Dicle Üniversitesi’nden ‘Barış İçin Akademisyenler’in ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ metninin imzacısı 16 akademisyen, yayınlanan son Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edildi.

Aralarında çok sevdiğim hocam Aydın Gelmez de var. Odası, öğrencilik yıllarımızda üniversitenin -hem de bütün sigara dumanına rağmen- en güzel, en özgür nefes alınabilen mekânlarından biri oldu hep. Felsefe okumuyordum ama buna rağmen başka bölümlerden arkadaşlarla birlikte mütemadiyen uğrardık. Ersin hoca ve Aydın hocanın binbir referansla ve heyecan içinde memleket ve felsefe hakkında anlattıklarını dinler, çıkınca birbirimize “Adamın kitabını gördün mü, nasıl da fişlemiş her yerini” diye hayranlıkla anlatırdık.

Dicle, AKP/Cemaat iktidarı ardından yönetimi Kemalistlerden Cemaat’e geçen üniversitelerden biriydi. Bu devir teslime kapsamlı bir dönüşüm eşlik ediyordu. Üniversitenin neredeyse bütün bölümleri, ‘badem bıyıklı’ profesörler, doçentler, asistanlar tarafından zaptedilmişti. ‘Yeni Edebiyat’ dersimize giren profesör, ayrıca Ergani’deki ‘sohbet toplantılarına’ katılıyordu mesela. ‘Eski Edebiyat’ dersini, elinde tespihle gezinen Kur’an kursu öğretmeni çap ve görüntüsünde bir yardımcı doçentten alıyorduk. Asistan sıfatıyla sınavda başımızda duran zat, ‘cemaat evi’nden fırlamış gevrek gülüşlü bir ‘abi’den farksızdı.

Bu dönemde AKP/Cemaat, üniversitede kurulu karakolu okulun en önemli mekânlarından birine dönüştürdü ve öğrencilere karşı uzun soluklu bir ‘savaşın’ startı verildi. En basit demokratik eylemlerde, basın açıklamalarında bile polisler, kameralarıyla yerlerini aldı. Kokusu sonradan çıkacaktı: Onlarca, bazen yüzlerce öğrenci birlikte gözaltına alındık. Polisin onca ‘iş yüküne’ rağmen hakkımızdaki dosyaları hazırlaması kısacık sürüyordu: Çünkü bir bilgisayar programı vardı; üniversite yönetiminden alınan veritabanıyla kurulmuştu; hakkımızdaki bilgiler, notlar, fotoğraflar gün gün not ediliyordu; gözaltına alındığımızda tek iş, bilgisayara adımızı yazmak oluyordu.

Daha sonra bu program, bir ‘hack’ sayesinde açığa çıktı. Binlerce öğrenciye dair fişleme kayıtları dökülünce polisin katledilen arkadaşlarımız Aydın Erdem ve Mahsum Karaoğlu için “Gebertildi” gibi notlar düştüğünü de öğrenmiş olduk.

***

‘Savaş’ dedik ya, gerçekten öyleydi: Şimdinin ‘FETÖ’ tutuklularından Ayşegül Jale Saraç rektördü; Emniyet zaten mâlumdu; öğrencileri Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılayan hakimlerin, savcıların çoğu da Cemaat’le bağlantılı çıktı. Bu dişli, öğrenciyi bir yerden alıyor, diğer tarafa geçirene kadar boynuna on, on beş, yirmi yıl hapis cezasını asmış oluyordu.

Mesela Sedat, yalnızca “Anadilinde eğitim istiyorum” dediği, bunu da bir basın açıklaması ve ders boykotuyla ilan ettiği için -şaka değil- tam 17 yıl hapis cezası aldı ve hala yatıyor. Hapse girmeden önce fazla politik biri bile sayılmazdı.

İdris, üniversiteye daha yeni gelmişti; yine anadilinde eğitim talep eden bir basın açıklamasının muhtevasına katıldı, yürüyenlerin arasına karıştı: 10 yıl hapse mahkûm edildi.

