Türk-AKP devletinin Ortadoğu ve dünyadaki yalnızlığına "çare" arayışlarına Irak ve Güney Kürdistan'dan başlaması anlamlıdır. Çünkü yalnızlığının başlangıç noktası burasıdır. Ama bunda ne kadar samimi olduğunu önümüzdeki günlerde daha net göreceğiz.
Türkiye 2003 Irak müdahalesinde koalisyon güçlerine kapısını kapatarak bölgede yalnızlaşmaya ilk adımı atmış ve bir anlamda bölge gericiliğine önemli bir mesaj vermişti. Daha sonra Davutoğlu’nun 'Stratejik Derinlik' perspektifiyle "sıfır sorun" politikası uygulayan Türkiye, bölgede ve dünyada tek tabanca takılan ülke konumuna düştü.
On yıllarca AB kapısından içeri giremeyen Türk devleti dönemin çokça kullanılan tabiriyle "eksen kayması" yaşamış ve yönünü Ortadoğu’ya dönmüştü. Tam da bu noktada Davutoğlu’nun "sıfır sorun" politikası devreye girmişti. Bugün AKP devletinin bölgeden de izole olmasına yol açan politika bu "sıfır sorun" politikasıydı.
AKP devleti bugün de DAİŞ’e karşı görkemli bir direniş sergileyen Kürtlere kısmi de olsa destek sunan koalisyon güçleri içinde yer almayarak 2003 sürecine benzer bir süreci yaşıyor. Zulme direnenlere karşı zulüm cephesinde yer alıyor. Peki bundan sonra bu politikasından vazgeçecek mi? işte Davutoğlu’nun Bağdat-Hewler ziyaretleri bu bağlamda anlam kazanıyor. Çünkü yalnızlığa ilk adım burada atılmıştı. Bu yalnızlığından ve zalimlerin safından ayrılmak adına ilk adımı bu yanlış politikasını düzelterek atacak mıdır?
Bunun için AKP Hükümeti ve Davutoğlu’nun önünde önemli sınavlar var. İlki Kürt ve PKK düşmanlığını terk etmek. Çünkü son kertede her türlü iç ve dış politikası gelip Kürt sorununa takılıyor. Gerek bölgede gerekse Avrupa’da, hatta tüm dünyadaki stratejik ilişkilerinin merkezine Kürt ve özellikle de PKK düşmanlığını koymuştu. Dün olabilirdi ancak bugün PKK’ye düşmanlık siyaset sahnesinde geçer akçe değildir. Herkes PKK’yi de Türk devletini de çok net tanıdı. Kobanê ve Şengal bunun için birer turnusol görevi gördü.
Hewler’deki önemli görüşme başlıklarından biri de petrol satışıydı.
Türk devleti herkesle olduğu gibi Kürtlerle de gayet tabi ekonomik ilişkiler kurabilir. Bu ilişkiler de işin ahlakına göre olmalı. Kürdistan federe yönetimiyle Türk devleti arasında petrol konusunda köklü ticari anlaşmaları var. AKP devleti bu ekonomik ilişkilere cimri tüccar gibi yaklaşmaktadır. Bir süre önce Ömer Çelik’in "Kuzey Irak bölgesiyle yaptığımız anlaşmayla Lozan Anlaşmasından kaynaklanan kayıplarımızı telafi ediyoruz" sözü halen akıllardadır. Dolayısıyla Türk devleti siyaset alanında olduğu gibi ekonomi alanında bu yanlış zihniyetini terk etmeli, Kürdistan’a sömürge gözüyle bakmaktan vazgeçmelidir.
Diğer önemli husus bölge politikasıdır. Şii-Sünni çatışmasından çıkar sağlamak Türk devletinin bölge politikasında dibe vurduğu noktadır. Irak’ta idam cezası almış Tarık Haşimi’nin halen Türkiye’de olması bu politikanın gereğidir. Bu zat DAİŞ gibi yapıların etkin destekçilerindendir. Bu tür örgütler istedikleri gibi Türkiye’de toplantı yapıyor, strateji oluşturup bölgede sivil insanları katliamdan geçirme planlarını oluşturuyorlar.
Dolayısıyla Türk devleti Bağdat-Hewler ziyaretiyle yeni bir dönem başlatmak istiyorsa; bölen, parçalayan, sömüren onun üzerinden var olmaya çalışan 'stratejik derinlik' politikalarından vazgeçmelidir. Bunda ne kadar samimi olduğunu da önümüzdeki günler daha iyi gösterecektir. Yoksa yanlış hesap Bağdat’tan döner yine.