- Kürtlükten bahsedildi mi hemen “kimlik siyaseti yapmayın” diye sopa gösteriliyor. Oysa yapılan şey kimlik siyaseti değil, kimliklere özgürlük siyasetidir.
- Bir halkın dilini engellemek, evrensel hukukta bile meşru isyan sebebidir. 12 Eylül’den beri süren savaşın sebebini görmezden gelenler, bu utancın ortağı olmaya devam ediyor.
- Kürt halkı, kendisine ayrıcalık istemiyor. Halk olmaktan kaynaklı haklarımızı kullanmak istiyoruz. Anayasa için temel şiar şudur: Tüm kimliklere özgürlük ve eşitlik!
NURETTİN DEMİRTAŞ
İnsanlar, bir kültür ortamında dünyaya gelir ve doğuştan gelen kimlik özellikleri yanında zamanla kendi tercihleriyle kimliğini şekillendirir.
Etnik, kültürel, inançsal, cinsel, ekonomik, mesleki vb. sürekliliği olan veya değişken, bireysel ya da toplumsal kimlikler vardır. İlk toplumsal form olan klanlardan beri insanlık kimliksiz olmamıştır. Olması da düşünülemez, çünkü kimlik toplum olmanın doğası gereğidir.
Toplumsal farklılıklar kadar bireylerin farklılıkları da kimlik tanımlamasının odağındadır. Farklılık olmadan toplum ve kimlik olmaz. Bunun anlamı başkasıyla hiç ortak yanlar olmayacağı değildir. Farklılığı belirgin kılan hangi öğeyse kimliği belirleyen de odur. Bunlar da hiçbir zaman tek bir öğeden oluşmamıştır. Bir kimlikte ne kadar çok boyut olursa olsun parçalı değildir, bütünlüklüdür. Kimliği bölen, parçalayan şey onu inkâr etmeye kalkan, baskılayan egemenlikçi anlayıştır.
Ulus-devletler çağında kimlikler tekleştirilerek insanlığa en büyük zarar verilmiştir. Bu uğurda işlenen insanlık suçları, soykırımlar ne kadar korkunç olursa olsun farklı kimlikleri tamamen yok etmeyi başaramamıştır. Kimliklerin böylesi bir direngen karakteri de vardır.
Kimlik tartışmalarındaki temel bir konu da neyin öne çıktığıdır. Kimliğin hangi öğesi çok baskılanıyorsa onun öne çıkması doğaldır fakat bir kimlik öğesi sadece baskılandığı için öne çıkmaz. Başka toplumlarca benimsendiği, sevildiği ya da kendini en iyi ifade etme gücünde olduğu için de öne çıkar; sanatçı, yazar veya mesleki kimlikler gibi…
Egemenlerin en fazla hedeflediği kimlik; ulusal, dilsel ve dinsel kimlik olmuştur. Bu da kimlikler arası çatışmanın temel sebebidir. Tek bir ulus egemenliği uğruna diğer uluslar yok edilmek istendiğinde çatışma kaçınılmaz olmuştur. Dinlere iktidar aracı olarak yaklaşıldığında çatışma vahşet düzeyine varmıştır. Dil yok sayıldığında veya yasaklandığında kimlik adına geriye bir şey bırakılmamış demektir ki buna maruz kalan bir toplumun direnmemesi insanlığını yitirip köleleşmeyle eş değerdedir.
Bir halkın dilini engellemek, evrensel hukukta bile meşru isyan sebebi olarak kabul edilmiştir. 12 Eylül’den bu yana süren savaşın sebebini görmezden gelenler, bu faşist-ırkçı utancın ortağı olmaya devam etmektedirler.
Bir utanç tablosu çıkarıldığında egemenlerin suçlarının affedilmez düzeyde olduğu görülecektir. Etnik, mezhepsel, inançsal, kültürel her türlü farklılığa düşmanlık yapan ve yok etmeye çalışan bir sistemin tescilidir 12 Eylül Anayasası.
