"Cami fareliği", İslam ülkeleri gazeteciliğinde, camileri üs seçmiş, avlak yapmış hırsız ve soygunları ifade için kullanılır.
Cami fareleri, özellikle camilerin dolduğu Cuma namazlarının değişmez müdavim "müminleri"dir. Kimi gözüne kestirdiği bir kalantorun yanında, ardında saf tutararak, dudakları kıpır kıpır cüzdanını araklar, çaktırmadan cebine jilet atar, kimileri sahipsiz kalan ayakkabılar deryasında, yoksullar pazarında sergilenmek üzere en gıcırlarını torbalara atar.
"İş" üstünde elleri yakalandıklarında ise "mağduriyet" haykırışının en şirret nakaratı ezberlerinde hazırdır:
"Bu bir zulümdür, Müslümanım diye iftiraya uğradım!.."
IŞİD ve El Kaide, cami farelerinin uluslararası örgütlenmesiydi. Kendi yurttaşları olan halkları ayak altı, kan içinde ezik ederek, ırkçı kalabalıkları yandaşlaştıran terör devletleri, bunların işbirlikçileriydi.
***
IŞİD’leşme bir süreçti. Sürecin kuyruğuna takılan AKP, bu sayede Kemalistlerin umut dağlarına kar yağdırmış, üstünde kendi dininin rejimini oturtmuştu. Bu AKP İslamıydı. Özünde utanma, günah ve suç salkımı günahkarlar dini…
AKP, dinini inşa ederken, fiyatını vererek, direnmeye kalkışan generalleri hapishane koridorlarında dolaştırarak teslim almış, şapkalı Kemalistler bir anda badem bıyıklı, boru paçalı Şorolo sıfatı kesilivermiş, bir saat öncesine kadar düşmanı olan El Kaide ve türevi IŞİD, El Nusra çeteleri de bir anda dost, müteffik oluvermişlerdi
TC, dostluğa katkı olarak Mısır’ın iç işlerine dalıyor, Libya lideri Kaddafi’nin katlinde görev alıyor, Tunus’a zafer nutku atmaya koşuyor, Suriye’ye Cuma namazı seferi düzenliyor, Irak’ta IŞİD yandaşına hizmet servisi için masa açıyordu.
IŞİD, yeni bir İslam icadıyla insan kesiyor, çocuk yaştaki kızlara tecavüzden sonra esir pazarında satıyor, öbür yanda taşınabilir Suriye ve Irak varlıklarını kamyonlar, tankerlere yükleyip TC’ye taşıyor, petrolü pompalama karşılığında silah alıyor, daha çok katliam yapıyordu.
***
Ticaret tatlı, ittifak müemmendi. IŞİD’in, TC ordusuyla "dost ve kardeşçe" sıcak ilişkilerinin fotoğrafı dünya medyasında tekrardı. Cami faresi kurnazlığı kazanlarında ise yalanlar kaynıyordu.
Yalanlar kazanında IŞİD’in kimin tetikçisi olarak bütün Kürtlere savaş açtığı ve kime vekaleten Rojava’da, Şengal'de soykırım yapmaya çıkıp, Erbil'i ele geçirmeye hamle ettiği eritilmeye çalışıla dursun, Amerikan yurttaşı Prof. Chomsky, İstanbul katliamından sonra, IŞİD’in Erdoğan'dan destek aldığını söylüyor, şöyle diyordu:
"Türkiye (katliamdan ötürü), Erdoğan’ın birçok yoldan yardım ettiği IŞİD’i suçluyor. (Erdoğan), IŞİD’den çok farkı olmayan El Nusra’yı desteklerken, Irak ve Suriye’de IŞİD’e karşı savaşan ana güç olan Kürtlere karşı işlediği suçları lanetleyen kişileri suçluyor. Başka bir yoruma ihtiyaç var mı?"
***
Öte yandan AKP, IŞİD’le ilişkilerini, yeri geldiğinde "mağduriyet unsuru" olarak kullanıyor, söz gelişi Ankara bombalarını bahane edip Avrupa ve Amerika'dan aldığı izinle Kürt kırımına çıkıyordu.
Diyarbakır, Suruç ve Ankara bombaları aynı zamanda, "IŞİD’le dost değil, savaş halindeyiz" deme göz bağıydı. Hatta, dil ucuyla DEAŞ diye bir uyduruk hayaleti, terörist bile ilan ediyordu.
Gerçekte bu danışıklı dövüş, herkesin anladığı deyimle şikeydi. Çünkü, o DEAŞ hayaletini taşlarken, IŞİD’den, Kasım 2015 seçim sonuçları gibi büyük kazançlar elde ediyordu.
Kazanç çünkü, bu kampanyada HDP, patlayan IŞİD bombalarından sonra sokağa çıkamamış, ana yurdu Kürdistan’da bile meydanlar AKP’’nin yalanlarına terk edilmiş, AKP bu sayede, "iktidar olamazsak Kürtleri 'beyaz toroslar' kapar, Türkler de huzur bulmaz" tehditleri savurmuş, korkuyu oy olarak dermişti.
***
Hiç kuşku olmasın ki, İstanbul Katliamı da, IŞİD’in yeni destek atışıdır. En başta Irak işgaline destek...
AKP, kimseye çaktırmadan Irak’ta gizlice toprak işgal edip Başika bölgesinde üs kuran TC, Amerika’nın "oradan çık" ısrarı karşısında zorda kalmış, Recep Erdoğan’ın hayali IŞİD baskını ve olmamış baskında, 18 hayali IŞİD’linin öldürülmesi de "Amerika'nın çık" israrını kesmemişti.
Özetlersek, İstanbul bombası, kirli ilişkiler yumağında, "bakın biz onlarla savaş halindeyiz, izin verin Irak’ta kalıp kendimizi savunalım" savunmasına destek malzeme olacaktır.
***
Bir başka konuya geçerken, Cami fareliği, Osmanlı entrikasında doruklarda taklacılık, Recep Erdoğan’ın Kürtleri katletmeyin bildirisi yayımlayan 1128 akademisyeni "karanlık, hain ve gürüh olarak" nitelemesi ise diktatoryal yeni bir buluş değil, darbeci gelenekte bir tekrardır.
12 Eylül darbesinin Generali Kenan Evren de, Aziz Nesin’in öncülüğünde demokrasi isteyen aydınlar için benzer hakaretlere sıralmış, Türk adaleti de yargılamaya geçmişti.
Türk tarihi hep "tekkerrürden ibaret" ya, Showmen Beyaz’ın başına gelenler, Ahmet Kaya olayının tekrarıdır. Ahmet Kaya, "Kürtçe şarkı söyleyeceğim" dediği için Türk şarkıcılar ve dansözlerin çatallı, bıçaklı saldırısına uğramış, Türk adaletince mahkum edilmişti...
Beyaz da komiklik yaparken, telefonla arayan öğretmen Ayşe Çelik, "ses verin Kürt çocuklar öldürülüyor" dediği için, "ben polis çocuğuyum" savunması da, medyadaki PKK propagandisti suçlamasını kesmemiş, yargı harekete geçmişti…
"Burası Türkiye" denilen yer. Bir Türk dünyaya bedeldir ve "düşman Kürtlerin çocukları ölmesin" dileğinde bulunmak da suçtur...