Aslında bu Kürt göçleri, Horasan’dan Mısır’a uzanan bir alanda 10. yüzyıldan başlayarak üç yüzyıl boyunca İslam tarihinin akışına yön vermiştir. Orta Asya ve Afganistan/Sistan’daki İranî topraklar Farsça konuşan Sagdi (yani Samani) ve Sakae (yani Tahiri, Safari) hanedanlıkları tarafından yönetilirken, batı İran toprakları ve daha sonra da Verimli Hilal neredeyse sadece birkaç bağımsız Kürt hanedanlığının hükümranlık bölgesi haline gelmişti. İslam’ın merkezi topraklarının siyasi tarihinde 10. yüzyıl ile 12. yüzyıl arasındaki dönem, İslam’ın Kürt yüzyılları olarak adlandırılmalıdır. Zira İslam’ın merkezi topraklarını Bizanslılara, Ruslara ve son olarak da Haçlı Seferleri’ne karşı savunanlar Kürtlerdir.
En önemli Kürt hanedanlıkları, daha yaygın (ama yanlış) biçimde Buyidler olarak bilinen Büweyhi ailesi (M.S. 932- 1062) başta olmak üzere, birkaç krallık kuran Ortaçağ başlarındaki Deylemiler (ya da Dilami) idi. Büweyhiler Bağdat’taki Abbasi İslam halifesine boyun eğdirmeyi başarmıştır. Kral Pona Hüsrevin (Adud el Dewleh, tahtı 949-983) yönetimindeki Büweyhi Kürt imparatorluğu Anadolu’dan Mezopotamya’ya, oradan da Hint okyanusunun kıyılarına dek uzanıyordu.
Deylemilerin etnik kökeni, özellikle de onların daha sonraki etnik evrimi üzerinde bir sis perdesi bulunmaktadır. Deylemilerin İslam dönemindeki askeri ve siyasi seferleri, Hazar Denizi’ne bakan Elbruz dağlarından başlatılmıştır. Ne var ki izleri İslam öncesi döneme dek izlendiğinde, kökenleri onların modern torunları olan günümüz Dimilî (Zaza) Kürtlerinin yaşamakta olduğu Mezopotamya’daki yukarı Dicle nehri bölgesine dayanıyordu. Zerdüştlüğün kutsal kitabı Bundahişn, Dilamanları (daha sonra Daylaman) Hazar Denizi kıyısındaki dağlık bölgelerde değil, Dicle nehrinin doğduğu bölgelerde göstermektedir. Klasik dönemin sonlarında Hıristiyan Arbela’nın (modern Erbil) kilise kayıtları da Sincar’ın (Dicle sularının doğduğu yer) kuzeyinde, Beth Dailomaye, yani “Deylemilerin ülkesi” olarak adlandırılan bu aynı bölgeye işaret etmektedir. Srabon (coğrafyacı) ve Tacitus da Dolomene-Delymanie ülkesini ve halkını Kürdistan’da, Dicle sularının doğduğu bölgede göstermektedir. Ayrıca alışılagelmiş şekilde Deylemilerin vatanı olarak düşünülen batı Elbruz dağlarının küçük köşesi, hem fiziksel hem de ekolojik olarak Nil’den Orta Asya’ya dek uzanan Deylemilerin kısa zaman içinde oluşturduğu pek çok kolonisi olan bir bölgeyi kapsayacak kadar büyük bir nüfusu idame ettirme imkanına sahip değildir. Pek çok Büweyhi, örneğin Şeref el- Dewe Şerzil ya da Şerzili Tahtı (M.S. 983-990) belirgin bir şekilde Kürtçe olma isimlere sahipti, el Dewe’nin isminin ikinci hecesi olan zil tamamen Dimilî’dir, kalp anlamına gelen bu sözcük (Hewremanî Zili, Goranî Dhill, Kurmancî Dil) el-Dewe Şerzil’in ismine, “aslan yürekli” anlamını kazandırmaktadır. Ortaçağ başlarındaki tarihçi Ebul-fida, Deylemilerin kökeni ve ırksal bağlantıları hakkındaki birkaç hipotezi tartışırken, Kürtleri ve Deylemileri aynı yere oturtmaktadır. (El-Tawarik el qadime) Abul-fidanın kendisi, büyük Eyyubi prens halkasına mensup olan Kürt kökenli biriydi ve Kürt etnisitesi hakkında fikir belirtebilecek yetkinliğe fazlasıyla sahipti.
