Sakin bir güne uyanma alışkanlığı edinememiş yurttaşların yaşadığı bir ülkede işlerin ve düzenin anormalliği normalleşir, sistem çarklarının çıkardığı senkrondışı sesler doğal bir ritm olarak kanıksanır. Türkiye’de yaşananlar biraz değil aynısıyla böyle bir durum halidir. Bu senkrondışı gürültü haline siyasetçiler, gazeteciler, bürokratlar, savaş stratejistleri, onlar, bunlar koro halinde katılıyor; en basit en anlaşılır durum bu gürültü içinde içinden çıkılmaz bir fizik sorusu haline geliyor.
Gürültü çıkaranların bu kadar çok olduğu ve en kötüsü ellerinde güç bulundurdukları durumda; bu gücün şiddete dönüşeceği bir toplum kesiminin veya kesimlerinin olması kaçınılmazdır. Sesin ve gücün oranı bu durumlarda hep doğru orantılı olagelmiştir. Tarihin akışını güçlünün olduğu kadar karşısındakinin direnişi belirler. Hatta bazen direnenin tarihsel etkisi daha baskın bir hal alır.
Türkiye düzeninde Kürtlere karşı seksen yıllık sistemin baskın olma hali son otuz yıllık başkaldırı ile geriletilmiş ve püskürtülmüştür. Türkiye devlet sistemi Kürt ulusal hareketi ile savaşını uluslararası güçlerden aldığı destekle dönemsel katliamlar boyutuyla sürdürmüştür. Buna rağmen kalıcı bir yenilgiyi ertelemek amacıyla savaş tarzını değiştirmiş, aynı anda farklı boyutlarda bir savaş denemesine girişmiştir. Aslında yukarıda bahsi edilen senkrondışı olma durumu bu dönemde derinleşmiştir.
Devletin bu savaşta izlediği en çılgın tarz baskı ve katliamdır ki bu tam bir düzeysizlik örneğidir. Kürtlere Roboskî, kimyasal silah kullanımı, toplu tutuklamalarla bu savaşı nerelere vardırabileceğini göstermek istemiştir. Bu soykırım ve katliamla kendi açmazlarını kapatabileceğini düşünmüş, çok geçmeden Kürt halkından tokat gibi bir direniş cevabı almıştır. Devletin yeni sahibi neo kemalist AKP savaş kadrolarını Kürt ulusal hareketini ezmek üzere seferber etmiş, ancak Roboskî’de, 2012 Newrozu’nda, ve aylardır süren gerillanın baskın savaş gücü karşısında AKP’nin savaş yürüten kadroların sersemleme durumu vuku bulmuştur.
AKP devletini (ya da devlet-i) AKP’nin ikinci savaş tarzı aslında birincisinden önce devreye sokulmuş, ilk dönemlerde kısmen ete kemiğe bürünmüş ama Kürtlerin gözünde deşifre olmaktan kurtulamamış bir dönem filmidir. Mücadeledışı kalmış kimi “Kürt” siyasetçi, “sanatçı” kişilikler etrafında yaratmaya çalıştığı ‘anti PKK’ ve sistemiçi Kürt oluşumunun bileşenlerinin (Türk basınında alabildiğine) tiksindirici saldırgan tutumları ve sahibinin sesi durumları; AKP’nin yaratmaya çalıştığı organizmanın embrio döneminde kötürüm kalmasına yol açtı. Kötürüm organizmada sistemin senkrondışı gürültüsüne katıldı.
Oysa sorun çok basit ve net enazından Kürt halkı açısından. İnsani, politik, kültürel hangi açıdan olursa olsun çözülebilirliği çok yüksek. Kürtler bugün artık net olarak şunu söylüyorlar bizim olanı bu devlet (siz sistem okuyun) bizden çaldı ve şimdi bunu geri istiyoruz. AKP devleti (siz yine sistem okuyun) bu taleplerden kaçamaz. Soruna hergün yeni müdahiller çıkarıp içinden çıkılmaz hale getirmesi ancak kendisini oyalar.