Kürt siyasetçi Dr.Hüseyin Akdağ, ABD-Suudi Arabistan’ın İran ile hesaplaşmasını Irak üzerinden sürdürdüğünü söyledi. Bağdat hükümetinin, her iki tarafın baskısıyla oldukça zayıf düştüğünü belirten Akdağ, ABD’nin İran’a ciddi yönelim içinde olduğunu belirtti.
SİDAR DERSİM
ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den askerleri çekeceğini açıklaması, Türk devletinin Kuzey Suriye’ye dönük yeni işgal tehditleri, İdlib sorunu, QSD’nin DAİŞ’in elindeki son toprakları da özgürleştirme operasyonunda artık sona gelmesi ve QSD’nin tutukladığı Avrupalı DAİŞ çetelerinin geleceğine ilişkin tartışmalar...
Tüm bu gelişmeler, Ortadoğu’da Suriye’yi ön plana çıkartırken, Irak ise yine çelişkiler yumağı olarak ortada duruyor.
Irak’taki çatışmalara damgasını vuran ise daha çok İran-ABD ve Suuidi çatışması, Güney Kürdistan’daki Türk işgalinin yarattığı sorunlar.
Irak ve Güney Kürdistan’daki gelişmeleri yakından takip eden Kürt siyasetçi Dr.Hüseyin Akdağ, Irak’ta bugünkü siyasi çatışma, çelişki ve ilişkilerle, 12 Mayıs 2018’deki genel seçim ve seçim öncesi siyasi konjektür arasında paralellik kuruyor.
Akdağ şu tespiti yapıyor: “Parlamento seçimleri daha çok, ABD ve Suudilere yakın listelerle İran’a yakın listelerin yarışı biçiminde gelişti. Sonuçta halkın fazla ilgi göstermediği bir seçim oldu. Seçime katılım oranı yüzde 44’tü. Seçimin ardından Parlamento toplandı, başkanını, cumhurbaşkanını seçti ve bir başbakanı belirledi. Kazananların profiline baktığımızda daha çok Amerika-Suudi ve İran’ın yenişememesi gibi bir tablonun ortaya çıktığını görürüz. Bu yenişememe durumu sorunları bugüne kadar getiriyor. Halen adalet ve içişleri bakanları belirlenmiş değil. Halen bu konuda problemler yaşanıyor.”
Yeniden tanımlanan Şii kimliği
İran, Ortadoğu’nun diğer bölgelerinde olduğu gibi Irak’taki varlığı ve nüfuzunu daha çok Şii kimliği üzerinden yürütüyor. Sünni-Şii mezhep çatışmasını İran, Ortadoğu’daki yayılmacılığında ustaca kullanabiliyor. Ancak bu silahın İran’ın elinden alınması gibi bir projede var. Akdağ devamla şunları dile getiriyor: “Irak üzerinde ABD-Suudi Arabistan ile İran’ın büyük bir çekişmesi var. Seçimler öncesi Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, bir nebze de Amerika ve İsrail daha çok Arap Şii kimliğini geliştiren bir program yürüttü. Irak’taki Şiiliği, İran’dan kopararak onun dini merkezini de Irak’ın Necef getirmek istediler. Ayetullah Sistani’yi ön plana çıkarak bir mekanizma geliştirmek istediler. Irak kimliği, Arap kimliği ön plana çıkartıldı. Mukteda El Sadr’ın partisi birinci parti haline geldi. Yine İran karşıtı duruşuyla bilinen Ammar El Hekim ve Haydar Ebadi belirli bir oy aldı. Diğer yandan ise daha çok İran yanlısı Haşdi Şabi milislerinin desteklediği liste vardı. Nuri El Maliki listesi belirli bir milletvekili sayısına ulaştı, Sünni kesimler de belli bir noktaya gelebildi.