Deylemilerin tümü olmazsa bile, çoğunun sınırlı bir doktrinde Şii etkisi sayılmazsa, ağırlıklı olarak Kürtlerin yerli dini Yezdaniliğe inandığı anlaşılmaktadır. Bu durum, Bağdat’taki Sünni Abbasi halifesine boyun eğdirdiklerinde Deylemi Büweyhi krallarının niçin onun yerine Şii bir halife geçirmedikleri konusunda modern araştırmacıların yaşadığı kafa karışıklığını pekala da ifade edebilir. Ayrıca Deylemilerin etkili yazımlarında Şiilere hiçbir zaman acımamış olan Sahib ibni Abdad ve Nizam ül Mülk gibi Ortaçağ’ın güçlü Sünni yazarlarından bu kadar çok övgü alması da yine bu noktadan hareketle açıklanabilir. Kendileri Müslüman olmayan Deylemiler, başka bir azınlık dini olan Şiiliğe mensup bir halifeyi iktidara getirerek Sünni çoğunluğu karşılarına alamazlardı. Yaklaşık olarak aynı dönemde Ziyari kralı Mardavic ve Kakuyi kralı Makan gibi bazı Deylemi yöneticilerin İslam’ı tamamen ortadan kaldırmayı tasarladıkları ve bunu yapmaya çalışırken yaşamlarını kaybettikleri iyi bilinmektedir.
Deylemilerin dini, onların ovalık bölgelerdeki komşuları ve erken tarihlerdeki komşuları ve erken tarihlerden itibaren Sünni Müslümanlar olan Gilanilerin ve Talişilerin dininden farklı olmaya devam etti. Aslında, Gilaniler daha sonra Şii İslam’ın Zeydi koluna geçerken, Talişiler günümüze kadar Şafii Sünni olarak kalmıştır. Doğum yeri Qazvin Elbruz’daki Daylaman’dan yalnızca elli-altmış kilometre uzak olan Müslüman coğrafyacı, tarihçi ve yönetici Hamdullah Mustavfi, 15. yüzyıl gibi geç bir dönemde Deylemileri Müslüman olamayan çok tanrıcılar olarak değerlendirmektedir. Deylemilerin Müslüman olmayan dinini gerekçe gösteren Gilani Zeydi yöneticisi Prens Kiya, Elbruz’da arta kalan Deylemilere karşı 14. yüzyılda acımasız bir katliama girişmişti.
Elbruz dağlarının bu kısmının nüfusu günümüzde hala Kürt’tür ve bu Kürtlerin önemli bir çoğunluğu, belli bir Şii ve İslam’ın etkisi altında olsa bile Müslüman olmayan Yezdaniliğe (hem Yarisanilik hem de Alevilik) inanmaktadır.
Elbruz dağlarındaki Daylaman, aynı zamanda en önemli İsmaili istihkamı olan Alamut kalesinin, yani “Dağın yaşlı adamı”nın efsanevi ikametgahının kurulduğu yerdir. (Alamut sözcüğü Dimilî’de “kartal yuvası” anlamına gelen hale mut sözcüğünden türemiştir.)
Önemli sayılabilecek diğer Deylemi Kürt hanedanları şunlardır: Hazar denizinin güneyindeki Bavandiler (M.S. 665-1349), Tabaristan ve Gurgan’daki Ziyariler (927-1090), Azerbaycan ve kuzeybatı İran’daki Kengoriler (aynı zamanda Musafiriler ya da Sallariler olarak da bilinirler - 916-1090), Gilan, Ruyan ve Talişhan’daki Cestaniler (yaklaşık olarak 6.-12. yüzyıl), Kirman ve Fars’taki Şebinkani ve Orta ve Güney İran’daki Kakuyiler (1008-1119).

Kaynak: Kürtler / Bir El Kitabı - Mehrdad R. Izady - Doz Yayıncılık.