Kürtlerin, sokaklarda, meydanlarda arş û alaya yükselen, insanlığın adalet duygusuna adanmış "barış" haykırışı, dolandırmayı yaşama biçimi yapmış "cami avlusu çocukları"nın vahşi hamlesiyle söndü. Kürdistan meselesinin son çözüm anahtarı, "birlikte yaşama" formülü olan "Demokratik Özerklik" talebi, savaş uçaklarının yağdırdığı bombalar, karadan dağların muhasara altına alınması ve siviller için, Hitler özentili toplama kamplarının düzenlenmesiyle karşılık buldu.
Kürtlerin, nafile yere helak olurcasına "kardeşlik" diye bağırdıkları yaşanarak anlaşıldı. Kürdistan sorunu, bir kere daha sözün bittiği yere vardı. Bağımsız Kürdistan istemine meşru zemin hazırladı.
Çünkü, başkasının onuruna saygı duymanın yolu, onurlu olmaktan geçiyordu. Entrikacının onuru kendinden menkul, dindar görünerek, mabetler olan camileri soygun, dolandırma yeri olarak kullananlardan adalet duygusunu ummak ve beklemek beyhudelikti.
Kürdistan hareketi "barış" diye bağırırken, entrikacı, insani dilini zayıflık olarak anlıyor, yeni oyunlara hazırlanıyordu.  Dedeleri, babalarından kalma Ermeni stratejisini tazeliyorlardı. Ermeni kırımından önce, bütün önderlerini, eli sopa tutan delikanlıdan orta yaş üstündekilere kadar, bütün erkekleri askerliğe almış, toplumu güçsüzleştirmiş, direnme imkanlarını kırmışlardı.
Kürdistan’da uygulanan plan budur. "Barış için görüşme" sürecinde, Kürdistan güçleri silahları susturmuşlardı. Entrikacı bunu fırsat bilip, bombalamaya, katliam ve tutuklamalara hız verdi. Son iki yılda belediye başkanı, meclis üyesi, örgüt yöneticisiyle 7 bin 748 Kürt önder polisçe tutuklanmış, bunların 3 bin 895’i mahkeme kararıyla hapse atılmıştır. Halkın Türk parlamentosuna temsilci olarak gönderdiği Hatip Dicle’nin hakkı gasp edilmiş, onun yerine AKP’li bir kadın oturtulmuştur. Beş seçilmiş ise hapis tutulmaktadır.
Tutuklamalar, sadece terör devletinin korkutarak sindirme harekatı değildir. Asıl amaç, Kürdistan'ı bütün alanlarda öndersiz bırakmak, korkutularak bastırılmış halkı, ağzı var dili yok köle statüsünde emir ve komuta altında tutmaktır.
Kürdistan'ı statüsüz, korkutularak bastırılmış halkı ağzı var dili yok köle olarak emir ve komuta altında tutmak, hileyle çalınıp, el konulmuş Kürdistan statüsünü devam ettirmektir.
Savaşın sürmesi, çıkar hesaplarına uygun, "analar ağlamasın" sözü, cami avlusu çocuklarının soygun ve dolandırmada kullandıkları "Allah rızası için" deyiminin bir başka versiyonu, kitleleri dolandırma yoludur. Çünkü savaş, paha biçilmez değerde fayda sağlamaktadır.
Ölen asker, polis, kullandıkları fukaraların çocuklarıdır, nasıl olsa. Kanları ise ceplerine akan kardır. Cami avlusu soyguncuları, onların kanını ırkçı, şoven ruh şırıngası olarak kullanıp, oylarını artırmakta, ötekiler (bazı medya patronları) savaş araçları satıp, para kazanmaktadır.
Kürtler ırkçı darbeler altında ezile ezile fiilen ayrılmışlardır. Türklerle birlikte yaşama bağları yoktu. Bugün imkanları da yok. Bu noktadan sonra, bölgede barıştan söz edilecekse eğer, çözüm "herkes kendi evine" yoludur.
 Faşist kibrin cenderesi Kürtlere dağa çıkmaktan başka seçenek bırakmamıştı. Aynı zulüm, bugün topyekün kopmayı, bağımsız Kürdistan yolunda mücadelenin meşruluğunu sunmaktadır.
Mücadele zamana yayılabilir (İrlanda, yüz yıl direndi). Fakat, değişen dünya şartlarında sonuç, İrlanda ve Darfur örneğidir.
Günümüz dünyasında, isyan edip, ayaklanmış, dili, kültürü, yaşama biçimi farklı bir halkı top, tüfek, uçak ve toplama kamplarıyla esir tutmak, artık mümkün değildir.
O nedenle, bugün aza razı olan TC, çalıp, gasp ederek üstüne oturmaya çabaladıklarını, yarın faiziyle ödemek zorunda kalacaktır. Tarihi gidiş, bunu gösteriyor.