Tüm çatışmaların sürüp gitmesinin ana nedeni bu anayasanın kimlik-kırımını hedefleyen faşizan-ırkçı zihniyeti ve ruhudur. Daha gerisine gidince İttihat-Terakki ile karşılaşıldığını herkes biliyor. Onun geçmişte kaldığı iddia edilemez, çünkü halen farklılıklara tahammül gösterilmiyor. Kürtlükten bahsedildi mi hemen “kimlik siyaseti yapmayın” diye sopa gösteriliyor. Oysa yapılan şey kimlik siyaseti değil, kimliklere özgürlük siyasetidir. Bir kimliği diğer kimliklere üstün tutmaya kalkmak devletin anladığı şekilde “kimlik siyaseti” olur ve bunu da Türk devleti ziyadesiyle yapıyor ama kimliklere özgürlük istemek demokrasinin ta kendisidir.
“Fon” adıyla anılan asrın soygununun sebebi de kimliklere eşit yaklaşılmamasıdır. Toplumsal farklılıklara eşit yaklaşılmadığı için ekonomik alanda da bir kesim haksız şekilde palazlanıyor ve soygunların-vurgunların önüne geçilemiyor. Arınmadan bahsedenler, anayasaya bakmalıdır, çünkü bu çürümüşlükten kurtulmak, ekonomik kimlik dahil tüm kimliklere eşit yaklaşıldığında olur.
Kimliklerin özgürlüğü ve eşitliği, anayasal güvence gerektirir. Etnik, kültürel, dinsel, cinsel, ekonomik hiçbir kimlik baskı altında kalmamalı; aşağılanmamalı, biri diğerine üstün tutulmamalı; devlet hepsine eşit yaklaşmalı; anayasa bunun güvencesi haline gelmelidir. Demokratik entegrasyon çözümünün en önemli boyutu budur ve devletçiliğin gölgesini taşıyan, format olarak devlet merkezinin insiyatifine bağlı olan federal, özerk, bölgesel vb. çözüm modellerinden daha ileridir; çünkü devletin verdiği haklara ve yetki devrine bağlı değil, tüm toplumsal farklılıkların, tüm kimliklerin özgürlüğüne ve eşitliğine dayalıdır. Bu sağlandığında gerisi toplumun kendini örgütlemesine kalıyor. Buradan da anlaşılacağı gibi Kürt çözümü tüm toplumsal farklılıkların, tüm halkların, tüm emek ve inanç kesimlerinin ortak çözümüdür.
Kürt halkı, kendisine ayrıcalık istemiyor. Halk olmaktan kaynaklı haklarımızı kullanmak istiyoruz ve bu hakların sadece Kürt kimliği adı altında toplanması dayatmasında da bulunmuyoruz; bunu kendi içimizde demokratik ulusal birliğimizi sağlayarak yapabiliriz. Devletin yapması gereken ise tüm kimliklere özgürlük ve eşitlik sağlayacak bir anayasal sürecin gelişmesinin önünü açmaktır.
Anayasa tartışmalarında da çok çetrefilli, içinden çıkılmaz tartışmalara gerek yok. Toplumsal-bireysel tüm kimliklere özgürlük ve eşitlik! Temel şiar budur. Bir yandan bunu yetersiz bulanlar diğer yandan bunu çok görenler var. İki tarafın da şüphelerini giderecek adres İmralı’dır ve tüm toplum bir an önce kapıların açılmasını bekliyor.
9 Ekim Uluslararası Komplosu'yla kurulan İmralı tecrit ve işkence sistemi son bulmadan Ortadoğu’ya dayatılan kimlik çatışmaları da son bulmayacaktır. Bu bağlantıyı kuramayan akıl, 28 yıldır Türkiye’yi ipotek altında tutuyor. Rehine olan Önder Apo değil, tüm Türkiye ve demokrasidir.