Seyid Rıza, Rayber,

Raybere Welati...
1860 yılında Dêrsim’de dünyaya geldi. Hep atalarının öğretisine sadık kaldı ve onların izinde yürüdü. Zalime boyun eğmedi. Barış insanıydı. Günü geldi hak için haksızlığa karşı, kavga insanı olmasını da bildi.
Devlet, Dêrsim’i 'çıban başı' ilan ettiğinde, ilk o karşı durdu. Aşiretleri topladı Gola Xızır’da yemin etti, "Direneceğiz, boyun eğmeyeceğiz" dediler.
Ankara, Dêrsim hakkında fermanı verdiğinde onun adını en başa yazdı.4 Mayıs 1937’de soykırım başladı. Seyid Rıza 70'inci yaşını geride bırakmıştı. Dêrsim’i, kadınları, çocukları, yaşlıları, insanları ve doğayı korumak için çabaladı, durdu.

‘Dünyanın sonu geldi’

Amed’den kalkan 3 savaş uçağı filosu, tepelerine bombalar yağdırdı. Bombalardan biri Laçinan Deresi’nde saklanan ailesini buldu. 33 kişi gözleri önünde paramparça oldu. İçlerinde eşi Bese ve oğlu Şex Hesen’de vardı. O cehnnemden kurtulan kızı Leyla yıllar sonra, "Dünyanın sonu da o gün geldi" diyecekti.
Rayber, Baba İbrahim’den (Babo, 1933’de öldürüldü) sonra Şex Hesen’in acısını da yaşadı. Sahan Ağa’yı, Alişer, Zarife’yi iç ihanet sonucu kaybetti...
Zor yıllardı, yüreği, yaşlı dizleri o yıl (1937) yaşadığı acıyı taşıyamıyordu. Dêrsim’de soykırım sürerken devletten barış daveti aldı. Görüşmeler için Erzincan’a gitmek için yola çıktı. 5 Eylül 1937 günü Muti köprüsünde kendisine pusu kurulmuştu. Esir alındı. Bir süre Erzincan’da tutuklu kaldı. Elazığ’a götürüldü, çok sayıda Dêrsimli ile birlikte askeri mahkemede 'Dêrsim’i isyana teşfikten' yargılandı.

Yaşı küçültüldü

İdam edilmek için yaşı küçültüldü, o tarihte 16 yaşında olan oğlu Resik Hüseyin’in yaşı ise, büyütüldü. 15 Kasım 1937 yılında Elazığ Buğday Meydan’ında oğlu ve 5 arkadaşıyla birlikte asıldı.
Darağacına çıktığında karşısında karabalık bir grup varmış gibi boşluğa seslendi.
Seyid Rıza idam edilmeden önce onu asmaya gelen İhsan Sabri Çağlayagil, idamdan önce yaşananları anılarında söyle anlatıyor:
"Seyid Rıza, sehpaları görünce durumu anladı. "Asacaksınız" dedi ve bana döndü: "Sen Ankara'dan beni asmak için mi geldin?" Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü. Savcı, namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk. "Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz" dedi... Seyid Rıza'yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyid Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti. "Evlâdı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir" dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi…"
Seyid Rıza asılmadan hemen önce de Çağlayangil’e şunlarıda söyledi:
"Git ona söyle (Atatürk) ben senin hile ve yalanlarınla baş edemedim bu bana dert oldu, ben de senin önünde diz çökmedim bu da sana dert olsun."
Soğuk bir sonbahar gecesinde Seyid Rıza, oğlu Usen, Use Seydi, Fındık Ağa, Hesene Demenıj, Hesene Kuresız ve Aliye Mırze Sıl idam edildiler. Ölü bedenleri bir süre asılı kaldıktan sonra yakılarak bilinmeyen yere götürüldü.

Hayatı gibi ölümü de tarihe geçti

Anlatıcılara göre; Seyid Rıza ve arkadaşlarının küllerinin atıldığı bölgeye köylülerin hayvanlarını otlatmasına izin verilmiyordu. Gerekçe ise; Seyid Rıza’nın küllerinin bulunduğu bölgede ot olur, o otu keçi, koyunlar yer, keçi koyunların sütünü çocuklar içer ve böylece Seyid Rıza gibi yiğit insanlar doğar devletin başına bela olur. Ondandır ki mezarı yoktur. Hikaye böyle efsaneleştirilmişti.
İdamdan 38 yıl sonra öylede oldu. Binlerce Kürt genci o sütten içti, Seyid Rıza adını alarak dağlara çıktı. Seyid Rıza’nın ahı yerde kalmadı. 76 yıl sonra onun heykeli Dêrsim’in kalbinde bütün heybetiyle Kirmancîye insanına Rayberlik etmeye devam ediyor...


ERDAL ER