Sömürge dili günlük hayatımızın her tarafına sızdığı için, ona karşı olmak bile bu dili kullanmayı engellemiyor. Bu sadece günlük hayatın sıradan akışında değil buna ilişkin mesela ‘hukuk kuramı’ tartışmak istediğimiz bir konuşmada, yazıda bizi bile hiç rahatsız etmeden geçip gidiyor. Bunun son günlerdeki en çarpıcı örneği, sık kullanılan ‘İskoçya’nın İngiltere’den ayrılmak istemesi’. Halbuki onların statüsüne bile göre İskoçya İngiltere içinde bir devlet değil, büyük Britanya’nın bir parçası. Yani İskoçya Büyük Britanya’dan ayrılmak istiyor. Yazıya buna dikkat çekerek başlamamın nedeni biraz daha öncesi ile bağlantılı. Çünkü yine çok sık kullandığımız gibi, geçen sene yapılan bir referandumda ‘İngiltere Avrupa Birliği’nden ayrıldı.’ Değil; Büyük Britanya referandum ile AB’den ayrıldı olmalıydı. Yani Sadece İngiltere değil, onunla birlikte İskoçya ve Galler de...

Burada küçük sıradan bir şeye, gramer ya da imla kuralına dikkat çekmiyorum; her ne kadar kim nasıl kendini tanımlamaya çalışıyorsa öyle söylemeye çalışıp, bazen kelimeler yanlış da olsa buna pek takmam ama bu böyle değil. Yani sadece sömürge dilinin günlük hayatı ele geçirmesi meselesi de değil. Çünkü bunun arkasında İskoçya’nın bağımsızlık talebinin doğrudan kendisi var. Bu terimlerin altını çizerek devam edersek, İngiltere referandum ile AB’den ayrılma kararı aldı, yüzde 52 oy oranıyla ‘AB’ye hayır’ dedi. Aynı referandumda İskoçya ise yüzde 65 oy ile AB’de kalmak üzerine oyunu kullanmıştı. 

Yani bu referandum ile İngiltere AB’den ayrılma kararı alabiliyorsa, aynı referandumla İskoçya da kalma iradesini ortaya koymuştu. Yani bir parçasını sayıp, diğerini saymıyorum diyemezdiniz. Ancak bu durumda İskoçya’nın Büyük Britanya’daki durumu ne olacak? İşte bu yüzden İskoçya parlamentosu yeniden bir bağımsızlık referandumu talep ediyor ve İngiltere de bunu reddediyor. Yani günlük dil kendisini doğruluyor; İskoçya İngiltere’den ayrılamıyor.

Bu arada belki yukarıda Kuzey İrlanda’yı niye saymadı, diye aklınızdan geçmiştir. Saymadım çünkü Kuzey İrlanda Büyük Britanya içinde değil zaten. Yani aslında İngiltere ile hukuksal bağı İskoçya ya da Galler’inkinden de daha az olarak tanımlanmıştır ve dolayısıyla bu Kuzey İrlanda’nın da bir bağımsızlık referandumu hakkını teorik olarak çok daha öncelikle doğurur.

Egemenlerin hukukları üzerinden bu bağımsızlık hakkını tanımlarken, başka bir şey de karşımıza çıkar. Mesela İskoçya referandumu yapılsa ve yüzde 60’la Britanya’dan ayrılma kararı çıksa, bunu reddeden yüzde 40’ın talebi ne olacaktır? Mesela İskoçya’nın bir bölümü çok net bir şekilde Britanya’dan ayrılmayı reddetmesine rağmen neden bu kurala uymak zorundadır? 

İşte bu yüzden sınırlar her zaman ‘Demokrasi’yi sınırlar ve işte bu yüzden ‘Demokratik Özerklik’ AB hukukundan da daha demokratiktir...