Her gün bomba patlamıyor mu Bağdat sokaklarında, her gün onlarca insan ölmüyor mu? Kimse mecburi olmadığı müddetçe sokağa çıkmıyor mu? Kent pazarları bu metropolün en tehlikeli mekanları değil mi? İnsanlar artık mezhebe göre kendi yaşamlarını düzenlemiyorlar mı? Şiddet hayatı tamamen belirlememiş mi? Evet... ve hayır!
Sokaklarda yürürken Bağdat ilk etapta herhangi bir Ortadoğu kentine benziyordu. Kalabalıklar, pazarlar, yoğun trafik, benzin kokusu, binlerce küçük esnaf, az görülen kadınlar. Ancak her yarım kilometrede panzerli polis kontrolleri, binalar arası enkazları ve hotel, kamu binası ile zenginlerin yapılarının etrafını saran yüksek beton duvarları görünce farkı hemen anladım. Her an birşeyler olacakmış havasında yaşayan insanlar yine de çoğu zaman güler yüzlüydü...
Bağdat'lıların nereden geldiğimi sorduklarında 'Türkiye Kürdistan'ı veya 'Türkiye Cumhuriyeti' deyince, 'ah ne güzel, ben İstanbul'a gittim' veya 'İstanbul'a gitmek istiyorum' gibi sözlerle en çok karşılaştım. Herhangi doğrudan olumsuz tepki göstermek yerine İstanbul'u güzel yanları ile sosyal, kültürel ve ekonomik çelişkileriyle anlatmaya çalıştım. İstanbul'un bu yıllarda dünyanın birçok ülkesinde insan çektiğini unutmadım konuşurken. Yine Gezi Parkı aktivistlerine uygulanan şiddet üzeri TC'de Kürtlere ve diğer muhalif kesimlere olan baskıya özellikle değindim ki bugünkü TC'nin nasıl bir siyasal sisteme büründüğünü biraz da olsa görsünler Bağdat'lılar.İkinci gün tanıştığım yaşlı bir amca Bağdat'ın 70'lı yıllarda çok daha güzel, renkli ve kültürel olarak zengin olduğunu belirtmeden edemedi, sorularımı ona yöneltirken. Her savaşla birlikte bu Dicle kenti biraz daha yıkıldı, kirlendi ve yoksullaştı.
Bağdat'a 26 ile 28 Eylül tarihlerinde 1. Irak Sosyal Forumu'na katılmak için gittim. Hükümet veya şiddetle hiç bir bağlantısı olmayan ve sivil alanda sosyal faaliyetlerde bulunan toplam bini aşkın insan 3 gün boyunca bir araya gelip değişik etkinliklerde tartışmalar yürüttü ve ortaklıklar geliştirmeye çalıştı. Ama aynı günlerde Bağdat ve Irak'ın diğer kentlerinde bombalı saldırılarda onlarca insan hayatını kaybetti. Silahlı saldırılar son 3-4 yılda ciddi düşüş göstermişti ve Irak'tan bombalı saldırıların haberlerini çok nadir alıyorduk. Ancak ABD'nin çekilmesi sonucu Irak içi siyasi çekişmelerin artması ve Suriye savaşının uzaması sonucu, bu yıl bombalı saldırılar tekrar arttı ve bu Eylül'de yıllardır ulaşılmayan bir rekor seviyeye ulaştı.
Sosyal forum işte bu şiddete ve ölümlere hayır demek için özellikle gerçekleştirildi. Son 3-4 yılda bizim hiç bilmediğimiz ve duymadığımız bir sivil toplum Irak'ta gelişmeye başladı. Sayıları henüz az da olsa cesaretli insanlardan bahsedebiliriz. Irak'ta şiddet ve mezhebi aşacak şekilde düşünen çok sayıda insana rastladım. Aslında dar düşünceli bir insanla hiç görüşmedim. Dünya Sosyal Forumun sloganından esinlenerek forum alanlarında 'Başka bir Irak mümkün' çağrıldı. Biz de Arapça 'Iraq axr mumkin' sloganına katıldık elbette. Forumda en çok Dicle nehrini birlikte tartıştık. Mezopotamya'nın can damarı olan Dicle, TC tarafından yapılan Ilısu ve diğer barajların tehdidiyle karşı karşıyadır. Kuzey Kürdistan'da bizi bekleyen yıkımı çok ele aldık. Irak Cumhuriyeti'nde yaşayan milyonların içme suyu ve tarımsal üretimi tamamen elinden alınması söz konusudur. Yani kısaca halkın yaşamın elinden alınması tehlikesi gittikçe büyümektedir.
Ortak bir şekilde bu yıkımı nasıl durdurabiliriz? Buydu kendimize sorduk. Siyasi, toplumsal ve hukuki olarak hangi yollardan gitmenin anlamı vardır? Birkaç yol var gidilecek ve başarılabilinecek. Ancak bunun için daha fazla ellere gerek var...
Bağdat sokaklarında forum
Birçok kişi halen inanmıyor. Kolay olmasa da Bağdat'a gidilir...