“Babam çocukken sorularımıza cevap verir ama mutlaka ‘Kızım, oğlum bu benim cevabım. Siz kendi cevabınızı bulun’ derdi. Kürt olduğumuzu anlattı. Halkımızın gerçekliğini anlattı. Dilimizi öğretti, kültürümüzü anlattı. Bizi özgür birer birey olarak yetiştirdi. Şekil vermedi. Kendi cevaplarımızla doğruyu bulmamızı önerdi daima.”
BARIŞ BALSEÇER / STRASBOURG
Dilan Koç, babası 142 gündür tecridin kırılması amacıyla Strasbourg’da süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan Yüksel Koç’un çocuklarından en küçüğü. 19 yaşında, Avrupa’da yaşayan bir Kürt genci Dilan. Üniversitede ekonomi bölümü okumak istiyor. Almanya Bremen’de ailesi ile yaşıyor. Dilan ile babası ve devam eden direnişe ilişkin konuştuk.
Babana dair çocukluğundan kalan en önemli şey nedir?
Çocukken babam sürekli bir yerlere giderdi. Nereye gittiğini sorduğumda ise “arkadaşlarıma gidiyorum” derdi. Çocuktum, psikolojimizi ve kavrayamayacağımızı düşünürdü, siyaset ile uğraştığını ve nereye gittiğini söylemezdi. “Büyüdüğünde seni gittiğim yerlere götürürüm” derdi. Büyüdüm ve bir gün babam bana, “Dilan ben siyasetle uğraşıyorum” dedi.
Babama dair çok anım var aklımda. Siyasi toplantılarına götürmese de, birçok kente götürdü. Siyasi toplantılara katılmasam da, bir çok kişi ile tanıştırdı. Unutamadığım bir anım var. Sinemaya gitmeyi severdim. Birgün “Seni sinemaya götüreyim mi?” dedi. Sanırım 7-8 yaşındaydım. Çok keyiflenmiştim ama şaşırmıştım da. Çünkü okul saatiydi. Babama “Ama okulum var” dedim. Babam yine de aldı beni, trene bindik. Zaten babamın en önemli özelliklerinden biridir. Hızlı ve ani planlar yapardı. Hangi kent veya hangi ülke hatırlamıyorum ama 2 saatlik yolculuk sonrası DKTM’lerden birine gittiğimizi hatırlıyorum. Saat:19.00 civarıydı diye hatırlıyorum. Kürt sinemasından bir film gösterilmişti. Tabi filmden bir şey aklımda kalmadı. Yorgunluktan uyuduğumu hatırlıyorum.
Babam şakacıdır, etrafındaki insanları mutlu etmeyi çok sever. Anlayışlıdır. Çocukken sorularımıza cevap verir ama mutlaka “Kızım, oğlum bu benim cevabım. Siz kendi cevabınızı bulun” derdi. Kürt olduğumuzu anlattı. Halkımızın gerçekliğini anlattı. Dilimizi öğretti, kültürümüzü anlattı. Bizi özgür birer birey olarak yetiştirdi. Şekil vermedi. Kendi cevaplarımızla doğruyu bulmamızı önerdi daima.
Okul hayatında Kürt olmanın zorluğunu yaşadın mı?
Anaokul döneminde bir anım var. Öğretmenim Alman’dı. Öğretmenim “Dilan senin anadilin hangisi?” diye sormuştu. Ben “Kürtçe konuşuyorum” deyince şaşırmıştı. Kürt ve Kürtçe’den haberi bile yoktu. “Sen Türkçe konuşuyorsun” demişti. Türkiye’den gelen herkesin Türk, konuştukları dilin de Türkçe olduğunu sanıyordu. İtiraz etmiştim. Kürt veya Türk kimdir, bilmiyordu. Sınıfta Türk öğrenciler vardı. Onlar bana gelip “Kürt yoktur. Kürtçe yoktur” demişlerdi. Hatta “Sizin Kürdistanınız yok” demişlerdi. Ben vardım, ama varlığımı reddediyorlardı. Kürdistan’ı onlar görmüyordu ama Kürdistanımız vardı.
Bunu babama anlatmıştım. Diğer gün babam öğretmenim ile görüşmüştü. Öğretmenim benim “Kürtçe konuştuğumu” söylediğimi dile getirince, babam “Dilan doğru söylüyor” diye cevaplamıştı. Kürt halkını anlatmıştı. Kürtlerin bir halk olduğunu, dillerinin de Kürtçe olduğunu öğretmenime anlattı. Babam öğretmenime “Newroz’umuz var. Buyrun gelin” diye davet etmişti. Öğretmenim Newroz’a gelmişti. Bayramımızı görünce sevincini gizleyememiş, “Bu çok güzel bir gelenek” demişti.
Bu olay sonrasındaki zamanlarda okula gittiğimde birçok öğretmenim bana gelip sorardı “Kürtler kimdir?” diye. Ben de Kürt ve Türk’ün ayrı iki halk olduğunu, dillerimizin, kültürümüzün birbirinden farklı olduğunu anlatıyordum. Biz Kürtlerin Türkçe’yi bildiklerini ve konuştuklarını ama Türklerin ise Kürtçe’yi konuşmadıklarını anlattım. Kürtçe’nin büyük bir dil olduğunu, lehçelerinin olduğunu anlattım.
