etti. 



Elazığ’da 54. gün

Elazığ T Tipi Cezaevi’nde kimlik dayatmasına karşı duran kadın tutsaklar, saldırılara karşı 54 gündür açlık grevinde.

Elazığ T Tipi Cezaevi’nde kadın tutsaklara kimlik kartı dayatılıyor. Üzerinde isim, soyisim ve fotoğrafı ile "terör" yazılı kartları takmaları istenen tutsaklar, buna direnince "terör" ibaresi kaldırılmıştı. Şimdi de isim ve soyadları olan kartları takmaları dayatılıyor. Kadın tutsaklar bu dayatmalara boyun eğmeleri durumunda tüm haklarının gasp edileceğini ve yeniden “terör” kartlarının geleceğini belirterek, bu kartları da kabul etmedi. Kartları takmadıkları için tutsaklar 4 aydır arkadaş, aile ve avukat görüşüne çıkamıyor, duruşmalara gidemiyor, telefon hakkını kullanamıyor, sohbet ve sosyal etkinliklere katılamıyor, revire ve hastaneye gidemiyor, kargo alamıyor. Kargo yasağı dolayısıyla kitap ve kıyafetlerini de alamıyorlar.

Ayrıca "tatbikat" adı altında koğuşlara tazyikli su sıkma ve darp dahil her türlü saldırıya uğrayan kadın tutsaklar, 54 gündür açlık grevinde. PKK ve MKP davalarından 6 tutsak dönüşümlü olarak başlattıklarını açlık grevini 9 Kasım'da dönüşümsüz süresiz açlık grevine çevirdi.

ESP MYK Üyesi ve Suruç gazisi İlke Başak Baydar ile önceki gün görüşen Av. Can Tombul, basında gündeme gelmesi üzerine fiziki saldırıların son bulduğunu, ancak kimlik dayatmasının devam ettiğini söyledi. Av. Tombul, "Elazığ bir pilot bölge gibi gözüküyor. Buradaki uygulamaların, saldırıların yaygınlaşma ihtimalinden endişe ediyoruz" derken, tutsakların saldırı ve dayatmalar karşısında direndiğini ifade ederek, dayanışma çağrısında bulundu.


Yasağa karşı kitaplar mektuplaştırılıyor

DİREN YURTSEVER/MA/ANKARA

Cezaevlerindeki kitap yasağını aşmak için “Kitapları mektupla yolluyoruz” kampanyası yürüten Deli Dalgalar İnisiyatifi, şimdi de kitap yazarlarıyla birlikte, “Yazarlar Kitaplarını Mektuplara Yazıyorlar” kampanyası başattı. 

Deli Dalgalar İnisiyatifi, OHAL gerekçesiyle cezaevlerinde uygulanan kitap yasağına karşı "Yazarlar Kitaplarını Mektuplara Yazıyorlar" kampanyasını başlattı. Kampanyanın içeriği; cezaevlerinde kitap yasaklanmasına karşı çıkan yazarların el yazılarıyla kendi kitaplarından bir öykü ya da bir bölümü, şairlerin ise kaleme aldıkları şiirlerini içeriyor. Yazar ve şairler bu yolla yasağı delmeyi amaçlıyor.


Yazarları da ilgilendirir

Kampanyaya ilişkin konuşan Deli Dalgalar İnisiyatifi'nden yazar Sibel Öz, OHAL uygulamasının "bahane" edilerek kitapların cezaevlerinde yasaklanmasının sadece tutukluları değil, yazarları da ilgilendirdiğinin altını çizdi. Bu yüzden yazarlar olarak "Neden bizim kitaplarımızı vermiyorsunuz, yasaklıyorsunuz?" diye sorma haklarının olduğunu belirten Öz, "Onlara kitaplar ulaştırılmıyor. Kimin kitapları? Bizim kitaplarımız; yazarların, şairlerin, edebiyatçıların kitapları. Peki bu durumda, o kitapları üreten insanların bir tepkisi olmayacak mı? ‘Kardeşim neden vermiyorsun benim kitaplarımı, hangi gerekçeyle, hangi yasaya dayanarak’ demeyecekler mi? Sonuçta, bu durum biz yazarlar açısından da korkunç bir olay. Ortaçağ döneminde olduğu gibi kitaplar yasaklanırken, ne kadar özgürce yazdığımızı iddia edebiliriz? ‘Okur’ sadece Taksim’de, Kadıköy’de midir? Okur her yerdedir. Bz hepsine dair yazıyoruz" diye konuştu.

