• Husiler, dünyanın mal taşımacılığı açısından en önemli güzergahlarından biri olan Bab el-Mandeb Boğazı’nda kontrolü sağlamaya bir adım daha yaklaştı.

 

Suudi Arabistan destekli Yemen hükümeti ile İran destekli Husi milisleri arasında çatışmalar tırmandı. AFP’ye konuşan bir Yemen hükümet kaynağı Husilerin Kızıldeniz kıyısındaki stratejik Mokha (El-Maha) kentinin kontrolünü ele geçirdiği bildirildi. 

Reuters'ın perşembe günü hükümete yakın askeri kaynaklara dayandırdığı haberine göre ise Husiler, Bab el-Mandeb Boğazı'na yakın kıyı kentleri üzerindeki kontrolünü genişletmeye çalışıyor. Örgütün Mokha ve çevresinde ilerlemesi, Kızıldeniz'in güney girişini kontrol etme hedefinin önemli bir aşaması olarak değerlendiriliyor.

İlk haberlerde Husilerin Mokha kentinin kontrolünü ele geçirdiği öne sürülse de mevcut güvenilir kaynaklar Husilerin kente doğru ilerlediğini ve kontrolün henüz kesinleşmediğini bildiriyor. Çarşamba günü hükümet güçlerinin Mokha'ya takviye birlikleri gönderdiği de aktarılmıştı.

 Bab el-Mandeb hedefte

Husilerin ilerleyişinin merkezinde, Kızıldeniz'i Aden Körfezi'ne bağlayan Bab el-Mandeb Boğazı bulunuyor. Bab el-Mandeb, Körfez'den Akdeniz'e Süveyş Kanalı veya Mısır'ın Kızıldeniz kıyısındaki SUMED petrol boru hattı üzerinden taşınan ham petrol ve yakıtın yanı sıra, Rus petrolü de dahil olmak üzere Asya'ya gönderilen çok sayıda mal için kritik bir güzergah.

Bu dar geçidin kapatılması, İran'ın Asya ile Avrupa arasındaki en önemli deniz enerji koridoru olan Hürmüz Boğazı'nı fiilen kapatmasının ardından, Suudi Arabistan gibi büyük petrol üreticisi Körfez ülkelerini ana deniz ticaret rotalarından izole edebilir.

Reuters'a göre Husiler, Yemen'in Kızıldeniz kıyısının tamamında kontrol sağlamaya yaklaşarak Bab el-Mandeb üzerinde daha fazla baskı kurmayı amaçlıyor. Mokha'nın ele geçirilmesi halinde örgütün ticari gemilerin geçişini tehdit etme kapasitesinin önemli ölçüde artabileceği değerlendiriliyor.

2022’den bu yana en şiddetli çatışmalar

Yemen'deki çatışmalar, 2022'de sağlanan ateşkesin büyük ölçüde çatışmaları durdurmasının ardından son haftalarda yeniden yoğunlaştı. Eylül ayının başından bu yana yaşanan çatışmalarda yüzlerce kişinin öldüğü bildirildi. Husiler, Kızıldeniz kıyısındaki stratejik bölgeleri ele geçirmek için kara saldırılarının yanı sıra roket ve İHA’ları da kullanıyor. Son günlerde çatışmalar özellikle Taiz, Hudeyde ve Yemen'in batısındaki kıyı bölgelerinde yoğunlaşıyor. Hükümet güçleri ise Husilerin ilerleyişini durdurmak amacıyla bölgeye takviye gönderiyor.

Suudi Arabistan'da alarm

Husiler, Perşembe günü yaptıkları açıklamada Suudi Arabistan'ın Yemen'de yaklaşık 40 hava saldırısı düzenlediğini öne sürdü. Husilere bağlı Saba haber ajansına göre saldırılar Taiz, Hudeyde, El-Cevf ve Marib vilayetlerini hedef aldı. Ancak bu saldırıların sayısı ve sonuçları bağımsız kaynaklar tarafından bütünüyle doğrulanmış değil. Associated Press de Husilerin daha önce benzer şekilde onlarca saldırı bildirirken, bu iddiaların bağımsız olarak doğrulanamadığını belirtiyor.

Suudi Arabistan'ın saldırıları, Husilerin son günlerde Suudi topraklarına ve enerji altyapısına yönelik füze ve İHA saldırılarının ardından geldi. Bu saldırılarda 73 kişinin yaralandığı, bazı petrol ve enerji tesislerinde yangın çıktığı bildirilmişti.

Husiler Temmuz ayında Suudi Arabistan'a karşı Kızıldeniz'de deniz ablukası ilan etmiş ve bazı Suudi petrol tankerlerine yönelik saldırıları üstlenmişti. Örgüt daha önce Gazze savaşı sırasında da Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki ticari gemileri hedef alarak uluslararası deniz taşımacılığını ciddi biçimde etkilemişti. Bu nedenle Mokha ve Bab el-Mandeb çevresindeki yeni çatışmalar yalnızca Yemen'deki iç savaş açısından değil, küresel ticaret ve petrol fiyatları açısından da yakından izleniyor.

Son verilere göre 10 Eylül'de Bab el-Mandeb'den 28 ticari gemi geçiş yaptı; bu sayı son 10 günlük ortalamaya yakın. Ancak çatışmaların boğazın doğrudan kontrolünü veya güvenliğini etkilemesi halinde deniz taşımacılığında yeni ve büyük bir rota değişikliği yaşanmasından endişe ediliyor.

Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin de ciddi biçimde düşmesiyle birlikte, Orta Doğu'daki iki kritik deniz geçişinin aynı anda baskı altına girmesi küresel enerji arzı açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. SANA