Irak hükümeti üzerindeki baskılar yoğun
Seçimlerdeki sonuçlar ABD-İran dengesini bozmadı. Sonuçta bir uzlaşma hükümeti kuruldu. Bu hükümet de günümüze kadar geldi. Şu anda da bu hükümet üzerinde ciddi bir basıncın olduğunu söyleyebiliriz. Artık, İran tarafı da ABD ve Suudi Arabistan taraıfı da Bağdat üzerinde mutlak surette kendilerini tercih etmesi noktasında ciddi bir basınç uyguluyor. Bu anlamda da Irak’ta nasıl bir şey olacak bu durum oldukça muğlaktır. Amerika, İran’ı sınırlandırma stratejisinin bir parçası olarak Irak’ı İran’dan koparmak istiyor. Burayı kendi güdümünde bir yapı haline getirmek istiyor. Burası üzerinden bir Şii Arap kimliği geliştirerek ‘Iraklılık’ üzerinden bir yeni durum geliştirmek istiyor. Irak’ın ise eli çok zayıf. Hükümet ağırlıkta Şiilerden oluşuyor. Mezhepsel anlamda İran ile ciddi ilişkileri var. Ama diğer taraftan Amerika, Suudiler ve diğerleriyle de ciddi ilişkileri bulunuyor. Şimdi tercih yapmaya zorlanıyor. Bağdat, eğer İran’ı tercih ederse, muhtemelen Amerika, Suudi Arabistan’ın tepkisiyle karşılacak. Böyle bir durumda bir darbeye yol açabilecek bir durum bile ortaya çıkabilir. Ama İran’a yönelik bir tavır alsa da kendi içinde ciddi sorunlar yaşayacak. Böyle iki arada kalmış bir Bağdat realitesi var.”
İran’a ciddi yönelim var
Geçtiğimiz günlerde ABD’nin İran’ın etkisini büyük oranda taşıyan Haşdi Şabi milislerini, bazı alanlarda çıkarttığı belirtilmişti. Yine, Haşdi Şabi’ye bağlı bazı gruplar, ABD’nin Irak’a yeniden yerleşmesi durumunda silahlı güç kullanabilecekleri bile açıklamıştı. Bu durumu ve olası gelişmeleri Akdağ’a soruyoruz. Kürt siyasetçi Akdağ, taraflar arasında önemli çelişkiler olduğunu şu ifadeyle anlatıyor: “Sadece Haşdi Şabi üzerinde bir basınç yok. Sünni gruplarda da ciddi bir hareketlenme var. BAAS Partisi’nin yeniden örgütlendiği, Saddam dönemindeki subayların yeniden aktif hale geldikleri söyleniyor. Yine İran sınırında DAİŞ, El Kaide ve benzeri grupların hareketliliğinde bir artış var. Kısmi olarak statüsü tartışmalı bölgelerde, Musul’da, Tikrit’te, Tuzxurmato’da Amerika’nın Haşdi Şabi’nin Irak’ı terketmesi için ültümatom verdiği, zaman zaman ise Haşdi Şabi’nin ABD askerlerini bazı bölgelerde engellediği, bazı yerlerde de ABD’nin Haşdi Şabi’yi havadan bombaladığı gibi duyumlarla sık sık karşılaşıyoruz.”
ABD’nin Afganistan’da Talibanlarla görüştüğünü hatırlatan Dr.Akdağ “Tüm bu gelişmeleri birlikte değerlendirdiğimizde İran’a dönük çok ciddi bir konsept devrede” ifadesini kullandı.
Toprağa sahip olmak doğal kaynaklara sahip olmak değil
Irak’ta son dönemlerde yoğunlaşan çelişkiler, Kerkük sorununu yeniden gündeme getirmişti. Statüsü, Güney Kürdistan Federe Yönetimi ile Irak merkezi hükümeti arasında tartışmalı olan petrol kenti Kerkük, daha çok KDP ve YNK’nin başını çektiği 25 Eylül 2017’deki bağımsızlık referandumunun ardından tümüylü Irak’ın kontrolüne geçti. Ancak, son dönemlerde bu kentte yine YNK, Kürdistan bayrağını asmıştı.
