Türkiye’nin temel sorunlarının çözümünde siyasetin oynaması gereken rol değişmiş ama siyaset kurumu kendisini bu eksende değiştirmeyi becerememiştir.
Daha gerilere gitmeyelim. Türkiye’nin iki binli yıllara devrettiği yapısal sorunların aşılabilmesi için güçlü siyasal irade gerekiyordu ve bu konsepte içerden ve dışardan ciddi bir destek geldi. Geçiş dönemi planlamaları soğuk savaş sonrasının en önemli konusudur. Türkiye’nin geçiş dönemini yönetmede gösterdiği özensizlik artık teknik bir sorun olmaktan çıkmış politik bir tercih olarak kendini dayatmaya başlamıştır.
Başkanlık konusundaki ısrar, güçler ayrılığı ve denge denetleme mekanizmalarını güçlendirmek yerine tersi yönelimler açık bir otoriterleşme eğilimi olarak kaygıları artırmış ve farklı çevrelerin ortak tedirginlikler etrafında buluşmasına zemin oluşturmuştur.
Kürt sorununun özü itibarı ile demokratikleşememe sorunu olduğunu hatırlamak ve barışçıl çözüm için demokratikleşmenin olmazsa olmaz niteliğini dikkate almak zorundayız. Bu açıdan iktidar içi gerilimler, kırılmalar ve yeni ittifaklar son derece belirleyici olacaktır. Güvenlik ve istihbarat bürokrasisinin Erdoğan ile ilişkisini sadece geçmişteki arka plan üzerinden ele almak son derece yanıltıcı olur.
Şimdiye kadar bilinen ilişkinin bundan sonra da aynen devam edeceğini düşünmek doğru bir analiz yöntemi değildir. Erdoğan’ın kendi kişisel yetenek ve beklentileri ile genel politik süreci buluşturan ortaklaştıran denklemi artık yol ayrımına gelmiştir.
Kürt sorununun çözümsüzlüğünün doğuracağı riskleri göze almak istemeyen ülkeler yanında bizzat Türkiye bürokrasisi içindeki dinamikler bu rol ayrımında görünen ya da görünmeyen tavır alışlar geliştirecektir.
Bu nedenle 2015 seçimleri hem doğrudan Kürt sorununun seyrini şekillendirecek hem dolaylı olarak Türkiye siyasetinin dengelerini değiştirerek çözüm sürecini şekillendirecek sonuçları doğuracaktır.
Uzun süreden beri her platformda çözüm için Kürt siyasetinin güçlü bir parlamento gurubuna sahip olması hatta hükümet oluşumunda anahtar role sahip olması gerektiğini düşünen ülkeler yumuşak geçişin ancak böyle mümkün olabileceğini iddia etmektedirler.
Bu değerlendirmeye Şengal ve Kobanê süreçlerinin ortaya çıkarttığı yeni durumu da eklediğimizde geleneksel ötelemeci tavrın daha fazla sürdürülemeyeceği çok net görülecektir.
Gelelim siyasetin artık önce kendini yenileme zorunluluğunun kapsama alanına. İktidar içi ilişkilerde yaşanan kriz aslında iktidar öykünmesi yaşayan muhalefeti de kuşatmış durumdadır. MHP yönetiminin 21 Mart tarihine koyduğu genel kurul parti içinde kontrolü sağlama ve meclis grubunun seçim sonrasında takınacağı tavrı garantiye alma refleksini taşımaktadır. MHP içindeki güçlü isimleri transfer etme hevesi ve yarışı AKP kadar CHP yönetimini de heyecanlandırmaktadır.
CHP, değil birlikte siyaset yapma, bir biri ile yana yana durması bile zor isimleri listesine katmak için etrafa davet gönderirken aslında işi akışına bırakmıştır. Daveti önce kim kabul ederse önümüzdeki dönem kampanya vitrininin oluşumuna onlar damgasını vuracaktır. Milliyetçi camianın ünlü isimleri ile sosyalist siyasetçileri aynı listede buluşturma çabası nereye kadar uzanacak önümüzdeki günlerde göreceğiz. Kimi Alevi kurum temsilcileri geleneksel CHP arayışını sürdürse de özellikle Alevi gençlerde
HDP’ye yönelim son derece yaygındır. Bu nedenle HDP açısından çok daha ağır bir sorumluluğun söz konusu olduğunu ifade etmeliyiz.
Toplumsal dinamiklerin siyasete katılımı Türkiye demokrasisinin en önemli sorunlarından birisidir. Toplumsal muhalefet örgütlenmesinin doğrudan ve radikal demokrasiye ne ölçüde yatkın olup olmadığının ölçütü iktidarcı reflekslerdir.
Temsili demokrasinin hastalıklarını aşamayan toplumsal örgütlülükler siyasete katılım konusunu da kişilere konum sağlama düzeyinde ele alacaktır.
HDP’nin bir yandan genişleme diğer yandan içerde emeği, adaleti ve liyakati önemseyen bir irade geliştirme yükümlülüğü bulunmaktır. Bu dengeyi gözeten aday profilleri toplumsal katılım ve motivasyonu yükseltecektir.
Kimi illerde yürütülen ithal aday istemiyoruz kampanyaları merkeziyetçiliği aşmak için değerli ama halktan kopuk yerel örgütlenmeleri yüceltme riski açısından son derece sorunludur.
Seçimler bu açıdan kritik sonuçlar doğuracak potansiyele sahiptir.
Özenli, özverili bir tutum sergilenir ve kişilerin geleceğini değil toplumsal beklentileri önceleyen bir tercih geliştirilebilirse sürpriz sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu açıdan HDP barajı sınırda aşan değil, beklentisinin de ötesinde oy patlaması yaşayan bir parti konumuna taşınabilir. Tabi buna öncelikle HDP’lilerin inanması şartıyla. İlginç biçimde şimdiye kadar HDP’ye oy vermemiş kesimlerde bu yöndeki inanç daha kuvvetli ve tereddütsüz gözükmektedir.
Toplumun çok farklı kesimlerinden partiye yönelen sempati küçük hesaplarla heder edilmezse Türkiye barışı için tarihi bir fırsat bulunmaktadır.
7 Haziran seçimlerinin sokak ile parlamento arasındaki toplumsal örgütlülük köprüsünü yeniden kurmasını sağlayacak bir imkan sunması yanında, özellikle iktidar ve ana muhalefet partilerinde farklı arayış ve kırılmaları beraberinde getirmesi yüksek bir ihtimaldir.
Seçim sonuçları nasıl bir tablo ortaya çıkarırsa çıkarsın Türkiye’nin baş gündem maddesi Kürt sorununun çözümü olacaktır.
Siyasal çözüm hattını açmak için Türkiye toplumu ve Kürtler ciddi bir sınav verecektir.