Önceki gün kıyıya bir çocuk cesedi vurdu. O çocuk yamyam IŞİD örgütünün her gün saldırdığı ve kızgın bir savaşın sürdüğü Rojava’dan kaçmıştı.
Adı Aylan Kurdî.
Üç yaşındaydı.
Rojava’da bulamadığını ailesiyle birlikte Avrupa yollarında bulmak için yollara düşmüştü. Belki de ailesi Aylan’a bir gelecek hediye etmek için onunla birlikte düşmüşlerdi göç yollarına.
Eğer ülkesinde IŞİD barbarlığı olmasa ve orada istikrar, güvenlik ve öz idare olsa göç yollarına düşmezdi.
Aylan Kurdî’nin kaçtığı Rojava’da istikrarsızlık ve güvenlik problemi sürüyor. Yeni çocuklar göç yollarına düşüyorlar.
YPG-YPJ güçleri koalisyon güçleriyle birlikte barbar IŞİD örgütüne karşı mücadele ediyorlar ve orada istikrar ve güvenlik için önemli bir dönemeçteler. Cerablus’taki barbar IŞİD örgütü defedilirse bu dönemeç dönülmüş olur; Kobanê ile Efrîn birleşir. Eğer Kobanê ile Efrîn kantonları birleşirse işte o zaman istikrar ve güvenlik riski ciddi olarak azalır ve özerk demokratik Rojava sistemi güçlenecektir. İşte o zaman yeni Aylan Kurdî’ler göç yollarına düşmezler.
Şimdi bu dönemeçte ciddi bir engel var; Ankara’nın Cerablus ve Azaz’ı içine alan bir tampon bölge kurma planı. Bu plan hala devrede. Bu planı gerçekleştirmek için Ankara, engellemek için ise Kürt hareketi teyakkuzda.
Türkiye’de 20 Temmuz’dan bu yana süren şiddet operasyonları ve eylemleri bu mücadelenin bir parçası.
Öyle birilerinin bahsettiği gibi ne Ankara’da bir seçim hesabı var ne de Kandil’de bir maceraperestlik.
Var olan çatışma durumu tek başına bir Erdoğan ve AKP tasarrufu değildir; bir devlet uygulamasıdır. İçinde MİT, ordu, yargı, polis teşkilatı ve tüm bürokrasi var.
Ankara’nın tırmandırdığı şiddet ortamıyla iki hedefi var: Birincisi, Rojava demokratik özerk idaresinin istikrarsızlığı ve tasfiyesi. Bu maksatla yoğunca bir tampon bölge diplomasi ve Suriye’de siyasi çalışma yürütüyor. İkincisi ise Bakur’da gittikçe daha da işlevli hale gelen Kürt kurumlaşmasını dağıtmak. Eğer Bakur’da kurumlaşmayı önlerse tampon bölge önündeki tek engeli kaldıracağı hesapları yapıyor. Unutmamak gerekir ki Kobanê’nin düşmesini 6-8 Ekim'de harekete geçen Bakur halkının direnişi engelledi. Türk devletinin bu iki hedefinin ardındaki zihin ve yapı kuşku yok ki ırkçıdır.
Her yerde Kürt kazanımlarına tahammül edemeyen bir devlet refleksi var ve Erdoğan-Davutoğlu ikilisi şimdi bu refleksin uygulayıcıları. Dolayısyla Ankara’nın çözüm süreci ardından tekrar şiddete dönmesinin gerisinde bu unsurlar var.
Ankara böylece Rojava özerk yönetimini geriletmeyi hedefliyor.
Kürt hareketi içinde öncelikli hedef kuşkusuz ki tampon bölgenin önüne geçmek ve Kobanê ile Efrîn demokratik kantonlarının birleşmesini sağlamaktır. Böylece Rojava demokratik özerk bölgede istikrar ve refah oluşturmaya çalışıyor.
Ankara Bakur’da kurduğu baskı sistemi üzerinden demokratik Kürt muhalefetini sindirirse emin olun ki tampon bölge planı başarılı olur ve çözüm süreci geri dönüşümü imkansız şekilde çöp sepetine atılmış olur.
Kürt hareketinin bu plana karşı direniş kararı almasının altında yatan bu gerçekliktir. Yani tampon bölgenin önüne geçmekle ve Bakur’da kurduğu demokratik kurumlaşmayı korumayı amaçlıyor.
Kürt hareketi Rojava özerk yönetiminin istikrarı ve kalıcılaşması üzerinden bölgede demokratik, laik ve özgür bir model oluşturmak istiyor. Eğer direniş sonuç verir ve baskı sistemi geri itilirse zorba, kirli, yobaz siyaset ve ideolojik kalkışma ve hareketler ciddi şekilde darbelenmiş olur. Bu durumda Türkiye’yle demokratik entegrasyon ve bölgesel demokrasi başarılır.
Suriye’deki yüzbinlerce Arap, Süryani ve Kürt çocuk ya orada ölüyorlar ya da göç yollarında cesetleri deniz kıyısına vuruyor.
Ankara bu krizi ve dramı derinleştirmek için çatışma politikaları yürütürken Kürt hareketi ise kriz ve dramın sona ermesi için didiniyor…
Türkiye’de yaşananlar bundan ibaret!