Böyle onlarca isim sayılabilir. Sedat ve İdris gibi onlarcası halen böyle basit, ucuz, delilsiz suçlamalarla hapis yatıyor. Başka yüzlercesi çareyi yurtdışına çıkmakta buldu. Bir kısmı ise yüzünü dağlara döndü; onlardan bazılarının yaşamını yitirdiğine dair haberleri mütemadiyen almaya devam ediyoruz.

***

Sonra olanlar oldu ve Dicle’nin Cemaatçi yönetimi düşürüldü; başındaki isim olan Ayşegül Jale Saraç, kariyer merdivenlerini ikişer üçer zıpladığı yılların ardından hapishaneye konuldu. Fakat ne birlikte çalıştığı onca AKP’li akademisyen ve idarecinin başına bir iş geldi ne de Dicle Üniversitesi’nde daha iyiye doğru değişen bir şey oldu. Cemaat’in başladığı işi AKP devraldı; Dicle, muhalif bütün seslere kapatıldı; tarikatların, ‘Hizbulkontra’nın, ne basiret ne yetenek sahibi kabız ve gevrek sağcılığın cirit attığı bir şarlatan yuvasına dönüştürüldü.

Ayşegül Jale Saraç döneminde üniversiteye Cemaat listeleriyle yüzlerce akademik ve idari personel yerleştirilmişti ama günün sonunda kovulanlar da yalnızca ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ metninin imzacısı solcu, demokrat hocalarımız oldu. Anlaşılan, o günlerde rantı Cemaat’e yanlamakta bulan tipler, bugünlerde AKP’ye tam itaatlerini bir şekilde kanıtlamıştı.

***

Aydın hoca ve arkadaşları ise AKP ile Cemaat ortakken de, ayrıyken de hep akademinin onurunu, öğrencilerini ve halkı savundular. AKP/Cemaat kadrolaşması yüzünden bir türlü doçent olamadılar ama şahidiz: Bir an bile geri durmadılar, “Aman şu Cemaat’le, AKP’yle arayı hoş tutalım da tertemiz kadromuzu alalım” demediler. Yerde sürüklenerek gözaltına alınan öğrencilerinin önüne siper olurken de gördük onları, bir eylemde heyecanla dert anlatırken de.

Mesela bugün ‘FETÖ’cü oldukları için tutuklu bulunan rektör ve onun yönetimi, bir eğitim-öğretim yılı açılışına Erdoğan’ı davet etmiş, spor salonunda yapılan etkinliğe katılmak için öğrencilere AKP bürosundan olur alma şartı konulmuştu. Öğretim görevlilerinin ise nasılsa memuriyetlerini tehlikeye atmamak için susacağı düşünülüyordu herhalde. Biz kendi okulumuzun spor salonuna, kendi eğitim-öğretim yılı açılış törenimize alınmıyorduk, kapı önünde birikmiştik. Hocalarımızın ekserisi içeride ip gibi dizilmiş, avuçları kızarana kadar alkış çalıyordu. O şarlatanlığı parçalayan da Aydın hoca ve arkadaşları oldu.

O üniversitede iktidara itaat etmeyen, bilimin namusunu, halkın öğrenme hakkını savunan ancak bir avuç insandı; onlar da Aydın hoca ve arkadaşlarıydı.

***

Aydın hocaya geçmiş olsun diledim, yanıtlamış: “Çok huzurlu ve rahatım, emin ol.” Sonra Twitter’da bir mesaj paylaşmış: “Nihayet ÖZGÜRÜM...”

Öyle ya... 

Dün Cemaat’e, bugün AKP’ye yanlayarak kariyer yapmaya, tutunmaya çalışanların; öğrencileri yerlerde sürüklenerek gözaltına alınırken perdesini sımsıkı kapatıp odasına çekilenlerin; imkân olsa diğer eline de sopa alarak okula gelecek tespihli, badem bıyıklı gevrek heriflerin hükmü, bir KHK kadardır. Onlar yapayalnız ve onursuzdur; lütfedenler olmasa ‘odalarda ışıksız’dır.

Aydın hoca gibilerinin her birimize dokunuşu, verdikleri ders ise bir ömür çıkmaz serimizden. Her birimizde bir miktar yaşar onlar. Ve hakikatin günü geldiğinde, mutlaka ama mutlaka kazanırlar.