
AMARA GÜNEŞ / ROMA
İtalyan Karim Franceschi, Kobanê Direnişi’nde yer aldı, YPG saflarında DAİŞ çetelerine karşı savaştı. Şimdiyse memleketi İtalya’da, devrim için çalışmayı sürdürüyor. Onu en son, Venedik Film Festivali’nde gösterimi yapılan filmi ‘Bizim Savaşımız’ ile duyduk. Dünyanın en büyük festivallerinden birinde, kırmızı halı üzerinde, YPG üniforması ve bayrağıyla poz veriyordu objektiflere.
Franceschi’nin küçük yaşta kaybettiği babasının hikayesi, oğlunun ‘önceli’ gibi. Baba Franceschi, Mussolini faşizmine karşı savaşan bir partizanmış ve oğlunu da direniş hikayeleriyle büyütmüş. Karim Franceschi, 19 yaşından itibaren, babasının anlattıklarının peşinde devrimci mücadeleye adım atmış. DAİŞ çetelerinin Kobanê’yi işgal girişimi sırasında Suruç’a giden İtalyan devrimci, bir noktadan sonra “İnsani yardım yetmez” deyip sınırı illegal yollarla geçerek direnişe katılmış.
İtalyan devrimciyle, “Çok özledim” diye anlattığı Rojava günlerini, Kürt Özgürlük Hareketi’yle ilişkisini ve devam eden çalışmalarını konuştuk.
Babanız çok genç yaşta Mussolini’ye karşı savaşmış. Sizin Kobanê’ye gidip savaşmanızda bunun etkisi oldu mu?
Yer aldığım Sosyalist Hareket Özel Merkezi’nin (Centro Speciale) üyesi olarak Suruç’a vardığım zaman Kobanê’de ne olup bittiğine yakından tanık oldum. Türkiye sınırını geçip Kobanê’ye geçtiğimde YPG/YPJ direnişçileri benimle Demokratik Konfederalizm ideolojisini paylaşınca şunu hissettim: Bu, yaşamımda daha önce de var olan bir şeydi. Babam İkinci Dünya Savaşı sırasında İtalya’da partizandı. Direnişçilere 17 yaşındayken katılmış, İtalya’da faşistlere karşı mücadelesinde başarılı olana kadar kesintisiz bir şekilde mücadele etmiş. Babam beni faşizme ve Nazilere karşı eğitti. Küçükken babam, bazen savaş zamanından hikâyeler anlatırdı. Düşüncelerini bana da geçirdi. Onun direnişçilere yönelik çok güçlü inançları vardı.
Peki siz neden doğrudan Kobanê’ye gidip savaşa katılmak istediniz? Başka şeyler de yapabilecekken neden direniş?
Öncelikle insani yardım yapmanın yetersiz olduğunu hissediyordum.
Kobanê’ye Ekim ayında gittim; yani DAİŞ’in kentin etrafını sardığı zamanlarda... Çatışmalar çok yoğundu, direnişçilerin sayısı çok fazla değildi. Bir yandan mücadele ederken, diğer yandan YPG/YPJ’liler benimle demokratik değerler, eşitlik, kadın özgürlüğü, etnik özgürlük gibi konulardaki düşüncelerini paylaştı.
O sıralarda Türkiye, DAİŞ’e kapılarını açmıştı ve silah yardımı yapıyordu. Bize ise kapıları kapanmış durumdaydı. Kobanê’deki direnişçiler, izole edilmişti. Türkler tanklarını sınıra göndermişti. DAİŞ‘in YPG/YPJ ile savaşmak için sınırı geçmesine yardımcı oluyorlardı. Fakat buna rağmen bazı aktivistler, Kobanê’ye destek olmak için sınırı illegal yollardan geçiyordu.
O günlerde şunu hissettim: Biz aynı değerler için mücadele veriyoruz. Direnişçilerin daha fazla yardıma ihtiyacı olduğu bir zamanda, bir sosyalist olarak sadece insani yardım yapmanın, Türkiye sınırında kalmanın, mültecilere yardım etmenin yetersiz olduğunu hissediyordum. Daha fazlasını yapmam gerekiyordu. Yani oraya gitmeliydim, çünkü çatışma oradaydı. Onların arasında olmalıydım. Hem bu devrimi onlarla yaşamalı hem de devrimin yükünü paylaşmalıydım. Bu düşünce ve duygularla illegal yollarla Türkiye sınırını geçip Kobanê’ye gittim.
