
Süresiz-dönüşümsüz açlık grevine giren analar, babalar ve kardeşler... Kimisinin kızı, kimisinin oğlu cezaevinde... Kimisinin ise çocuğu yıllar önce özgürlük savaşına katılacak dağlara çıkmış gerillada...
Bağcılar İlçe binasını sorduğumuz esnaf yolu tarif ederken gülümseyerek "Serkeftin Heval" diyor. Bağcılar işte böyle başı dik, küçük bir Kürdistan. İlçe binasına girdiğimizde ilk gördüğümüz kadın, erkek ve gençler salonda yorganlar altında... Şaşırmıştık, çünkü yalnızdılar... Grev görevlilerine neden kimsenin olmadığını soruyoruz.
Aldığımız cevap "siz basından ilk gelenlersiniz. Hoş geldiniz. Yanlış anlamayın, Bağcılar halkımız bizi yalnız bırakmıyor. Her gün farklı bir semt açlık grevi direnişçilerini ziyaret ediyor. Binamızın altında bulunan MED Kültür Derneği'nden sanatçı arkadaşlar da bizleri yalnız bırakmıyor. Hem sohbet, hem müzikleri ile yanımızdalar. Fakat kamuoyu ve medyanın ilgisi ne yazık ki yok denecek kadar az" oluyor.
Bu sohbetimiz arasında grevciler arasından yaşlı bir ana gazeteci olduğumuzu anlıyor ve var gücü ile bağırarak "Siz neredesiniz? Biz burada günlerdir bedenimizi ölüme yatırmışız, bu kadar çabuk mu öldük ki bizi unuttunuz? Dünya niye bizi görmüyor. Bu halktan bir parça değil miyiz. Bu halk direniyor, başkanımızın özgürlüğü için kendine ölüme yatırmış, siz yoksunuz" şeklinde ve de ağlayarak sitem ediyor.
Etkilenmemek mümkün değil. Aynı zamanda bir şaşkınlık içinde elimiz ayağımız tutuldu. Ne cevap vereceksin ki böylesi sitem ve bir o kadar da acı dolu bir çığlığa... Fakat, durum göründüğünden daha farklı. Doğru basın yok... İstanbul genelinde her yerde haber peşinde koşturan, Kürtlerin eylemlerini kamuoyuna duyuran DİHA muhabirlerinin yüzde doksanı "KCK"li adı altında tutuklu çünkü.
İki ofis çalışanı ve sadece üç muhabiri var şimdilerde. 13 milyon nüfuslu İstanbul'un bir ucundan diğerine koşturuyor muhabirler. Anamıza durumu izah etmeye çalışıyor, gönlünü alıyoruz. "Ser seran, ser çavan" diyerek sarılıyor bize. Analar böyledir işte.. Bir anda kızar, diğer anda öper ve sarılır. Sohbet ediyoruz diğer eylemcilerle. Kimi tutsak evladını anlatıyor, kimi yitirdiklerini.. Kimi ise yaşadığı semti. Her birinin ayrı bir hikayesi... Bazılarını sizinle paylaşıyoruz.
Üniversite öğrencisi Erkan Zincir
"Türk ve Alevi bir ailenin çocuğuyum. Türkiye'de ötekileştirme politikası çerçevesinde ciddi bir siyasi ve askeri soykırım var. En başta bu soykırım Kürt Halkına uygulanıyor. Bunun nedeni de en çok Kürtlerin bu ötekileştirme politikalarına karşı mücadele etmesi. Kürt Halkının bu mücadelesini bastırmak için başta gerilla güçleri olmak üzere siyasi alanda da her türlü şiddeti uyguluyor. İnsanlık dışı yöntemler uygulanıyor. Sadece insan olduğum için bu yapılanlar beni de rahatsız ediyor. Kürt sorununun çözümü sadece Kürt Halkı'nın geleceği için değil, Türkiye'de yaşayan bütün ezilen ve ötekileştirilmiş halkların geleceği için bir umuttur. Ayrıca, bu sorunun çözümü Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan'ın özgürlüğü ve yeniden başlatılması gereken müzakere sürecinden geçiyor. Bu nedenle Sayın Öcalan'ın özgürlüğüne bir parça katkı sunabilmek adına Kürt halkı ile birlikte bu eyleme katıldım. Bununla onur duyuyorum. Her zaman Kürt halkının yanında olmaya devam edeceğim."
Türk bir anne Zeynep Çalıhan
"Ben bir anne olarak devletin yozlaşmış politikalarını protesto etmek için buradayım. Önderliğimizin özgürlüğü için bedenimizi açlığa yatırdık. Daha fazla birşey söyleyemeyeceğim, kusuruma bakma kızım.
Gerilla babası Dursun Can
"Ağrı'da doğdum ve bir gerilla babasıyım. Sayın Abdullah Öcalan'ın özgürlüğü için ve dağdaki ve zindanlarda tutuklu olan kendi çocuklarımız için burada ölümü göze aldık. Biz barışı istiyoruz. Ama Tayyip Erdoğan çocuklarımız panzerler altında eziyor, cezaevlerine tıkıyor. Şimdi de 'Çocuklarınızı dağdan indirin' diyor. Sen ne yüzle bunu istersin bu halktan. Bu analar nasıl gidip kendi çocuklarının elini kolunu bağlayıp Tayyip'e teslim etsin. Şunu herkes bilsin ki, biz bunu asla kabul etmiyor, kınıyoruz. Ve de lanetliyoruz.
RIZA AYDOÐDU-NİHAL BAYRAM/ İSTANBUL