Almanya'da 2000-2007 yılları arasında 8'i Türkiyeli 10 kişiyi öldürmekle suçlanan Neonazi örgütü NSU'nun yargılandığı dava başladı. Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi'nde dün görülmeyen başlayan davanın yaklaşık 85 duruşmayla 2 yıl sürmesi bekleniyor. Davada NSU üyesi baş sanık Beate Zschaepe (37) ile örgüte yardım ve yataklık yaptıkları belirtilen Ralf Wohlleben, Carsten S., Andre E. ve Holger G. ise yargılanıyor. Tutuklu yargılanan Zschaepe duruşmadan yaklaşık 1 saat 20 dakika önce polis eşliğinde zırhlı araçla mahkemeye getirilerek, binanın garajından içeri alındı. Bir numaralı sanık Zschaepe'nin salona girişi Alman kanallarında canlı olarak verildi. Zschaepe'nin yanı sıra NSU örgütüne destek vermekle suçlanan biri tutuklu toplam 4 sanık salona sırayla geldi. İlk iki sanığın yüzlerini kapadığı görülürken, Zschaepe salona girerken rahat tavırlarıyla dikkat çekti. Siyah takım elbiseyle mahkeme salona gelen Zschaepe, basına görüntü verdikten sonra basına ve salonda bulunanlara sırtını dönerek, 45 dakika avukatlarıyla konuştu. Hatta bir ara hiç bir şey olmamış gibi avukatlarından birinin verdiği sakızı çiğnedi. Zschaepe ile aynı cezaevinde tutulan Ralf Wohlleben ise salona girdikten sonra yüzünü hiç kapatmadan avukatıyla konuştu.


Reddi hakime ret

Davanın başlamasından kısa bir süre sonra, baş sanık Zschaepe'nin avukatları hakim Mangfred Götzl'ın tarafsız olmadığını ileri sürerek değiştirilmesini talep etti. Bu talep üzerine mahkeme başkanı Götzl, duruşmaya kısa bir süre ara verdi. Zscaepe'nin avukatlarının isteği reddedildikten sonra duruşma yeniden başladı. Gazetemiz baskıya girdiği saatlerde duruşma devam ediyordu.

Meclis Komisyonu da izledi

Duruşmayı kurbanların yakınları ve NSU'nun mağdurlarının yanısıra Türkiye'nin Berlin Büyük Elçisi Hüseyin Avni Karslı, Münih Başkonsolusu ve Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün ile birlikte 5 kişilik bir heyet izledi. AKP'li Üstün, "Buradan ırkçılığa dur diyecek ve vicdanları rahatlatacak bir karar bekliyoruz " dedi. CHP'li Mustafa Tanal da davada sadece tek asıl sanığın yargılandığına dikkat çekerek, "Bu devletin derinliklerine inilmediğini gösteriyor ki bu bizi rahatsız ediyor. Tek kişilik örgüt olmaz. Bunun arkasına gidilmesi lazım. Burada bazı dosyaların yok edilmesi ve bunlara ulaşılmaması bizi endişelendiriyor" diye konuştu.

İddianame 488 sayfa

Federal Başavcılığın yaklaşık 500 sayfadan oluşan iddianamesinde Zschaepe, terör örgütü kurmak, cinayetleri bizzat işlemek, bombalı saldırıda ve cinayet teşebbüsünde bulunmakla suçlanıyor. Wohlleben ise silahı temin etmek ve böylece 9 cinayetin işlenmesinde yardımcı olmaktan sorumlu tutuluyor. Diğer zanlılar ise terör örgütüne yardım ve yataklık yapmak suçundan yargılanıyor.

Dışarda protesto vardı

Duruşma öncesinde mahkeme binası önünde protesto gösterileri düzenledi. Neonazi cinayetlerine kurban gidenlerin ailelerinin yanı sıra Türk ve Alman sivil toplum örgütlerinin de yer aldığı gösteride ırkçılık karşıtı sloganlar atıldı. Yapılan konuşmalarda sadece bir kişinin suçlu bulunarak davanın kapatılamayacağı belirtildi. Alman polisi ve istihbarat teşkilatlarına yönelik suçlamaların yapıldığı protesto eyleminde, cinayetlerde hayatını kaybedenlerin posterleri taşındı. Gösteride mahkeme salonuna girmeye çalışan Türkiyeli iki kadının gözaltına alındığı bildirildi.

3 kişilik örgüt olur mu?

Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) isimli örgüt 2000-2007 yılları arasında Almanya’nın 7 kentinde 10 kişiyi katletti. Kurbanlardan 8’i Türkiyeli, 1’i Yunanistanlı, 1’i de polisti. İlk cinayet 9 Eylül 2000'de Nürhberg'te işlendi. Silahlı iki kişi, çiçekçi dükkanı sahibi Enver Şimşek'e sekiz el ateş açtı, altısı isabet etti. 38 yaşındaki Şimşek iki gün sonra hastanede öldü. NSU üyeleri aynı kentte 2001 yılında terzi Abdürrahim Özüdoğru'yu, 2004'te Elazığlı bir Kürt olan dönerci işçisi 25 yaşındaki Yunus Turgut'u, 2005'te ise büfeci İsmail Yaşar'ı, 2006'da ise yine Kürt olan büfe sahibi Mehmet Kubaşık'ı  öldürdüler. Benzer cinayetler altı yıl boyunca devam etti. Biri hariç, kurbanların hepsi Türkiyeliydi. Yunan Theodoros Boulgarides adlı anahtarcının da muhtemelen Türkiyeli olduğu düşünülmüştü. En son cinayet ise 25 Nisan 2007'de kadın polisin vurulması oldu.

Irkçı saldırı göz ardı edildi

Güvenlik birimleri cinayetleri yıllarca aydınlat(a)madı, aralarında bir bağ kur(a)madı. Bir adi suç, bir mafya hesaplaşması oldukları varsayıldı. Kurbanların yakınlarına adeta suçlu muamelesi yapıldı. Yetkililer, cinayetlere ilişkin soruşturmayı sadece bu yönde tutarak maktul yakınlarını senelerce mağdur etti. İstihbarat birimleri, savcılık ve polis, cinayetlerin ırkçı saldırı olabileceğini yıllarca göz ardı etti.

İhmal mi hata mı kasıt mı?

Örgüt ancak 4 Kasım 2011’de Eisernach kentinde başarısız bir banka soygunundan sonra kiralık karavanda Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt’ın ölü bulunması, Zwickau’daki saklandıkları evi ateşe veren Beate Zschaepe’nin 8 Kasım’da polise teslim olmasından sonra ortaya çıkmıştı. Ardından, 10 kişinin öldürülmesinde kullanılan Çek yapımı silah da bulundu.  Neonazilerin işlediği cinayetlerden sonra Alman kamuoyu emniyet teşkilatlarındaki hata ve ihmallerle sarsıldı. Ülkenin iç istihbaratı konumundaki anayasa koruma teşkilatlarında ve Federal İçişleri Bakanlığı’nda aşırı sağcılarla ilgili dosyaların imha edildiği, komisyonlardan bazı belge ve bilgilerin saklandığı veya zamanında ulaştırılmadığı ortaya çıktı. Federal Anayasa Koruma Teşkilatı Başkanı Heinz Fromm’un yanı sıra 4 eyaletin istihbarat şefi, skandalların ardından istifa etti. 


İstihbaratın rolü soruşturulsun
Böylece Almanya'da bir tartışma başladı: Acaba polis ve güvenlik görevlileri bu ırkçı cinayetleri görmediler mi ya da gördüler de harekete geçmediler? NSU üyeleri bu kadar uzun süre saklanmayı nasıl başardı? İstihbarattan yardım ve teşvik aldılar mı aldılarsa bunların üzerinde ciddiyetle durulup ortaya çıkarılacakmı? Örgütün istihbattaki uzantıları ile devlet kurumlarından hesap sorulacak mı? Münih’te başlayan davanın bu sorulara yanıt vererek, olayı tüm boyutlarıyla açıklığa kavuşturup kavuşturmayacağı ise henüz meçhul. Zira davada tek asıl sanık olarak Zschaepe’nin yargılanması ve diğer iki kişinin şüpheli bir şekilde ölmesi cinayetlerin arkasındaki asıl gücün gizlendiği ve istihbarat ile örgüt arasındaki bağlantının örtbas edileceği yorumuna neden oluyor.

Aileler adalet istiyor

Mağdur aileler mahkemeden adalet istiyor. Örgütün ilk kurbanı Enver Şimşek’in kızı Semiya Şimşek babası öldürüldüğünde 14 yaşındaydı. Semiya Şimşek, o yıllara dair anılarını aktardığı "Acı Vatan" adlı kitabında babasının polis tarafından önce mafya üyesi, daha sonra PKK üyesi olmakla itham edildiğini belirtiyor. Semiya Şimşek, "Almanya'ya güvenim kırıldı" diyor. "İçimde taşıdığım pek çok soru var. Neden benim babam? Tesadüf müydü? Öldürecekleri insanları hangi kıstaslara göre seçiyorlardı?" diyen Semiya Şimşek, davanın bu sorulara yanıt bulmasını umuyor. Şimşek ayrıca kurban ailelerinin cinayetler sonrası hangi gerekçelerle güvenlik birimleri tarafından zan altında bırakıldığı sorusunun açıklığa kavuşmasını bekliyor. 

MÜNİH