- Daha geniş tabana hitap edecek, kapsayıcı olacak yeni bir siyasi oluşuma ihtiyaç vardır. Demokratik toplum inşasının teminatı olacak yeni siyaset, Türkiye’nin önünü açacaktır.
HÜSEYİN GEDİK
Türkiye’nin siyasi geçmişine bakıldığında hiçbir parti, AKP kadar devletin kimyasını bozmadı; güçler ayrılığının canına bu denli okumadı; devlet kurumlarını parti büroları haline getirmedi.
Mutlak otoriter güç haline gelen Erdoğan, partili Cumhurbaşkanlığı sistemiyle tek adam rejimini kurdu. AKP’yi devlet, devleti de parti devleti haline getirdi. ‘Yasak, Yolsuzluk ve Yoksullukla mücadele’ adına yola çıkan AKP, kendi iktidarı döneminde Türkiye’yi daha da beterleştirdi. ‘Üç Y’ üçlemesine Yalanı ve Yozlaşmayı da ekleyerek toplumu canından bezdirmiş oldu. Nereden bakılırsa bakılsın AKP'nin çeyrek asırlık kesintisiz iktidarı döneminde baskılar, tutuklamalar, hak ihlalleri, hukuksuzluklar aldı başını gitti. Yaratılan korku imparatorluğunda yaşam her geçen gün giderek daha da zorlaşıyor.
Miadını doldurmuş olmasına rağmen alternatif ciddi bir muhalefetin olmayışı, AKP’yi iktidarda tutuyor. Cumhur İttifakı'nın ortağı MHP'nin, AKP iktidarının bunca kirli çamaşırları ortaya saçılmışken Erdoğan’a destek sunması, Türkiye’deki mevcut olumsuz gidişatın suç ortaklığıdır. Bahçeli, Kürt meselesindeki olumlu çıkışlarıyla alabildiğince siyasi prim elde etmesine rağmen her konuda Erdoğan’a arka çıkmasıyla ikili bir ruh halini temsil ediyor. Kendisine duyulan güveni, kuşkulu hale getiriyor.
Muhalefet partileri, kendisini adeta musalla taşına yatırmış, hayır duası bekleyen meftun gibidir. Gerçek anlamda bir muhalefetten bahsetmek zordur. CHP, MHP, RP (Refah Partisi) ve AKP’den ayrılarak ortaya çıkan siyasi partilerin muhalefetinden bahsedilemez. Toplumun tepkilerini bloke eden, demokratik siyasi talepleri boşa çıkaran mevcut partilerden muhalefet de çıkmaz. HDP, DEM Parti geleneği ve yakın çizgideki siyasi partilerin muhalefeti de ne yazık ki etkisizdir ve kitle tabanıyla yetinen dar parti siyasetini aşamıyor.
Demokratik siyasi kanalların tıkalı olduğu Türkiye’de mevcut muhalefetten demokrasi talep etmek, olmayacak duaya âmin demek olacaktır. Türkiye’deki siyasi partilerden demokrasi beklemek de fazla anlamlı değil. Demokrasinin ölçütü Kürt meselesine yaklaşımlarından bellidir. Kürtler ile yan yana durmaktan çekinenler, oy kaygısı ile meseleye yaklaşanların demokratlığından şüphe edilir. Türkiye’ye demokrasi gelecekse Kürt meselesinin çözümüyle gelecektir.
Kürtlerin en temel haklarının gasp edildiği bir ülkede, Kürtlerin hak arayışlarını ‘terör’ olarak tanımlayan siyasetçilerin demokratlıklarından bahsedilemez. Demokrasiyle doku uyuşmazlığı yaşayan zihniyet yapılanmalarından toplumun demokratik beklentilerini karşılamak mümkün değildir. Kürt meselesine karşıt olanlar, mesafeli duranlar, oy hesaplarıyla yaklaşanlar ve siyasi çıkar devşirenler, özünde demokrasi karşıtlarıdırlar.
Çözüm süreci, siyasi partiler açısından bir demokrasi sınavı olacaktır. Sadece muhalefet değil, iktidar içinde bir sınavdır. Mevcut iktidarın güven vermeyen politikaları ortadayken, ‘Terörsüz Türkiye’ söylemini ağzından düşürmeyen Erdoğan ile Kürt meselesine çözüm aramaya kuşkulu, kaygılı yaklaşımlara hak vermemek mümkün değildir. Erdoğan iktidarına duyulan güvensizliğin doğurduğu ön yargılar, bir anlamda haklı ve doğru kabullerdir fakat bilinmelidir ki mevcut iktidarla çözüme gitmenin dışında başka seçenek de yoktur.
Erdoğan’ın çözümden anladığı, PKK’nin silahsızlanmasıdır. Bir nevi gerilla güçlerinin gelip ‘teslim’ olması anlamına gelecek bir yaklaşım içindedir. Dar ve sığ bir yaklaşımla toplumsal sorunların çözümü mümkün değildir. Şayet AKP iktidarı ve Cumhur İttifakı böyle bir beklenti içindeyse bu sürecin boşa çıkarılması anlamına gelecektir.
Barış ve Demokratik Toplum inşası için beklenen hukuki ve siyasi düzenlemelere ihtiyaç olduğu ve silahsızlanmanın da bu temelde olacağı aşikardır. İktidarı ve muhalefeti, PKK’nin silah bırakmasıyla sona erecek bir çözüm öngörüyorlarsa açıkça yanılıyorlar. Demokratikleşme, Kürt sorununun çözümüne bağlıdır; Kürt sorunu çözüldükçe Türkiye demokratikleşecektir diyalektiği sabittir. Bu diyalektiği kuramayan siyaset, Türkiye’de demokrasiyi geliştiremez.
Mevcut siyasi yelpazenin içinde yer alan partilerden demokratik açılımlara en yakın duran parti DEM Parti ve bileşenleridir. Çatışmalı ortamın son bulmasıyla birlikte söz konusu bütün bileşenler, demokratik ilkeler etrafında birleşen tek bir güç gibi hareket etmenin zeminini yakaladı. Çok daha geniş tabana hitap edecek, daha fazla kapsayıcı olacak yeni bir siyasi oluşuma ihtiyaç vardır. Demokratik toplum inşasının teminatı olacak yeni bir birlik siyaseti, Türkiye’nin önünü açacaktır.
Mevcut toplumsal realite göz önünde bulundurarak, rasyonel yaklaşarak demokrasiyi geliştirmek, cumhuriyeti demokratikleştirmek gerekir. Demokratik mücadelenin daha başlangıç aşamasındayız. Bunun yolu toplumun bilinçlendirilmesine, örgütlenmesine, politikleşmesine ve siyaset içine çekilmesine bağlıdır. Toplumun inisiyatif almasının önünü açmak gerekir.
Muhalefet, zor olanı başarmalıdır. Toplumun gücüyle sahaya inmelidir. Toplum, inisiyatif almadıkça, barışçıl, demokratik hak talepleriyle eyleme geçip meydanlar doldurulmadıkça, Türkiye AKP’ye mahkum kalmaya devam edecektir.