Kobanê’de dikkatinizi ilk çeken ne oldu?
Kobanê’ye vardığım zaman babamın bana anlattığı direniş hikayeleri ile Kobanê’de olanların aynı olduğunu hissettim. Babamın anlattığı hikayelerin canlandığını görüyordum. Mücadele eden kadınlar, erkekler... Sanki babamın direniş hikayeleri tek tek canlanıyordu. Yaşananlar bazı yönleriyle İspanya’daki sivil insanların faşizme karşı savaşı gibiydi. Kobanê’deki direnişçilerin yürüttüğü mücadelenin partizanların mücadelesiyle benzerlikleri vardı. Gülümsemeleri, yaşam tarzları, ideolojileri, insanlık mücadelesi... Babamın savaşırken gördüklerinin aynısını, ben de görüyordum şimdi.
Kendinize yakın hissedip etkilendiğiniz arkadaşlar oldu mu?
Sınırı geçtiğim zaman beni çok etkileyen, Kürt öğretmen bir arkadaşım oldu. Sınırı birlikte geçtik. Kürtçe ders verdiği için Türkiye’de uzun süre cezaevinde kalmıştı. Bana hediye olarak bir bileklik verdi. Kobanê’ye gittikten sonra bizi iki farklı gruba dağıttılar. Birlikte olduğumuz dönem bana biraz Kürtçe öğretmişti. Demokratik Konfederalizm’in ne olduğunu anlattı. O bir Kürt öğretmendi ama yalnızca Kürt ulusu için savaşmıyordu, bütün halklar için mücadele ediyordu. O gerçekten de insanlık için mücadele veriyordu. Ortadoğu’da barışın ve adeletin gelmesi için, daha iyi bir yaşam için çaba gösteriyordu. Ulusal mücadeleden daha fazlasıydı bu. O arkadaşla birlikte Kobanê özgürleşene kadar mücadele verdik. Daha sonra şehit düştü. Hepimiz ona ‘Heval Haydar’ diyorduk. Kobanê’nin büyük komutanlarından biriydi.
Hayatımın en güzel arkadaşlıklarını ben orada yaşadım. Daha önce hiç bu kadar güzel arkadaşlarım olmamıştı. Herkes birbiri için canını vermeye hazırdı. Zorlandığımızda birbirimizi eğitip büyütüyorduk. Birbirimize her konuda yardım etmeye çalışıyorduk. Yaşadıklarım çok güzel şeylerdi.
Savaşırken hiç İtalya’yı düşündüğünüz oluyor muydu?
Kobanê’den ayrılmak istemiyordum. Kobanê özgürleşene kadar da, Nisan 2015’e kadar orada kaldım. Sonunda İtalya’ya dönmem gerekiyordu, çünkü vizem bitiyordu. Eğer vizemin üstünden üç ay geçerse Türkiye tarafından tutuklanırdım. Kobanê kent merkezi ve köylerinin büyük bir bölümünün kurtarılmasından sonra İtalya’ya döndüm.
İtalya’da da bazı politik sorunlar var. Bu sorunlara karşı mücadele ettim. Bunlardan biri, YPG’ye katılımın suç sayılmasıydı. Ancak İtalya’ya döndükten sonra partimin girişimleri sonucu İtalya’da YPG’ye katılmayı suç sayan yasa değiştirildi.
İtalya’ya dönmemin temel sebeplerinden bir tanesi de, burada YPG/YPJ için bir şeyler yapabilmekti. Bütün İtalyanlar, devrimi, Demokratik Konfederalizm’i bilir. Yine de Rojava’da neler olup bittiğini anlatmaya başladım. Çünkü Türkiye, Rojava’yla ilgili bir sürü yalan söylüyor. Oysa İtalyanlar için orada kalmış, orada savaşmış birinin kendi gözleriyle gördüklerini anlatması, etkileyici oluyor. İşte bu nedenle, yaşadıklarımı kitaplaştırmaya karar verdim. Kitabın şimdi Türkçe çevirisi de tamamlandı. Sanıyorum Kasım’da o da yayımlanacak.
Ne anlattınız kitapta?
Demokratik Konfederalizmi, Kürtlerin mücadelesini, Suriye Konfederalizmi için verilen mücadeleyi, Rojava Devrimi’nin çözüm politikasını...
Yine Kobanê’ye ilk gittiğimde neler yaşanıyordu, onları anlattım; savaş sürecinde yaşananları anlattım. Kobanê zaferine de kitabımda yer verdim.
