AKP Hükümeti, Cumhuriyetin ilk yıllarında devreye konulan Şark Islahat Planı ve bunun Suriye'deki ikizi olan Baas rejiminin ırkçı planlarını bir kez daha güncelleyerek, Kürt halkının taleplerini sistemli asimilasyon politikalarıyla boşa çıkarmayı hedefliyor. Cumhuriyetin ilk soykırım planı olan "Kürtsüzleştirme" ile Kürdistan'a farklı hakların yerleştirilerek buraların asimile edilmesi, Baas rejiminin de bunun benzeri olan "Arap Kemeri" politikasıyla Kürt bölgelerini Araplaştırma planları, bugün AKP eliyle güncellenerek yeniden devreye konuldu. 

Suriye'de Baas rejiminin Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki Şark Islahat Planı'nın "ikizi" olan soykırım planının bir parçası olarak, Kürt coğrafyasını Kürtsüzleştirip Araplaştırma politikası bugün AKP tarafından bir kez daha deneniyor. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Kürtlerin özgürlük taleplerinin bastırılması için Bakanlar Kurulu onayıyla sistemli bir asimilasyonu hayata geçirmeyi amaçlayan Şark Islahat Planı, 24 Eylül 1925'te onaylandı. 12 maddeden oluşan "soykırım planı", Kürdistan kentlerinde her türlü baskı ve şiddetin yanı sıra sistemli bir asimilasyonu ve Kürdistan coğrafyasını Kürtsüzleştirmeyi amaçlıyordu. 


Cumhuriyetin ilk soykırım planı: Kürtsüzleştirme 

Hazırlanan plan, Van ile Midyat arasındaki hattın batısında Ermenilerden kalan boş araziye Türklerin yerleştirilmesini, sıkıyönetim bölgesindeki Ermeni mallarının maliyece satılmamasını ve hatta Kürtlere kiraya dahi verilmemesini emrediyordu. 

Plan kapsamında Kürtlerin belirli konsept ekseninde göçe zorlanarak, batıya gönderilmeleriyle, onlardan boşaltılan yerlere ise Türkler yerleştirilecekti. Planın aynı maddesinde sayılarının 500 bin olması öngörülen Balkan ve Kafkas göçmenlerinin Elazığ, Diyarbakır, Muş, Bitlis, Bingöl dağının doğu ve batısı, Murat vadisi ve Van Gölü çevresine, Trabzon, Rize ve Erzurum'un kuzeyinden getirilen Türklerin de Hınıs çayı ve Murat vadisine ve Van Gölünün kuzeyine yerleştirilmesi planlandı. Bu şekilde Kürdistan'ı Kürtsüzleştirerek, buralara da dışarıdan getirilen halkın yerleştirilmesiyle birlikte Kürt halkının özgürlük talepleri bastırılma ve bir daha bu sesin yükselmemesi amaçlandı.


Dönem dönem tekrarlanan senaryo

Bu plan sadece Cumhuriyet'in ilk ve Şark Islahat Planı ile sınırlı tutulmadı. Yıllarca bu planın gereklerine göre hareket edilirken, Kürt halkını özgürlük talebi bastırılamadı. 

Yine 1980 askeri faşist darbesinden sonra da Kırgız Türkleri getirilip Urfa'ya ve Van'a yerleştirildi. Tokat'ın Alevi köylerine de 80'li yıllarda Afganların yerleştirilirken, bugün o bölgedeki Alevi nüfusunun batıya göç etmesinden dolayı Alevi kimliği silindi. 

Yakın zamanda ise Ukrayna-Rusya arasındaki siyasi kriz bahanesiyle, bölgede yaşayan 700 aileden oluşan Ahıskan Türkü, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatıyla Kars ve Erzincan'a yerleştirildi. Ahıskan Türkleri, 1992 yılında Turgut Özal döneminde çıkartılan bir kanunla da Iğdır'a yerleştirilmişti. Bu kanun kapsamında 150'nin üzerinde aile Iğdır'a yerleştirildi. 


Soykırım planının 'ikizi' Rojava'da uygulandı

Türkiye'de Kürdistan coğrafyasında uygulanan bu planın "ikizi" olarak değerlendirilen bir soykırım planı da bugün tüm ayrımcı politikaların boşa çıkarıldığı ve halkların tüm özgünlükleriyle bir arada yaşarak örnek bir model oluşturan Rojava'da devreye konuldu. 

