Yaklaşan seçimlerde adayların ve ittifakların netleşmesi, seçimin bütün karakterini de ne için yapıldığını da ve neyin amaçlandığını da ortaya koymuştur. Taşların yerine oturmasını da sağlayan bu seçimde, saflar netleşmiş, “aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” olarak, durum daha da somutlaşmıştır.

Bir yanda Erdoğan/ Bahçeli ikilisi, diğer yanda CHP, İyi Parti, Saadet Parti’siyle Demokrat Parti’nin oluşturduğu cephe. Bu her iki siyasal ittifakın programları arasında çok temel bir farklılığın olmadığı çok açık. Her iki grupta Kürtlere karşı sürdürülen savaşı desteklemişler ve bugüne kadar Kürt sorununa dair demokratik bir çözüm adına tek bir kelime etmemiş, tek bir eyleme imza atmamışlardır. Bu her iki ittifak bloğu da Alevilerin sorunlarını yok saymış, hatta her bir siyasal yapının Alevilerin yaşadıkları sayısız katliamda doğrudan

sorumluluğu bulunmaktadır. Bu ittifakların her ikisinin de Alevilerin sorunlarının çözümüne dair hiçbir önerileri, hiçbir pozitif yaklaşımları söz konusu olmamıştır. Bu her iki grubun hiç birisi, işçilerin, emekçilerin, yoksuların, köylülerin, öğrencilerin, kadınların ve demokrasi güçlerinin hiçbir talebine sıcak bakmamışlardır.

Bu iki ittifaktan Erdoğan/Bahçeli’nin “Cumhur İttifakı”, mevcut Kemalist devleti, Osmanlıcı/İslamcı ve ırkçı bir devlete dönüştürmek istemekte ve bütün enerjisini bu yönde kullanmaktadır. Erdoğan’ın başını çektiği “Cumhur İttifak”ının bütün politik programı, bu projeye göre şekillendirilmektedir.

Diğer yandan ise İyi Parti’nin kaba ırkçılığı ile katliamcı/gericiliğin ve klasik katliamcı Kemalizm’in zoraki birlikteliğiyle oluşturulan “Millet İttifakı” bulunmaktadır.

Erdoğan/Bahçeli ittifakının temel yönelimi, Osmanlı devletinin İslam’ın etkisini de kullanarak işgalci yayılmacı bir politika izleyerek, katliamlarla savaşlarla ve DAİŞ’leşerek bölgede yeni, zorba ve hem içerde hem dışarıda saldırgan bir devlet olmaktır.

Dört partiden oluşan Millet İttifakı ise Erdoğan/Bahçeli ikilisinin bu politikalarına zerre kadar karşı çıkmadılar, itiraz etmediler. Tam tersine Erdoğan’ın savaşçı ve katliamcı politikalarını her fırsatta ve en önde destekleyen bir tavır izlediler. Zaten bu „Dörtlü“nün bir arada olmasını sağlayan yegane siyasal zemin Kürt, Alevi ve demokrasi düşmanlığıdır.

Buna rağmen bu dörtlü ittifakın Erdoğan’dan farklılaştığı alanlarda bulunmaktadır. Öncelikle bu dörtlünün içinde özellikle CHP, her ne kadar yayılmacılığa karşı çıkmıyorsa da, daha çok klasik Kemalist devleti korumayı daha çok tercih etmektedir. Ancak bu iki ittifak arasındaki bu farklılık temel politikalara tekabül etmemekte, daha çok bir nüans farklılığı olarak kabul edilmektedir.

Bu durumda yaşanacak olan seçimlerde adı geçen iki ittifakın iki ayrı devlet tasarımını savundukları ortaya çıkmaktadır. Erdoğan/Bahçeli ikilisi yeni Osmanlı/İslam ve Türkçü bir devlet dizaynını gerçekleştirmeyi savunurken, millet ittifakı diye adlandırılan dörtlü ittifak daha çok Kemalist devleti, en azında kerhen savunuyor durumda olacaktır.

Bu iki devletten Kemalist devletin Kürtlere, Alevilere ve demokrasi güçlerine neler yaptığı, hangi katliamları planlayıp pratikleştirdiği biliniyor. Aynı şekilde Erdoğan/Bahçeli ikilisinin de Kürtlere, Alevilere emekçilere ve demokrasi güçlerine karşı izlediği katliamcı/soykırımcı politika ve pratikler seçim koşullarında bile aralıksız devam etmektedir. Bu durumda söz konusu her iki cephenin de Kürtlerin, Alevilerin hakları, demokrasi ve özgürlük gibi temel konularda aynı düşmanca politikaları izledikleri ve bu katliamcı politikaları izlemeye devam edecekleri açıktır. Her iki cephenin ortak paydası, Kürt, Alevi ve demokrasi düşmanlığıdır.

Böylece yapılacak olan seçimlerde topluma “kırk katır mı kırk satır mı” seçeneksizliği, seçenek olarak dayatılmaktadır. Tüm ezilenler, Kürtler, Aleviler, kadınlar ve emekçiler, katliamcılar arasında tercih yapmaya zorlanmaktadırlar. HDP ile görüşülmemesi, HDP’nin yok sayılması ve “sandığa gömülmek” istenmesinin nedeni de budur.

İşte bu nokta bütün “şer odak”larının, karanlık, kirli ve kanlı “ittifak”ların hesaplarının bozulduğu nokta olacaktır. Ne Kürtler, ne Aleviler ve ne de demokrasi güçleri seçeneksiz değillerdir. Tüm ezilenler, başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere, kendilerine dayatılan “kırk satırı da kırk katırı da” ezip geçecek, kendi gerçek seçeneklerine daha güçlü, daha kararlı olarak dört elle sarılacaklalardır.

Kürtler ve Aleviler, dadısı tarafında yönlendirilen çocuk değildirler, artık. Kimse bunca yıldır sürdürülen can bedeli mücadelenin bir karşılığının olmadığı sanmasın. Dün ödenen bedeller, bugünün zaferleri içindi. Kazanmanın yaşanacağı bugünün beklenen gün olduğunu öğrendi bütün, özgürlük isteyenler.

Aslında yaşananların öğretici bir yanı da bulunmaktadır. Saflar netleşmiş, herkes ne yapacağını daha iyi görmüş oldu. Demokrasi güçleri, Kürtler ve Aleviler, bir kez daha, özgürlüğü getirecek olan asli güç olarak, bütün şaibe ve karanlık hesaplardan uzak, mücadelenin yükünü omuzlamak durumda olduklarını gördüler. Ve bu seçimlerde dünya Alem görecek, “el mi yaman bey mi yaman”.

Kıstırdık zalimleri saraylarında, yan gelip yatmayalım, TAMAM’dır, artık.

  AZİZ TUNÇ