Bundan tam 301 yıl önce, 11 Eylül'de, dük de Berwick komutasındaki Bourbon orduları Barcelona’ya girmiş, Katalanlar adına ne varsa yakıp yıkmıştı. O gün bugündür, her yıl bu barbarlığın yıl dönümünde, insanlar bu şehrin sokaklarında toplanıyor ve Katalan direnişini haykırıp, işgalcileri lanetliyorlar. 

11 Eylül anlamına gelen "La Diada" Franco döneminde yasaklanmıştı. Artık bir direniş günüydü 11 Eylül. Diktatörün tüm baskılarına rağmen, halk her sene Barcelona sokaklarında Katalanların "hep var olacağını" haykırıyordu. Son yıllarda ise La Diada yüz binlerin katılımıyla tam bir bağımsızlık şölenine dönüşmüş durumda. Bu direniş bayramı, Amed’de kutlanan bir Kürt Newrozu’dur artık.

Bu seneki yürüyüş "La Via Lliure" yani "Özgürlük Yolu" adıyla düzenlendi. Şehrin kuzeyinde, Meridiana Sokağı'nda başlayan yürüyüşe 1,5 millyon insan katıldı. Koca bir şehir tepeden tırnağa sarı-kırmızı-mavi bayraklarla donatıldı. Mükemmel bir görsel şölen vardı. Kadın çocuk yüz binler hep bir ağızda "İn...inde...independencia (bağımsızlık)" diye haykırıyorlardı. 

Bağımsızlık projesinin mimarı ve Katalonya Bölge Başkanı Artur Mas uluslararası basına yaptığı açıklamada, "Biz aykırı bir şey istemiyoruz. Örneğin Ay’ı istemiyoruz. Birçok Avrupa ulusunun sahip olduğu şeyi istiyoruz. Yani bir devlet istiyoruz" diyordu ve şöyle devam ediyordu; "Halkın bağımsızlığa olan coşkusunu, arzusunu görüyorsunuz. Dünyada bağımsızlığa bu kadar susamış ve inanmış çok az sayıda halk var. Biz, Madrit hükümetinin bize yasakladığı hakları istiyoruz. Hükmet, sömürgeci gururunu terk etsin ve bizi tehdit etmekten vazgeçsin."  

Geçtiğimiz Cuma günü, coşkuyla kutlanan "La Diada" adeta Katalanların bağımsızlığının ayak seslerini dünyaya duyurdu. Bu görkemli kutlamalar, aynı zamanda 27 Eylül'de yapılacak bölgesel seçimlerin startını da vermiş oldu. Anketlere göre, bağımsızlık yanlısı Junts Pel Si ve CUP partilerinin oluşturduğu liste birinci sırada ve Katalonya Parlamentosu'nda çoğunluğu sağlayacak durumda.

Artur Mas bu seçimlerin Katalanların kaderini belirleyeceğini söyleyerek şöyle diyordu; "Eğer biz Parlamento’da çoğunluğu sağlarsak, 2017’ye kadar tek taraflı olarak Katalonya’nın bağımsızlığını ilan ederiz."

Bu bağımsızlık söylemine karşı, İspanya’nın cevabı klasik bir sömürge anlayışının ötesine geçmiyor. Kral VI. Filipe, Katalan halkını İspanya kanunlarına uymaları ve saygı göstermeleri için çağrıda bulundu. Mariano Rajoy ise böyle bir şeyi tanımadığını ve Katalonya'nın bağımsızlığının gerçekleşmeyeceğini açıkladı ve şöye devam etti; "Katalanlar sadece bölge parlamento seçimlerini yapıyorlar, yeni başkanlarını seçecekler, başka bir şey değil" dedi. Geçtiğimiz yılın Kasım ayında ise, Katalonya ülkesinde yapılan "Bağımsızlık Referandumu" hükümet tarafından yasadışı ilan edilmişti.

Aslında uzun bir süredir Katalan ülkesinde bağımsız bir devlet kurma çalışmaları sürüyor. Yine Artur Mas’ın geçtiğimiz Haziran ayında basına verdiği bir demeçte, akademiler açtıklarını ve devlet yönetiminde yer alacak kadrolar yetiştirdiklerini söyleyerek, şöyle devam ediyordu; "Bizim şu anda bağımsız bir devleti devralma ve yönetme kapasitemiz var. Bunun hazırlıklarını bitirmiş bulunuyoruz." Aynı demecinde, Katalan hükümeti, vergi sistemi modelini ve merkez bankası ile ilgili projelerini de açıklayarak, uluslararası alanda Katalonya bağımsızlığına destek için diplomasi faaliyetlerini başlatıklarını vurguluyordu. 

Katalanlar, sömürgeci tehditlere boyun eğmeyecek ve önümüzdeki dönemde bağımsızlıklarını ilan edecekler. Almanya ve İngiltere şimdiden saflarını belirlemiş durumda. Her iki ülke de İspanya’nın bölünmesine karşı olduklarını ve Madrit hükmetini desteklediklerini açıkladılar. Bakalım, kıtada bu mazlum halkın bağımsızlığını tanıyacak devlet çıkar mı?