 

Güvenlik gerekçesi örtüdür 

Öz, kitapların cezaevlerinde yasaklanmasının yayın evlerini de ilgilendiren bir durum olduğunu vurgulayarak, şunları dile getirdi: "Onların da, 'Benim kitabım yasal; hangi gerekçeyle bu insanlara vermiyorsun?' deme hakları ve görevleri vardır. Geçmiş dönemlerde Atlas dergisi verilmemişti komik gerekçelerle, Türkiye haritası ekinden dolayı. Bu insanlar Türkiye topraklarında yaşamıyorlar mı, harita üzerinden ne gibi bir plan yapabilirler? 'Güvenlik' gerekçesi tüm hakların üzerini örtebilir mi, sınırı nedir? Atlas’a yazmış, durumdan haberdar etmiştik, ancak herhangi bir açıklama ya da tepkileri olmamıştı. Genel olarak bu tepkisizlik, hakların sürekli ve giderek artan biçimde kısıtlanmasını getirecektir ki getiriyor."

 

Sembolik ama anlamlı

İnisiyatif olarak daha önce de kitap yasağına karşı, "OHAL'de Mektup" kampanyası başlattıklarını ifade eden Öz, kampanya kapsamındaki mektupların cezaevindeki okurlara ulaştığını söyledi. Mektupların sorunlara rağmen ulaştığını aktaran Öz, "Aslında kitaplar gibi mektuplarda da büyük sıkıntılar var. Yaşadığımız çağda, mektuplar aylara varan bir serüvenle ulaşabiliyor, bazen hiç ulaşmayıp fail-i meçhul oluyor" diye konuştu. Yapılan etkinliğin sembolik fakat anlamının büyük olduğunu sözlerine ekleyen Öz, şöyle devam etti: "Anlamı şöyle özetlenebilir aslında; insan aklının, yüreğinin ürettiklerini insandan esirgeyemezsiniz. Yasaklar, mutlaka aşılır, yeni çözümler yaratır insan aklı. Deli Dalgalar’ın yaptığı da bu."

 

Herkes kampanyaya katılsın

Şimdi, "Yazarlar Kitaplarını Mektuplara Yazıyorlar" kampanyasına yazarların büyük ilgi gösterdiğinin bilgisini paylaşan Öz, şu çağrıda bulundu: "Eleştirmeni, editörü, yazarı, okuruyla kitabı inşa eden ve kitaba anlam katan tüm edebiyat gönüllülerini ve yayın evlerini kitaba sahip çıkmaya, kampanyaya katılmaya çağırıyoruz. Ülkenin en çok okuyan kesimi dün olduğu gibi bugün de hapishanelerde. Muhtemelen çok okudukları için oradalar! Bu nedenle kitapları onların ellerinden almak, havasız susuz bırakmaktan daha ağır bir uygulamadır ve derhal kitap yasaklarına son verilmelidir."


Çocuk tutsaklar açlık grevinde

Hatay Yayladağ Kapalı Çocuk Cezaevi ve Denizli Kapalı Çocuk Cezaevi'nde bulunan çocuk tutsaklar, baskılara karşı açlık grevinde.

Hatay Yayladağ Kapalı Çocuk Cezaevi'nde bulunan kız çocukları cezaevi koşullarına karşı 3 günlük dönüşümlü açlık grevine başladı. Açlık grevine Denizli Kapalı Çocuk Cezaevi'ndeki çocukların da katılacağı edinilen bilgiler arasında. Denizli Çocuk Kapalı Cezaevi'nde bulunan ve açlık grevine girecek olan çocuklardan biri, cezaevinde yaşanan hak ihlallerini ailesi aracılığıyla kamuoyuyla paylaştı. Çocuk, erkek gardiyanlar tarafından sistematik cinsel istismara maruz bırakıldıkları bilgisini verdi. Yayladağ Cezaevi'nde bulunan bir çocuğa da çıplak aramanın dayatıldığını söyleyen çocuk, bu duruma karşı direnmesi sonucu çocuğa hücre cezasının verildiği bilgisini paylaştı.

Gardiyan ve yöneticiler tarafından telefon aramaları ve görüşler üzerinden tehdit edildiklerini aktaran çocuk, "Tutsak arkadaşımızın ranzası görüş mesafesinde olmasından kaynaklı sürekli nöbetçi askerler tarafından tacize maruz bırakılıyor. Bu durumu cezaevi yönetimine bildirmesine rağmen herhangi bir önlem alınmadı ve arkadaşımız intihar girişiminde bulundu. Cezaevinin coğrafi konumu nedeni ile kış mevsimi çok sert geçiyor. Buna rağmen hala kaloriferler çalıştırılmıyor. Temel ihtiyaç malzemeleri ve kantin alışverişi yapamıyoruz" dedi.

Çocuk, son olarak cezaevinde koşulların düzeltilmemesi halinde açlık grevlerini sürdüreceklerini söyledi.