İtalya’ya döndükten sonra tekrar Rojava’ya gittiniz mi?
Kobanê’de mücadele ederken bir gün Arapların ve diğer halkların ortak, Kürtlerle birlikte DAİŞ’e ve diğer diktatörlere karşı mücadele etmesini hep hayal ediyordum. Daha sonra bu hayalim gerçekleşti. Araplar, Türkmenler ve diğer halklardan da YPG/YPJ’ye katılımlar oldu. Kobanê zaferi herkes için bir mesaj oldu. Bu mesaj şuydu: Devrim bütün halklar içindi. Bu gerçek bir sözleşme oldu.
Bazen Rojava’yı ziyaret ediyorum ama Türkiye üzerinden gidemiyorum. Çünkü Türkiye beni sınırdışı etti.
İtalya’da TV ve radyo programları ile çeşitli etkinliklere katılıyorsunuz. İtalyanlar nasıl bakıyor Rojava’ya?
Sağcılar, solcular, yani bütün İtalyanlar, Kürtlerin Suriye’deki mücadelesini destekliyor. YPG/YPJ’yi yalnızca DAİŞ’e karşı mücadelesinde değil, aynı zamanda projelerinde, yaratmak istedikleri yaşamla da destekliyorlar. İtalya hükümeti, kendi insanlarını takip etmiyor. Erdoğan’la ilişkileri, bir örnek olarak gösterilebilir.
Öcalan da İtalya’da tanınan bir isim. Kitaplarının da birçoğu İtalyanca’ya çevrildi, ilgiyle karşılandı. Siz nasıl bakıyorsunuz Öcalan’a?
Ben, Serok Apo’yu sadece bir lider olarak düşünmüyorum; aynı zamanda politik düşünürdür ve ideolojidir. Bence Serok Apo, Marksizm’den daha ileridir, daha moderndir. Gerçek barış için çözüm önerileri olan biridir. Sadece Kürtler ve Kürdistan için değil, bütün Ortadoğu için çözüm projesi var.
Demokratik Konfederalizm’in Avrupa’da nasıl denenebileceğini de çok tartıştık.
Doğru olan şu: Abdullah Öcalan’ın fikirleri gerçek bir devrimdir. Halkların barışı için de önerileri olan biridir. Hapiste olması, bütün Ortadoğu için kayıptır.
Şimdi o bir adada ve izolasyona tabi tutuluyor. Türkiye bu yaptırımlarıyla suç işliyor. Dünyadaki tüm insan hakları örgütlerini ve kamuoyunu Serok Apo’nun özgürlüğü için ortak mücadeleye çağırıyorum.
Kürt halkını yakından tanıma fırsatınız oldu. Kürtler arasındaki farkları gözlemleme imkanınız da oldu mu?
Bütün Kürtler aynı değil tabii ki. Örneğin KDP’nin Türkiye’yle ilişkileri var. Yine KDP, Şengal’de Êzîdî Kürtleri DAİŞ’e karşı savunmadan kaçıp gitti. Yaptıkları bununla sınırlı da değil, Rojava’ya bütün yaklaşımları sorunlu.
Erdoğan, Türk Cumhurbaşkanı, Suriye’de Kürtleri bombalıyor, Türkiye’de her gün katliam yapıyor. Nusaybin’de, Cizre’de, Sur’da barbarca katliamlar yaptı. Bazı Kürt partileriyse her koşulda bu adamla görüşüyor. Suriye konusunda da anlaşmalar yapıyorlar. Bunlar, kapitalist mantıkla hareket eden diktatörlerdir.
Bazı Kürt partileri, “Biz Kürtlerin sözcüsüyüz” diyor, onlara soruyorum: Kürtler ve Kürdistan için ne yaptınız şimdiye kadar? Yaptıkları tek şey Kürdistan’da bir üst sınıf oluşturmaktır. Erbil’i inşa ettiler ama başka Kürtlerin kışın kalacak bir yerleri bile yok. Yani birileri yokluk, açlık sınırında yaşarken onlar Amerika’ya benzemenin peşinde.
Bence Barzani, Kürt kültürüne güvenmiyor. Oysa Kürtler en eski halklardan biri. Dilleri çok direngendir, medeniyeti oluşturan halklardan biridir. Abdullah Öcalan, bu kültüre, dile yeniden can verdi. Türk hükümeti de bu yüzden çok tepkili ve her şeyi yok etmek istiyor.
Suriye’de de bir tarih yok ediliyor ve Öcalan Kürtlerin yok edilmesine karşı mücadele veriyor.