1958 yılında Hasekê Polis Müdürü Muhammed Talip Hilal, tıpkı Cumhuriyet döneminde İsmet İnönü tarafından hazırlanan bir rapora benzer bir rapor hazırladı. Raporda, Cizîrê bölgesinde Kürt milliyetçiliğinin geliştiği belirtilerek acil tedbirler alınması önerisi yapılıyordu. Bir soykırım planı olarak Şark Islahat Planı gibi uygulamaların benzeri uygulamalar içeren bu rapor, Rojava'da da hayata geçirilmeye başlandı. 12 maddeden oluşan bir soykırım uygulaması olan politikalar, insansızlaştırma ve Arapları bölgeye yerleştirme, kimliksizleştirme ve yurttaş olarak kabul etmemeydi. Bu planın devreye konulmasıyla birlikte Kürtçe isimler değiştirilmeye başlandı. Bölgede yeni bir nüfus sayımı yapılarak, 120 bin Kürt vatandaşlıktan çıkartıldı. Vatandaşlıktan çıkartılan ve yabancı olarak görülen "mektum" Kürtlerin topraklarına el konulmaya ve bu topraklara Arap aşiretlerin yerleştirilmesine başlandı. 

Baas rejimi, her iki Kürt köyünün arasına iki Arap köyü yerleştirilerek, bölgeyi de Türkiye'nin yaptığı gibi Kürtsüzleştirmeyi ve söz konusu bölgede bir "Arap kemeri" oluşturmayı hedefledi. 


Baas'ın planı alt üst oldu

Ancak plana yönelik bölgede yaşanan direniş üzerine hükümet bu konuda geri adım attı. Buna karşın Kürtlerin yaşam şartları her geçen gün ağırlaştı, hakları geriye gitti. Ancak Kürtler direnişle plana karşı çıkınca Baas rejimi, bu konuda az da olsa geri adım attı. 

"Arap Kemeri"ni tam olarak oluşturamayan rejim, buna karşı Kürtlerin yaşam şartlarını her geçen gün daha da dayanılmaz hale getirdi, ta ki 2011'e kadar. Suriye'de iç savaşın başlamasıyla birlikte ise sahneye çıkan Kürtler, rejiminin Kürtsüzleştirmek istediği "Arap kemerini" politikalarını alt üst ederek, bu hat üzerinde geliştirdikleri modelle, burayı halkların özgürlük kuşağına dönüştürdü. 

Kürdistan coğrafyasında iktidarlar tarafından yüz yıldır uygulanan ancak sonuç vermeyen bu politikalar, bugün AKP eliyle bir kez daha güncellenerek, yeniden hayata geçirilmek isteniyor. Kürdistan'da halklara karşı kapsamlı bir savaşı devreye koyan AKP hükümeti, bir yandan kentleri yakıp yıkarak, insansızlaştırmayı amaçlarken, buralara da "mültecileri yerleştireceğiz" denilerek, bir kez daha bölgenin Kürtsüzleştirilmesi planlandı. Bu kapsamda özellikle son dönemde binlerce insanın kuşatma ve saldırılardan dolayı göç etmek zorunda kaldığı Sur ve Silopi için adeta ilçeleri bir bütün olarak gasp edecek olan "acele kamulaştırma" kararlarının alınması, buraların demografik yapısıyla oynanacağı ve bir kez daha Kürtlere karşı soykırım planlarının devreye konulacağı tartışmalarını da beraberinde getirdi. 


Maraş ve Sivas'ta Alevi kimliği ve kültürü hedefte

AKP'nin planını devreye koyduğu bu plan sadece Kürtlere karşı değil, Türkiye tarihine katliamlarla ismi geçen iki kentte yapılmak amaçlandığı mülteci krizi üzerinden geliştirmek istediği politika ile teşhir oldu. 1978'de Alevilere karşı geliştirilen büyük bir katliamın devreye konulduğu Maraş'ın Pazarcık ilçesine bağlı Terolar Mahallesi'nde yapılması planlanan AFAD mülteci kampıyla birlikte buralara mülteci adı altında El-Nusra ve DAİŞ gibi çete örgütlerin üyeleri yerleştirilerek, Baas rejiminin yıllar önce denediği "Arap kemeri" politikasının bir benzeri hayata geçirilmeye çalışılıyor. 

"Maraş'ta Aleviliğin bir kez daha katledilmesi" olarak görülen bu girişime karşı halkın direnişi günlerdir devam ederken, bir benzeri uygulamanın da yine Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Sivas'ın Zara ilçesinde yapılmak istendiği ortaya çıktı. Kentte Divriği, İmranlı, Dara, Zara, Hafik ve Yıldızeli ilçelerine bağlı Alevi köylerine mültecilerin yerleştirilmesi için bir süredir Kaymakamlar tarafından muhtarlardan köylerdeki boş evlerin listesini istendi.