17’inci yüzyılla birlikte Afrika’dan Avrupa kıtasına köleler getirilmeye başlandıkça köle-efendi ilişkisi çerçevesinde ırkçı teoriler dile getirilmeye başlandı. Kara Afrika’nın takip eden yüzyıllarda yaşayacağı trajedi ve günümüzde kadar siyahların halen maruz kaldığı ırkçılık 17’inci yüzyıl sonrasındaki yazarların aktarımlarıyla kök verdi. (Kimin ne yazdığını merak edenler açıp Dorothy Hammond’un "Hiçbir Zaman Olmayan Afrika" adlı kitabını okuyabilir.) Irkçılık siyah adamla karşılaşan beyaz adamda ortaya çıkan bir tepki değildi. Irkçılığı insanlar görmeden, yaşamadan öğrendi. Irkçının kafasına siyah adamla karşılaşmadan zaten ırkçı zihniyet ekilmişti.
Düşmanlıklar, ırkçılık uzaklıklarla beslenir. Farklı toplumların birlikte yaşayan kesimleri arasındaki düşmanlık oldukça azdır. Toplumlar ne kadar birbirleriyle temas edip sosyal rolleri paylaşırlarsa aralarındaki ilişki boyutlanır.
Dünyada bunun birçok örneği var. Çok kültürlü metropollerde ırkçılık, tekli kültürlerin egemen olduğu kırsal kesimlere göre daha azdır. Metropollerdeki baskıyı ayrımcılığı uygulayan iktidarlar da genelde siyasal güçlerini farklı toplumlarla hiç temas etmeyen kesimlerden alırlar.
Üniter yapılar, toplumun sadece bir kesimine dayanan siyasal iktidarları aşacak bir yönetim tarzı Ortadoğu için bugün bir elzemdir. Toplumlar arasına çekilecek sınırlar daha fazla düşmanlığı geliştirmekten başka pek az faydası olacak.
Kürtler için Ortadoğu’da düşmanlıkları aşmak, ırkçılığın, mezhepçiliğin oluşturduğu duvarları kaldırmak varlığını sürdürmek için tek çaredir. Çevresi üniter, antidemokratik, düşmanlıklarla beslenen iktidarlarla çevrili bir Kürt coğrafyası gelişmiş bir toplum yaratamayacaktır.
Ortadoğu’da değişik statükolara dayanan güçlerin çatışmasında Kürtlerin yeni fırsatlar yaratması mümkündür. Bu fırsatları İsrail gibi bir ülkeyi model alarak değerlendirmeye çalışan güçler de var.
Bağımsız bir Kürt devletiyle Ortadoğu’da var olmak mümkün müdür? Mümkündür... Kürtler statüko güçlerinin çatışmasından pekala fayda sağlayabilir. Ancak bunu yaparken açık bir şekilde kanlı bir çatışmayı göze almak durumda.
Kürtler için ayrılmak, sınır çizmek, ayrışmak en son raddede ele alınacak bir çözüm olmalı. Ortadoğu’da tarihi bir değişimi yaratabilecek bir dinamik yaratabilecekken statükonun başka bir tarafı olarak çatışmanın içine girmek büyük bedeller ödenmesine neden olacaktır.
Bugün iç savaşın pençesinde kıvranan Suriye’de Rojava bir model oluşturuyor. Başarması Suriye’de çok şeyi değiştirecek. Başarısızlığı halkların felaketi olacak.
Güney Kürdistan da iyi-kötü Irak’taki tüm çatışma durumuna rağmen bir güvenlik durumunu, istikrarı oluşturmuş konumda. Ama atılacak yanlış her adım çok pahalıya patlayabilir.
Bağımsızlık referandumu ya da bağımsızlık ilanı yanlış hesaplandığında pahalıya patlayabilecek adımlardan biri. Ayrışmak bugünkü Ortadoğu koşullarında düşmanlığı geliştirecektir.
Kürtler için çevresi düşmanlarla çevrili bir anavatandan ziyade demokratik bir Irak güvenli bir limandır. Buna artık hiçbir imkanın kalmadığı noktada bağımsızlık tartışılabilir. Bugün gerçekten Irak’ta demokratik bir yapı oluşturulması için hiçbir imkan kalmamış mıdır? Bunu Kürt siyasal hareketlerinin ortak bir şekilde tespit edip ona göre hareket etmesi gerekiyor.
Ayrışma ve düşmanlık
Tuhaftır ki 15’inci yüzyıldan itibaren yoğun bir şekilde siyah adamla sürekli ticaret ilişkisinde olan Avrupalı tüccarlar ırkçı değillerdi. Hiçbir tüccar, kaşif ve ya Afrika’ya giden Avrupalı yazarlar deri rengi üzerinden değer yargıları oluşturmamıştı. Aksine siyah adamla beyaz adam arasında bir denklik ilişkisi vardı.