Filistinli karikatürist Naci El-Ali’nin sanatçılığını ne kadar övsem de az olacağını düşünüyorum. Filistin intifadasının harlı günleriydi, Londra’da sürgün hayatı yaşayan Naci-El-Ali cadde ortasında kurşunlanarak katledilmişti. Onun şahsında düşünce özgürlüğüne suikast yapılmıştı. Ali, elbette silahsız değildi, ancak onun silahı yanından hiç ayırmadığı çantasındaki kurşun kalem ve beyaz kağıtlardı.
Kalabalık, asfaltta sırtüstü kanlar içinde yatan Ali’nin etrafını sardığında, O mazlumların gönlünde çoktan yer edinmişti. İsrail Siyonizminin Filistin halkı üstünde Nazileri aratmayacak uygulamalarını tirajı yüksek Arap gazetelerinde çizgileriyle eleştirdiği aydınlatıcı ve düşündürücü sanatı sürecekti. Dünya basını Ali’nin akan kanından asfaltta oluşan deseni yayınlamıştı.
Naci-El-Ali’nin eserleri dünyanın birçok yerinde sergilendi, sergilenmeye devam ediyor. Ali’nin eserleri en duyarsız insanı bile düşündürüp etkiler. Sabra ve Şatila katliamları, tel örgüler, bombalanan ve yakılan yerleşim alanları, sürgün yollarında insanlar, uluslararası kirli politik oyunlar, intifada... Bir halkın tragedyasını karikatür ve desen sanatının güçlü yorumuyla sergilerdi.
Naci-El-Ali genç yaşta katledildiği halde, o kısa ömründe sansür edilenler hariç Arap ve dünya basınında yayımlanan 40 bin dolayında karikatür ve desen çizmiştir. Ali’nin aydınlatıcı özelliklere sahip sanatı, ABD ve İsrail ile işbirliği içerisinde olan Arap devletleriyle de hiç barışık olmadı.
1937 yılında Filistin’in Galile’ye bağlı Shajarah köyünde yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Ali’nin köyü, Siyonistler tarafından işgal edilip yakılır. Ailesi 1948 yılında Lübnan’daki Filistinlilerin en büyük kampı olan El Helveh kampına yerleşmek zorunda kalır. Ali mülteci kampında özgür bir vatan özlemiyle büyür. Karikatür ve desen sanatına başladığında, elbette aynı zamanda kendi dünyası olan Filistin halkının yaşadığı haksızlıkları ve zulümleri çizecekti. Ali’nin sanatı kısa sürede kitleler tarafından beğeni görür, bir kaç gazeteye birden karikatür ve desen çizmeye başlar. Ali eserlerini geleneksel harflerle atılan imza yerine, her desen ve karikatüründe mazlum, yalınayak, olaylara korku, tedirginlik, merak içerisinde bakan Hanzala yer alıyor. Hanzala bir imzadır, ancak sembolleşmiş bir çocuktur. Düşe kalka gezer, korku ve tedirginlik içerisinde olayları izler. Ancak olayları Hanzala ile görünteleyen Ali’dir.
Olayları detayları ile çizen Ali, Hanzala şahsında kendini çiziyordu. Hanzala artık hiçbir olayı kaçırmamaktır. Nerede zulüm ve haksızlık varsa, Hanzala oradadır. Hanzala genelde Filistin’dedir, ama Ortadoğu’yu da ihmal etmeden gezer.
ABD, İsrail ve işbirlikçi Arap devletlerinin kapalı kapılar ardındaki kirli planlarını izler ve ertesi gün halka yansıtır. Hanzala evladını yitirmiş, ağıt yakmakta olan Filistinli anaların yanındadır. İntifada panzerlere taşlarla karşı koyan çocukların içindedir. Hanzala diplomasidedir, Hanzala bir melaike gibi habercidir de... Olası tehlikeleri önceden bildirmeye çalışır ve önlemler konusunda perspektifler de sunar gücü yettiğince...
‘İkinci kez dünyaya geldim’
Hanzala kısa sürede olay yaratmaya başlar. Siyonistlerin ve Arap gericilerinin şimşeklerini üstüne çeker, bazen günlerce sansürlere takılır, ancak sevenleri de çoğalmıştır Hanzala’nın.
Ali’nin karikatür ve desen çizdiği her gazetenin okuyucusu Hanzala’nın bir hayranı olmuştur artık. Ali, bir röportajında “Ben iki kez dünyaya geldim, ikinci doğumum Hanzala’yı çizmeye başlamakla gerçekleşti” der. Gerçek sanatçılar mazlumlardan, ezilenlerden yanadır. Hele hele sömürge bir ulusun sanatçısı sanatıyla mücadele saflarındadır. O barıştan, hukuktan güzellikten yanadır, yoksa o sanat ne işe yarar?
Cenevre’de yaşayan Lübnanlı sanatçı Semir, şöyle diyor: “Naci-El-Ali’nin Lübnan’da çıkan As-Safir gazetesinin arka sayfasında karikatürleri yayımlanıyordu. Ali’nin çizdiği karikatürler öyle ilgi görüyordu ki, ben dahil, okuyucuların belki de çoğu sabahleyin ilk gazeteyi aldığımızda arka sayfada yayımlanan karikatüre bakmadan gazeteyi okumaya başlamazdık. Bazen bizi güldürür, düşündürür ve hüzünledirirdi.”
Hanzala ile özdeşleşen Ali’nin dostları çoktu, ancak düşmanları da güçlü ve acımasızdılar. Ali, Hanzala’nın şahsında, toplumsal olayların özüne ilişkin aydınlatıcı bilgi aktarır. Bu anlamda Hanzala Ali’den başkası değildir. Kırkbin kez çizer Hanzala’yı. Bu sanatsal üretkenlik, başlıbaşına saygı uyandıracak bir niteliktir.
Ali, evrensel boyutta bir sanatçıydı. Geçtiği yerlerde iz bırakıp, ışık saçtı. Naci-El-Ali Filistinli’ydi, Lübnan’da sürgünde yaşadı. 1987 yılında Londra’da sürgündeyken, üstüne yaylım ateşi açılması sonucu katledildi.
Ali’nin katledilişine dünya basını geniş yer verdi. Karikatüristler, ressamlar, şairler Hanzala’yı işlediler sanatlarına. “El Hayat” gazetesi Ali’nin katledilmesinden sonra yer verdiği yorumda: “Hanzala köyünden sürgün edilince on yaşındaydı, aynı köyde özgür bir yaşam başlarsa, Hanzala büyür. Aksi takdirde Hanzala hep on yaşında kalacaktır” diye yazdı.
Naci-El-Ali, sanatında, Filistin halkının ortak toplumsal özlemi ve tutkusu olan özgürlüğü idealize ediyor, siyasal değerlendirmeler yapıyor, halka düşmanca olanı detaylarıyla görüntülüyordu. Filistin özgürleştikçe Hanzala büyüyor, bombalandıkça yaralanıyor; bu anlamda sanatı yoluyla halkıyla özdeşleşen ve onunla yaşayan bir sanatçıdır Naci-El-Ali.
AYDIN DERE: Filistin özgürleştikçe Hanzala büyür