Fransa Gündemi
Yeryüzü derler, ki yüzümüzdür. Kanadığı yerden başlar. Yüzün üzerinde kadın ve onlarla omuz omuza 30 erkek Bern Meydanı'da toplanmış, yüzlerde Kürdistan coğrafyasının çizgileri... Acıyla, şiddetle yoğrulmuş yaşamın içerisinden çıkıp Avrupa'ya gelmiş kadınlarımız, yanlarına burada büyüttükleri Berfin, Berivan, Rojda, Nazê'yi ve daha birçok genç kadını alıp yola koyulmaya hazırlar. Ellerinde Kürdistan mücadelesinin tarihsel dokusunu resmeden bayrak ve flamalarıyla meydanda "Önderliğimizin ve ülkemizin özgürlüğü için yürüyoruz" diyen bu kadınlar, eksi 7 derecede halaya duracak kadar çılgın ve coşkulular....
Kadınlar, kadınlarımız... bu onurlu yürüyüşte onlarla birlikteyim. Yürüyüş kolundaki kadınların, YPJ Komutanı Nesrin Abdullah ve PYD Eşbaşkanı Asya Abdullah'ın Elysee Sarayı'nda Fransa Devlet Başkanı François Hollande ile görüşmede olduğunu duyduklarındaki heyecanlarına bizzat tanık oluyorum. Bu kadınlar Kürdistan tarihinin ağır yükünü omuzlarında taşıyor. Birinin kardeşi daha bir kaç ay önce "gidiyorum" şiirini ailesine bırakarak Kobanê'ye yol almış. Sadece bir ay sonra ise zaferin şehitlerinin arasına katılmış. Şehit evlatlarına söz vermiş yüzü acı yüklü analar. Geride kalmamak için yürüyüş kolunda sürekli koşturan anaların yanında, onların evlatlarıyla omuz omuza yürümüş yoldaşlar... Kadınlarımız, sistemin, feodalitenin, savaşın ve daha nicesinin yükünü, kahrını çekmiş kadınlarımız, yüzleri tarihimiz gibi.
Bern'den çıkılan uzun yol; köy, kent, kasaba dolaşarak Fransa'ya kadar ulaşıyor. Kentlerde sloganlar yükselirken, doğa harikası köy, ova ve dağlardan geçerken doğadan bir türlü kopamayan halkımın toprağıyla kurduğu muazzam bağ çarpıyor insanın yüzüne. Dağın, köyün, ovanın, her bir ağaç ve börtü, böceğin onların nezninde yeri başka. Tarihlerinin bir yerine acıları katılıyor bütün bu doğanın ortasında. Çünkü onlar için dağ sadece dağ değil, yolları aşmak sadece yürümek değil. Dağlarda yoldaşlarını, kardeşlerini, oğullarını bırakmış bu kadınlar, dağlara bakarken uzak diyarlara yol alıyorlar tam da bu yüzden. Özlemlerine adımlarını karıştırıyorlar...
"Önderliğimiz, Reber Apo" derken bu kadınlar, başka bir şeyden bahsediyorlar. Bu güçlü ve koparılamayan bağı onların her cümlesinden, her adımından anlamak mümkün.
Kazara yere düşen flamayı, tıpkı yerde görülen ekmeği alır gibi üç kez öpüp başına koyan analarımızın refleksiyle öpüp başlarına koyuyorlar. Bu gönül, başkanlarına yazılmış bir kez. Bu gönül, Kürdistan mücadelesini her karesine yazmış, "sökmeye sakın yeltenmeyin" diyor.
On gün boyunca yolları arşınlayan kadınlar, hayatın tüm yükünü sırtlarında taşısalar da umutları büyük. Bu kez gönüllerine Kobanê zaferini nakşetmişler. "İlk kez başarmış ve kazanmış" değiller elbet ama Kobanê onların yaşamında bambaşka bir dönüm noktası olmuş. Geçtikleri noktalarda etraftakilere seslenirken, "Biz Kobanê'yiz" diyorlar. On yıllardır verdikleri mücadelenin biriktiği direniş yeri Kobanê'yle dünyanın onları artık başka bir yüzle tanıdığının farkındalığı bu.
Geçilen yollar, aşılan dağlar, yürünen yollar artık yeryüzü bu kadınları yüzü. Acıları, yaşam yükleri, hayatları, biriktirdikleri tarihleri, giderek büyüyen umutları ve yanlarından hiç eksik etmedikleri coşkuları... Tıpkı Elysee Sarayı’nda ağırlanan, Kobanê direnişinin ve mücadelesinin temsilcisi Nesrin Abdullah gibi başları dik, gönülleri rahat bir şekilde Strasbourg'a ulaşıyor. Aynı sevdaya vurulmuş, yalın yüzler, yeryüzünü gövdeleri yaparak, özgürlüklerini hep bir ağızdan haykırmak için diğer yürüyüş kollarıyla buluşuyor...