Lisede okuduğum dönem, siyaset dersleri alıyordum. Biz Kürt gençler Rojava Devrimi’nden konuşuyorduk. Tabi biz Kürt gençleri hem Alman, hem bizim medyadan, hem de Türk medyasından haberleri izliyorduk. Bir zamanlar “Kürtçe değil Türkçe konuşuyorsun” diyen öğretmenim artık bana soruyordu: ”Dilan, Rojava hakkındaki bilgilerini bize anlat. Erdoğan hakkındaki fikirlerin nedir? Sen Kürt’sün şu konudaki fikrin nedir?” diye sorular soruyor ve fikirlerimi alıyordu.
Çocukluğumda hatırlıyorum, çoğu insan “Kürt kimdir? Kürdistan neresidir? Dili nedir?” bilmiyordu. Ama şimdi çoğu insanın Kürt halkında haberdar. Kürdistan hakkında bilgileri var.
Babam aynı zamanda bir sosyalist. Sosyalizmi de anlatırdı bize. 1 Mayıs’ı anlattı. 14 yaşımda iken öğretmen sınıfta ”1 Mayıs nedir?” diye sormuştu. Sınıftakiler “Mayıs’ın tatil günü olduğunu söylemişlerdi. Öğretmen tekrar “1 Mayıs’ın ne olduğunu bilen var mı?” deyince, ben el kaldırıp cevaplamıştım. Öğretmenim, “Dilan bunları nereden biliyorsun?” deyince, ben de babamın bunları bize anlattığını söylemiştim. Babam benim öğretmenim.
Genel olarak babamla karakterim sanırım benziyor. Eskiden utangaçtım. Ama şimdi bu mücadelenin içerisinde olmak bana özgüven kazandırdı. Bunu hem babama, hem de içerisinde olduğum halkımın gerçekliğine bağlıyorum.
Açlık grevleri sürecinde Almanya’da ne gibi çalışmalar yürüttün? Eylemlerin geldiği aşamayı nasıl değerlendiriyorsun?
Açlık grevleri sürecinde elbette elimden geleni yapmaya çalıştım. Alman partilerine, Almanya Başbakanı Angela Merkel’e, Alman Cumhurbaşkanı’na mektuplar yazarak, açlık grevleri hakkında bilgi verdim. Birçok kilise ile görüştüm. Eylemcilerin taleplerini aktardım. Birçok panele katıldım. Açlık grevi eylemcisi Agit Ural’ın kızı Tamara ile Alman Sol Parti’nin bir paneline katıldık. Bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Sadece ben değil, Avrupa’daki halkımızın tümü eylemde. Bazı çalışmalarımız Alman basınına da yansıdı. “Bizim vatandaşlarımız açlık grevindeler” denildi. Bu konuda kiliselerin verdiği cevap ise “Bu bizim işimiz değil” biçiminde oldu. İnsani bir talebe yanıtları bu oldu. Bu kesinlikle yeterli değildir.
Avrupa’daki halkımız her gün ayakta ve eylem halinde. Bu sevindirici ama yeterli değil. Sürece öncülük yapması gereken Kürt gençliğidir. Onların sürekli öncülük etmesi gerekiyor. Annelerimiz sürekli dövülüyor. Annelerimiz çocuklarının yaşamasını, taleplerinin karşılanmasını istiyor sadece. Türk devleti ise annelerimize saldırıyor. Bunu görmek çok üzücü. Çocukları dört duvar arasında, açlık grevi ve ölüm orucunda. Babamı ve eylemlerini kesinlikle anlıyorum. Davalarının yanında olmanın onurunu yaşıyorum. Ama tedirginim. Heval Leyla’yı ya da diğer bir yoldaşımızı kaybedemeyiz. Böyle şeyler yaşayacağımı asla düşünmüyordum.
Gençlerle bir araya geliyoruz. Neler yapacağımızı tartışıyoruz. Yeni bir girişimimiz daha olmadı. Abim Sol Parti’de Bremen’den vekil adayı. Seçim çalışmalarında kendisine destek veriyorum. Eylemcilerden Agit Ural’ın kızı Tamara ile sürekli görüşüyoruz. Açlık grevleri üzerine, eylemcilerin sağlık durumu üzerine konuşuyoruz. Leyla Güven’in çocukları ile görüşmem olmadı. Ama Heval Leyla’ya mektup yolladım.
Heval Leyla başta olmak üzere birçok yoldaşımızın çocukları var. Açlık grevi sürecinde çok güçlü ve onurlu insanlarla tanıştım. 15 yoldaşımız ölüm orucunda. Bu beni çok üzüyor. 8 şehidimiz var bu süreç içerisinde. İnsani bir talep için şehitler verdik. Zor bir süreç hepimiz farkındayız. Ama bu zor süreci biz Kürt halkı yan yana durarak aşabiliriz. Ben bu direnişin parçasıyım. Zafere hep birlikte ulaşacağımızdan eminim.