Karadeniz bölgesinde 8 ilin yaylalarını birbirine bağlayacak 2 bin 600 kilometre uzunluğundaki ‘Yeşil Yol’ projesinin gerçekleşmesi halinde tam bir doğa katliamı yaşanacağını belirten Çamlıhemşin sakinleri, yaylaların sermaye peşkeş çekileceğini, yörenin insansızlaştırılmaya çalışılacağına dikkat çekerek “Gitmediğim yayla benim değildir” sözleriyle yaylalarına sahip çıkıyor. 

Eşsiz doğa güzelliği ve doğal yaşam kültürü ile bilinen Karadeniz illeri, sözde ‘Yeşil Yol’ projesi ile sermayeye peşkeş çekilmek isteniyor. Buna karşı da doğaya duyarlı, tabiat ile iç içe yaşayan halk da Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde doğa katliamına karşı mücadelelerini sürdürüyor. Çamlıhemşin sakinlerinden aynı zamanda Fırtına İnsiyatifi üyesi olan Abdurrahman Aydın, “Yeşil Yol projesi bir otelleşme projesidir. Benim gitmediğim yayla benim değildir. Eğer benim yaylamda bir sürü otel olacaksa turistler gelip gidecekse sadece birkaç otelci para kazanacaksa bunun buradaki halka bir şey kazandırmayacağı çok açık” dedi. Bunun yerine tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi ile beraber yörenin de faydalanacağına dikkat çeken Aydın, “Tarımdan ve hayvancılıktan para kazanalım. Buna yönelik projeler geliştirin. Turizm teşvik değil, yatırım değil bugün var yarın yok, bir bomba patlar turist gelmez alın size boş oteller” dedi. 


‘Aynı şirkete karşı savaşıyoruz’

“Proje benim gözümde tamamıyla bir turizm projesidir” diyen Aydın, bunun bir inşaat ve yıkım projesi olduğunu belirterek yaylaların büyük otellere peşkeş çekildiğini bunun aynı zamanda kendi yaylalarının başkalarına, tanımadıkları kişilere kiralanması anlamına geldiğini söyledi. Kürdistan’da yaşanan doğa katliamlarından haberdar olduğunu dile getiren Aydın, “Hiç unutmayalım koskocaman dev bir inşaat şirketine karşı savaşıyoruz, buna karşı her kesimden insanın savaşması lazım. Söylediğim şu, Kürt kardeşlerimiz de aynı düşmanla savaşıyorlar, onların nedeni ayrı farklı nedenlerden dolayı Kürt coğrafyasına saldırıyorlar, aynı şirkete karşı savaşıyoruz. Beraber olmak zorundayız Kürt kardeşlerimizle. Bunu yapabilmek için önce birbirimize karşı önyargılarımızı kırmalıyız. Yeşile karşı savaşıyoruz, bu işin rengi belli. Yeşil derken yeşil kapitalistten bahsediyorum. Bir araya gelirsek bu iş olacak galiba” dedi.


‘Burada kadınlar toprağa inanır’

Fırtına İnsiyatifi üyelerinden ve turizmle uğraşan Özay Erol ise yöredeki insanların toprakla, doğayla iç içe olduğunu belirterek buradaki kadınların inandıkları şeyin toprak olduğunu, Yeşil Yol projesinin gerçekleşmesi halinde bölgenin insansızlaşacağını belirtti. Yeşil Yol projesinin bir anda ortaya çıkmadığını birkaç yıldır gündemde olduğunu dile getiren Erol şunları söyledi: “Karun Yaylası’nda yol yapmaya başladılar. Biz Fırtına İnsiyatifi olarak Karun Yaylası’na ilk gidişimizle buradaki hikayesi başladı. Yani iki ay önce dozerleri durdurmak üzere arkadaşlarımız oraya gittiler, çünkü bizden habersiz kimsenin bilgisi olmadan çalışmaya başladılar. Hikaye bildiğim kadarıyla Samsun’dan başlayıp Artvin’e kadar gidiyor. Karadeniz’in çok özel yaylalarını kapsıyor bu proje. Bunun bir turizm projesi olduğunu iddia ederek buradaki halkı inandırmaya çalışıyorlar yani yaylaları birbirine bağlayacağız, burayı turizme açacağız, bunu sizin için yapıyoruz, buranın kalkınması için yapıyoruz diyorlar.”


‘Topluma para değil toprak lazım’

Çamlıhemşinin çok özel bir doğası olduğunu belirten Erol, birçok endemik bitkinin de burada yetiştiğine dikkat çekti. “Yaylalarımız aynı zamanda kültürümüzdür” diyen Erol, günden güne bu kültürün yok olduğunu bu projeyle beraber Çamlıhemşin’in tamamen yok olacağını söyledi. Sadece Karadeniz’de doğa katliamlarının yaşanmadığını, Türkiye’nin dört bir yanında bu sorunların olduğunu söyleyen Erol, doğanın ideoloji üstü bir kavram olduğunu bunun için ortak mücadele yürütülmesi gerektiğini söyledi.

Çamlıhemşin’in sakinlerinden olan İdris Duman da Yeşil Yol projesinin topluma bir şey kazandırmayacağını zarardan başka bir getirisi olmadığını belirterek, “Biz son insanlar değiliz, toprak kutsaldır, bir topluma toprak lazım para lazım değil. Bu toprakları yok bilmem yeşil yol yapacağım diye güzelim doğayı katletmeye kimsenin hakkı da yok ayıptır, günahtır. Biz bu toprakların oluşması için çaba harcamadık dolaysıyla onları kullanırken çok dikkatli olacağız, haddimizi aşmayacağız” dedi. 


 DİHA/RİZE




Wan’da orman yangınlarına tepki


Wan Ekoloji Meclisi, Kürdistan’da askerlerce yakılan orman yangınlarını protesto ederek, yangınların devlet eliyle bilinçli bir şekilde çıkartıldığına dikkat çekti.

Kürdistan’ın Cudi, Geliya Godernê, Lice, Bagok gibi birçok ormanlık alanının askerler tarafından yakılması Wan Ekoloji Meclisi tarafından yapılan açıklamayla kınandı. Merkez İpekyolu ilçesinde bulunan Sanat Parkı‘nda yapılan açıklamaya, kentte bulunan sivil toplum örgütü temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı. Açıklamada, “Savaşlar en büyük ekolojik tahribattır”, “Ağaç bedendir, bedenine sahip çık” pankartları ve “Tahakküme, erilliğe, kapitalizme karşıyız”, “Ekolojik tahribatlara son verin” ile “Savaşla ormanları yok etmeyin” dövizleri açıldı. 

Yaşam savunucuları adına konuşan Van Ekoloji Meclisi Eşsözcüsü Yasemin Özdemir, yangınların devlet eliyle bilinçli bir şeklide çıkarıldığına dikkat çekerek, “Eyleme geçmezsek merhameti olmadan güce, ahlaklı olmadan kudrete, kavrayışı olmadan kuvvete sahip olanlar için ayrılmış zaman koridorlarına sürükleneceğiz. Orman yangınları devlet eliyle yapılmaktadır” dedi.

DTK Ekoloji Eşsözcüsü Fatih Şahin ise, Kürdistan’daki orman yangınlarının mevcut geçici hükümetin emri, İçişleri Bakanlığı’nın talimatı ve TSK’nin bombardımanıyla gerçekleştiğini söyledi. Eylem konuşmaların ardından son buldu. 


 DİHA/WAN