Kürtler 1920’lere kadar daha sonra Irak ve Suriye olarak adlandırılacak devletlerin halkıyla arada sınır olmaksızın bir arada yaşadı. Örneğin Nisêbîn’deki Kürt ile Qamişlo’daki Kürt arasında tel örgü yoktu. Akrabalık ilişkilerinin yanı sıra bu kentler, birbiriyle en azından ticaret düzeyinde iktisadi bağı olan yaşam alanlarıydı. 1918 ile 1922 yılları arasında emperyalistlerin yeniden şekillendirdiği topraklarda hayat, bir çok halk için olduğu gibi Kürler için de bir travmaya dönüştü. Bir anda burnunun ucundaki coğrafya ile ‘yabancı’ olan toplulukların ekonomik ilişkileri arasına da sınırlar girdi. Her gün yapılan rutin ticaret  bir anda ‘kaçak’ hale geldi. Genç Türkiye Cumhuriyeti ‘çağdaş medeniyetler seviyesi’ için çırpınırken kendi topraklarındaki ‘Kürtlük meselesine’ akıl sır erdiremiyordu. Türk aydını da boş durmadı elbet. ‘Doğu’nun geriliği üzerine yazıp durdu. Her şey hal yoluna girerdi. Doğuya yatırım yapmak gerekti. Bir de şu feodalite çözülse geriye bir sorun kalmayacaktı. Kürt’ün kendi topraklarında yaşadığı trajedi çok tepeden ele alındı ve kimse sınırlara bölünerek hapsedilen bir halkı anlamaya çalışmadı.


Bölünmüşlüğe değindi

Türk öykücülüğünün usta ismi Bekir Yıldız ise meseleye biraz daha doğru yaklaşmayı başarabilen bir yazar. Yıldız, öykülerinde ‘Doğu’ insanının iktisadi ve toplumsal koşullarını çok farklı yönleri ile ele almıştır. ‘Bölünmüşlük’ sorununu direk anlatmasa da, Suriye tarafına kaçağa gidenlerin o coğrafya ile kurduğu ilişki üzerinden iki ülkede yaşayan halkın birbiriyle olan bağını ortaya koydu. Bekir Yıldız’a kadar kaçakçılık meselesini geniş bir şekilde ele alan başka bir yazar yoktur. Kürtlerin sınır boylarında kaçakçılığı ve dağlarda eşkıyalığı hep yüzeysel ele alındı. Bunlar genelde kökü dışarıda şakilerdi. Bir ülkede neyin neden olduğunu bilmek içinse o ülkenin sanatçılarının gerçekleri onurlu bir şekilde ele alması ise şarttır. Bekir Yıldız, kendi dönemi içinde meseleye doğru yaklaşmaya çalışan yazarlardan biridir.

Anonimleşmiş trajedi

Yıldız, bu alanda sayısız öykü yazmıştır; ama hiçbirisi ‘Kaçakçı Şahan’ kadar üne kavuşmamıştır. Kitaba adını veren öykü, Kürt’ün yaşadığı trajedi adına adeta anonimleşmiş; sayısız kere filmlere konu olmuştur. Geçtiğimiz günlerde Everest Yayınları tarafından yeniden basılan kitap, bir yıl önce 34 vatandaşın hayatını kaybettiği Roboskî katliamının yıldönümünde bölge insanının yaşadığı acılı hayatı anlamak için önemli edebi yapıt.

Kürt’ün kaderi ölüm

Kaçakçı Şahan, Halep’te kazandığı parayı altına çevirerek sınırdaki köyüne dönmektedir. Burada mayını geçemez ve bacağını kaybeder. Jandarma gece vakti kaçakçıyla uğraşmak istemez ve Şahan’ın üzerine kurşun yağdırır. Üzerinde kimlik olmayan Kaçakçı Şahan, Ancekent köyüne getirilir. Babası dahil hiç kimse Şahan’ı tanımaz. Şahan’ın bekletilen cesedinin başına gelip Şahan’ın ağzını açar. Şahan, önceden babasına, başına bir şey gelmesi durumunda altınları ağzında ya da karnında aramasını söylemiştir.

Nedenlerin hepsine değinmiyor

Öykü, ölüsüne sahip çıkamayan, bir lokma ekmeği kazanmak için ölümlere atlayan sınır Kürtlerinin trajedisini çarpıcı bir şekilde ele almıştır. Şüphesiz Yıldız, Kürtlerin ulusal bölünmüşlüğü üzerine bir fikir belirtmiyor. Kaçakçılığı yaratan siyasal olaylara da bir gönderme yapmıyor. Yazar, anlattığı insanların hayatının yoğunluğu içerisinde ele alınan çelişkilerle buna objektif olarak işaret ediyor. Özetle, meselenin anlaşılması açısından Yıldız’ın yazdıkları önemli bir kilometre taşıdır.

Pasaporta ısınmamış içimiz

Üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, 34 insanın hayatını kaybetmesi meselesine hem toplumsal hem siyasal olarak yüzeysel yaklaşılmasının nedeni de neredeyse bir asırdır tüm sorunları ile yalnız bırakılan bir halka karşı oluşturulan hafızadır. Bu ülkede yaşanan acıların, ölümlerin nedeni bir yolla doğru anlatılmadan, kaleme kağıda dökülmeden bu hafıza ortadan kaldırılamaz. Bekir Yıldız gibi kalemlere bu nedenle ihtiyaç var. Yıldız’ın öykülerinde eksik bıraktığı noktayı Ahmed Arif’in 33 Kurşun şiiriyle tamamlanabilir: (...)

Pasaporta ısınmamış içimiz  

Budur katlimize sebep suçumuz
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına...



MAZLUM VESEK