Bir röportajınızda çocukken asker olmak istediğinizi söylemişsiniz. Neden öyle istiyordunuz?
Aslında hiçbir zaman sistemin bir askeri olmak istemedim; çünkü babam bir partizandı. Biraz büyüyünce büyük orduların çoğunun aslında insanları korumadıklarını da gördüm. Zaten bazıları da para karşılığında savaşmaya gidiyordu. Parayla savaşanlar insanları nasıl koruyacaklar?
Hiçbir zaman bir ordu için savaşmam. Ben YPG’de savaştım. Çünkü YPG, devrimci bir örgüt; biz orada para karşılığında savaşmadık. YPG fikirleri, halkı için mücadele ediyor. İnsanların desteklediği bir örgüt. İnsanlar sadece DAİŞ’le savaşmak için de değil, yeni bir yaşam yaratmak için YPG’de yer alıyor.
Devrim daha yeni başlıyor
Kobanê’yi ve oradaki arkadaşlarımı çok özlüyorum. Bazı arkadaşlarım, şimdi çatışmalarda. Bence devrim, daha yeni başladı. Orada asıl mücadele yeni başladı. Orada olmayı çok özlüyorum. Devrimin doğrudan içinde olmayı özledim. Yaşam tarzını özledim. Orada paraya ihtiyacın yok, özel elbiselere ihtiyacın yok. Rojava’da fikirler var, bu yaşam tarzını özlüyorum. Yani devrimin yaşam tarzını... Özledim, evet.
Rojava’da olanlar tarihseldir. Bu tarihi süreçte bizim de bir tarihi yarattığımızı düşünmeliyiz. Rojava’yı desteklemeliyiz. Rojava Devrimi, bütün insanlık içindir. Aynı zamanda savaşı durdurmak için de mücadele veriliyor. Herkes savaşın durdurulması için mücadele etmeli. Her gün bir sürü çocuk, kadın, yaşlı, erkek katlediliyor. Bu konuda bütün insanlık sorumlu. İnsanım diyen herkes bir şeyler yapmalı. Doğru olan için mücadele etmeliyiz.
Venedik kırmızı halı ve YPG

Bir filmimiz vardı onu bitirdik. Film, kitaptan uyarlanmadı; ben Kobanê’deyken videolar çekiyordum, onlardan yaptığım bir film. Adı, ‘Bizim Savaşımız’. İşte bu film, Venedik’te de gösterime girdi.
Venedik’te yapılan film festivali, dünyanın en büyük festivallerinden biri. Aynı zamanda bilinen birçok sinema sanatçısının katıldığı bir festival. Bizi de kırmızı halıda kabul ettiler. Bu halı, dünyaca ünlü oyuncuların bulunduğu bir yer. Bizi de orada sunmaları, benim için büyük bir onurdu.
YPG üniformaları ile kırmızı halıda yürümek... İtalyan sinemacılar, o anları kameraya çekti. Bazıları bizimle birlikte YPG bayrağıyla yürüdü. Şunu söyleyebilirim: Venedik Film Festivali bizimleydi, bizi desteklemekteydi. Yani Rojava Devrimi’ni destekliyorlardı. Orada olmamız, Rojava Devrimi konusundaki pozisyonlarını göstermekteydi. Bu pozisyon, Türkiye ile aynı fikirde olmadıklarını da gösteriyordu. Venedik Film Festivali gibi dünyanın en büyük film festivallerinden biri, tavrını Rojava’dan yana ortaya koydu. Bu da çok önemli.
Herkes biliyor ki Türk medyası, Erdoğan’ın kontrolünde. Zaten Türkiye’de bağımsız basın, darbe girişiminden sonra kapatılıyor. Erdoğan ve basını ne istiyorsa söylesin, Venedik’te görüştüğümüz herkes Rojava’yı destekliyordu.
Yeni projelerim var. Rojava Devrimi için kampanya çalışması yürütüyorum. Mücadeleye etmeye devam ediyorum.
Televizyon programlarına katılıp Rojava’yı anlatıyorum. Devrimi ve orada neler olup bittiğini... İnsanların orayı anlayabilmesi için çaba harcıyorum. Birçok insan Rojava’da ne yaratılmak istendiğini halen bilmiyor; bazıları bu nedenle Esad’ı destekliyor. Ben de onlara neden rejimi ya da başka güçleri değil devrimi desteklemeleri gerektiğini anlatıyorum.