- Başbakan Ali Zeydi ile görüşmeden sonra Irak ordusu ve YBŞ'den ortak bir kurulun beklenen çalışması henüz başlamadı. Bağdat, 9 Ekim Anlaşması'nı olası bir "seçenek" olarak masada tutuyor.
MERWAN ZERDEŞT
DAİŞ eliyle 2014'te ağır bir soykırım saldırısına uğrayan Şengal Êzîdîleri, tarihlerinde ilk kez bir ferman saldırısına yeni bir toplumsal sistem inşasıyla cevap verdi. Şengal Êzîdîlerinin, geleneksel kabuklarını kırıp demokratik kurumlar, öz savunma ve öz yönetim ekseninde yeni bir varoluş sistemi inşa etmeleri, toplumsal tarih açısından yeni bir hayatta kalma stratejisi anlamına geliyordu. Êzîdîler, bu sistemle birlikte kendi yerel meclislerini, kadın ve gençlik kurumlarını oluşturdu. Bu durum, başkalarının yönetiminde asimile olmak veya yok olmaktansa kendi topraklarında kendi kültürel kimlikleriyle özgürce yaşama iradesinin inşasıydı. En önemlisi de Şengal Êzîdîleri, fermanı bir kader olarak kabul etmek yerine, yeni bir toplumsal uyanışa dönüştürdü. Êzîdîlerin fermana karşı geliştirdikleri bu yeni varoluş hamlesi, fiziksel olarak hayatta kalma refleksini aşıp öz iradesiyle yeni bir varlık ilanını gerçekleştirdi.
Bu gelişmelerden dolayı Şengal Êzîdîleri, “Artık 2014 öncesi Êzîdîler yok, kimse bizi 2014 öncesine döndüremez” dedi. Şengal’in ve Êzîdî toplumunun bu yeni varlık sisteminin kabulünü, başta Irak olmak üzere bölgesel ve uluslararası güçlerden beklediler. Yalnızca beklemediler, Şengal’in statü sorununu çözmek ve Êzîdî toplumunun temel haklarını talep etmek için onlarca çözüm projesi geliştirdiler. Buna karşın 9 Ekim 2020'de Bağdat ve Hewlêr arasında, Türk devletinin dahli ve uluslararası güçlerin (BM) gözetiminde imzalanan anlaşma, “Yeni Bir Siyasi Ferman” olarak Êzîdî toplumuna dayatıldı. DAİŞ’in elindeki soykırım kılıcı, bu kez 9 Ekim Anlaşması'nın kararları çerçevesinde siyasi bir kılıç olarak Şengal Êzîdîlerinin boynuna vurulmak istendi.
Peki Şengal Êzîdîleri, 9 Ekim Anlaşması’nı neden “Yeni Ferman” olarak nitelendirdi? 2014 fermanından sonra Êzîdîler kendi topraklarında bir daha benzer bir katliam yaşamamak adına bir öz yönetim sistemi inşasına girişmişti ve 9 Ekim Anlaşması bu sistemin tasfiyesini öngörüyordu. Bu anlaşma, Êzîdî toplumunun varlığını ve Şengal’in statüsünü güvence altına almak yerine, kadim bir halkın ve coğrafyanın geleceğini bölgesel siyasi çekişmelerin kurbanı haline getirmek istiyordu. Özetle, 2014 fermanı siyasi, idari ve hukuki yollarla tamamlanmak isteniyordu ve bu yeni bir yok etme girişimi anlamına geliyordu.
9 Ekim 2020 Anlaşması’nın yıl dönümünde bu gerçeklikleri hatırlamak istememizin nedeni, mevcut durumda Bağdat ve Şengal arasında geliştirilmeye çalışılan demokratik müzakere girişimlerinin akamete uğramaması-uğratılmaması içindir. Temel soru şudur: Bağdat, Êzîdîlere rağmen Êzîdîler hakkında karar almayı mı sürdürecek yoksa Êzîdî toplumu ile demokratik müzakereler temelinde yeni bir toplumsal sözleşme mi imzalayacak?
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 11 Eylül'de, YBŞ temsilcilerinin de içinde yer aldığı Şengal heyeti ile görüştüğünde olumlu bir hava oluşmuştu fakat bu görüşmenin üzerinden neredeyse bir ay geçmesine rağmen herhangi bir somut sonuca varılmış değil. Hatta Irak tarafından son dönemde yapılan açıklamalarda daha çok “silah bırakma ve devlete bağlanma” argümanları öne çıkıyor. Iraklı yetkililer de Türk devletinin, Barış ve Demokratik Çözüm Süreci'ne yaklaşımına benzer bir yaklaşım geliştirmeye çalışıyor. Güvenlik dayatmaları ve halkın iradesini esnetmeye çalışan yaklaşımlar, Bağdat-Şengal görüşmelerinin sonuçlarına dair kaygıları artırmış durumda. Yine Bağdat hükümeti ve ordu yetkilileri, Şengal Dağı ve Êzîdî toplumundan bahsederken devletçi kodları terk etmiyor, sürekli olarak “Devletin ve ordunun egemenliğinden” bahsediyor.
9 Ekim Anlaşması, Şengal’deki öz savunma güçlerinin tümden tasfiyesini hedefliyordu. Bağdat’ın son dönemde geliştirmeye çalıştığı politika, bu çizgiden ayrılıyor görüntüsü verse de ilişkiler ve görüşmeler halen tam bir demokratik müzakere kimliği kazanmış değil, dolayısıyla halen dış müdahalelere ve siyasi sabotaj girişimlerine açık bir durum söz konusu. Başbakan Ali Zeydi ile yapılan görüşmeden sonra Irak ordusu ve YBŞ güçlerinden ortak bir kurulun, çözüm parametrelerini netleştirmek için bir çalışma başlatması gerekiyordu, hatta bu konuda bir takvim de oluşturulmuştu fakat bu ortak çalışma kurulu halen işe başlamış değil.
Bağdat’ın bugün Şengal ile yürüttüğü temaslar, 9 Ekim Anlaşması'ndan uzaklaşıyor görüntüsü verse de 9 Ekim Anlaşması halen olası bir "seçenek" olarak masada tutuluyor. Dolayısıyla görüşmeler, Êzîdî toplumunun talep ettiği özerk statü ve kabul edilmiş bir öz savunma gücü niteliğinden halen oldukça uzaktadır. Eğer Bağdat yönetimi, Êzîdîlerin meşru öz yönetim ve öz savunma hakkını, anayasal ve kalıcı bir güvenceye kavuşturmaz; süreci yalnızca "güvenlik ve silahları merkeze bağlama" operasyonu olarak yürütürse Êzîdîler nezdinde 9 Ekim Anlaşması'nın farklı bir formatta devamı olarak görülecektir.