Akdağ’ın Kerkük üzerine görüşleri de şöyle: “Kerkük öyle Araplara da Kürtlere de bırakılacak bir yer değil. 16 Ekim olaylarından sonra Kerkük Kürtlerin elinden çıkartıldıktan sonra oranın petrolü İngiliz petrol şirketi BP’ye verildi. Halen Kerkük’ün petrolünü işletiyorlar. Bu anlamda güç dengesine değişimine bağlı olarak kara parçasının da el değiştirmesi mümkün ama bu kendiliğinden doğal kaynaklar üzerinde bir hakimiyeti getirmiyor. Yani kara parçasına sahip olmak, altındaki doğal kaynaklara sahip olmak anlamına gelmiyor. ABD İran sınırına yakın alanları kendi stratejisi açısından yeniden değerlendirmek istiyor olabilir. Ancak Kerkük’ün denetiminin Kürtlere geçmesinde daha farklı sorunlar da var. Özellikle Güney’de iktidar partileri durumundaki KDP ve YNK arasında ciddi problemler bulunuyor. Bunlar arasında bir uzlaşmama durumu var. Bu durum sadece Kerkük’e ilişkin değil, Musul’a, Kerkük’e ve Güney’e ilişkin de kendi aralarında bir anlaşamama ve uzlaşamama durumu var. Kerkük’te Kürtler arasında bir uzlaşma durumu olsaydı. Gerek Irak’ta gerekse de uluslararası konjektür de Kerkük’ün denetimi konusunda uygundı. Şu anda Irak’da yönetim zayıflamışken, uluslarararası dengeler de Kürtlerin yararlanabileceği bir şekilde bozulmuşken Güney’deki iktidar partileri YNK ve KDP uzlaşma sağlamış olsalardı önemli sonuçlar alabilirdi. Bir şey varki bu çok çarpıcı ve bunu dile getirmemiz gerekiyor. Güney Kürdistan’da 2017’nin Eylül ayında bağımsızlık referandumu yapıldı. Güney’in iktidar partileri bağımsız bir devlet kuracaklarını açıklamıştı. Böyle bir vizyonla yola çıktılar. Ancak geçen yıl Bağdat’a bir cumhurbaşkanı vermek için kendi aralarında çok ciddi ve kıyasıya bir çekişme içine girdiler. Normal’de Irak’ta cumhurbaşkanı, Irak’ın toprak bütünlüğünün bir sembolüdür. Mademki Güney’in bu iki hakim partisi referandum yapıp bağımsızlık ilan edeceklerdi -Ki bu konuda da tüm dünyayı da neredeyse karşılarına aldılar- neden bir cumhurbaşkanlığı için böylesi bir yarış içine girdiler? Böylesi bir çekişme ve çatışma durumu aslında Kürtler açısından içler acısı. Bunun ötesinde ulusal birlik yaklaşımları ortaya çıkmış olsaydı, hem Güney Kürdistan’da, hem Rojava’da hem Kuzey’de hem de Rojhilat’ta Kürtlerin daha fazla kazanım elde ettikleri bir sürece girmiş olacaktık. Çelişkiler nedeniyle ulusal birliğin kurulmamış olması, aynı zamanda ortaya çıkan fırsatların da kullanılmamasını birlikte getiriyor.”
Şêladizê ve Dêraluk’ta bir ilk
Güney halkının Sêladizê ve Dêraluk’ta 26 Ocak’ta Türk üslerini basarak büyük bir serhildana imza atmasının, Güney Kürdistan’da ilk defa gerçekleştiğini belirten Dr.Hüseyin Akdağ
“İlk defa Güney halkı, Güney Kürdistanlı partilerden ve iktidarından sömürgeciliğe daha etkili bir tavrı alma durumu gelişiyor. Bunun Türk güçleri ve Güney’deki Türk üslerinde ciddi bir paniğe yol açtığını belirtebiliriz. Bu serhildan TC güçleri tarafından çok beklenen bir durum değildi. İnsani anlamda da baktığımızda ciddi bir problem var. Hem Irak hem de Güney Kürdistan Parlamentosu, işgal güçlerinin Güney’den çekilmesi için çağrılar yapmış ve kararlar almış ancak ne Irak ne de Güney Kürdistan hükümeti kararını takip ediyor ve uyguluyor. Günlük olarak da Türk savaş uçakları gelip Güney Kürdistan’da sivil insanları şehit ediyor. Bu serhildanı halk ciddi bir tepki olarak geliştirdi. Eğer Türkiye bu saldırıya devam ederse bu tepkinin bütün Güney Kürdistan’a yayılacağını düşünüyorum.”