
Kürdistan halkı 2012 baharına, kendi özgürlük baharı, devrim baharı yapma kararlılığı ile giriş yapmıştır. Sömürgeci soykırımcı AKP Hükmetinin, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde uyguladığı tecride, elindeki tüm teknik gücüyle gerillaya karşı düzenlediği operasyonlar ve legal demokratik Kürt siyasetçilerine yönelik soykırım operasyonlarına, Pozantı zindanında Kürt çocuklarına dönük sergilenen vahşi saldırılara, Kemal Burkay gibi işbirlikçileri devreye koymasına rağmen Kürdistan halkı son yılların en zor kışını başarıyla atlatmış ve bahara giriş yapmıştır. Direnen Kürt halkı özgürlük umutlarını, inançlarını daha da büyütmüşlerdir.
Kürt halkı, uluslararası komplonun yıldönümü olan 15 Şubat’ta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a karşı gerçekleştirilen komployu etkili bir biçimde protesto etmiştir. Kürdistanlı kadınlar ise hala Kürdistan’da devam eden kar ve fırtınaya rağmen görkemli 8 Mart etkinliklerini düzenlemeye devam ediyor. Kürt kadınları, Önder APO’nun özgürlüğü, kadının ve Kürdistan’ın özgürlüğünü iç içe ele alan bir anlayışla karşılamıştır. En önemli hususlardan birisi de, Roboskî halkının bu sürede sömürgeci katillere en üst düzeyde takınmış olduğu onurlu ulusal tavırdır. Sömürgeci AKP Hükümeti ve içindeki hain Kürtlerin başını çeken Mehdi Eker, Mehmet Şimşek ve G.Ensarioğlu’nun tüm çabalarına rağmen Roboskî halkına ulusal onur duruşunda geri adım attıramamışlardır.
Sömürgeci AKP Hükümeti Kürdistan özgürlük gerillası için "bu PKK’nin son kışı olacak" değerlendirmesini yapmıştı. Yapılan hesaba göre bu kış Kürdistan özgürlük gerillası bitirilmiş olacaktı. Siyasi soykırım operasyonlarıyla beş-on kişi dahi sokağa çıkamaz hale gelecekti. Yine tam bir NATO konsepti ile gerek Roj TV’ye dönük gerekse de Avrupa’da Kürt kurum ve yurtseverlerine dönük saldırılar da tümüyle bu tasfiye konseptinin devamı olarak yürütülmüştür.
Kürdistanlıların ve Türkiyeli demokrasi güçlerinin 12 Haziran’da her türlü seçim hilesine ve baskıya rağmen kazanılan zaferi ortadan kaldırmak için sergilediği tüm uygulamalara rağmen, Kürt birliğini parçalayamamış ve bu birlik gelişip güçlenmektedir. Kürdistanlılar tüm parçalarda büyük bir istek, kararlılık ve inançla ulusal birlik kongrelerini toplamaya hazırlanmaktadırlar.
Her alanda bahar hazırlığı
Batı Kürdistan’da faşist Suriye rejimine, ABD, Fransa ve Türk sömürgecilerine ve onlarla işbirliği yapmaya çalışanlara rağmen, halk ulusal birlik konusundaki kararlılığını korumaya ve geliştirmeye devam ediyor. Daha şimdiden kelimenin gerçek anlamıyla baharı, bir Kürdistan ve Kürt baharı haline getirmişlerdir. Qamişlo, Afrin ve birçok kentte gerçekleştirilen 12 Mart katliamını protesto etkinlikleri de bunun müjdesini verir nitelikteydi.
Kürdistan Özgürlük hareketinin yetkili kurumları en amansız kış koşulları ve Türk devletinin ağır hava saldırıları altında bile, PKK meclis, KCK Yürütme Konseyi, KJB Yürütme Konseyi ve HPG genişletilmiş Askeri Konsey toplantılarını başarıyla gerçekleştirmişlerdir. Geçmiş mücadele pratiğini eleştirisel ve özeleştirisel temelde ele alarak, hedeflerini de kamuoyu ile paylaşmışlardır. Yine Medya Savunma Alanlarında, hem de Kürtlerin yaşadığı birçok alanda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın son savunması temelinde eğitimden geçmiş ve hem de geçmiş sürecin yetersizliklerini aşacak tarzda bir eğitim ve hazırlık süreci ile bahara adım atmışlardır.
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık bir röportajında faşist soykırımcı AKP Hükümetinin yaşadığı bahar sendromunu kastederek, "AKP bu kışın bitmesini ve baharın gelmesini istemiyor" değerlendirmesini yapmıştı. Ama zorlu ve acılı da geçse, kış bitmiş ve bahar gelmiştir. Korkunun ecele faydası yoktur. AKP bu telaşla olacak ki, baharın gelmesiyle yine hareketlenmiş gözükmektedir. Anayasa komplosunun bir ifadesi olan Abant platformunda tartışılanlar ve basına yansıyanlar bunu göstermektedir.
Beklenti yaratmak ve oyalamak istiyorlar
Kürdistanlılar birçok kişiye güvenebilirler de yeşil gladyo elamanı olan Meclis Başkanı Cemil Çiçek'e hiç mi hiç güvenmezler. Birçok demecinin yanı sıra Belma Akçura’nın da kitabında yer verdiği Cemil Çiçek’in Kürt sorununa ilişkin şu sözlerini unutmak mümkün mü? "Bir sorunu tartışmak ayrı, çözmek ayrı bir şeydir." Yani hep Kürt sorununu tartışarak sorunu çözecekmiş gibi bir hava yaratmak, ancak çözmemek AKP’nin ve Cemil Çiçek’in Kürt sorunu hakkındaki pratiklerini en iyi özetleyen cümledir.
Abant platformunun bir Fethullah Gülen-AKP platformu olduğu bilinmektedir. Burada verilmek, yapılmak istenen Newroz öncesinde yine Kürtlerin bir kesiminde beklenti yaratmak ve oyalamaktır. Burada aslında konuşulanların özü şudur: 'Biz Türkler yani efendileriniz olarak sizi vururuz, tutuklarız, katlederiz, sizi oyalarız, kandırırız, aptallaştırırız ve sonuçta da ezeli ve ebedi efendileriniz olarak sizi yönetmeye devam ederiz.' Başkada hiçbir anlamı yoktur.
AKP ve Fethullah Gülen’in 2023 projesi olarak Kürdün işini bitirme dışında hiçbir projeleri yoktur. Tıpkı doksanlı yılarda olduğu gibi bazı kırıntılarla Kürtleri beklenti içerisinde tutarak PKK’den koparma siyaseti gündemdedir. Kürt halkının Önderliğini, özgürlük gerillasını yani savunma güçlerini ve legal siyasi temsilcilerini, basın çalışanlarını, sanatçılarını rehin alıp zindanlara atarak tasfiye etmeye çalışacaksın, çocuklarını yani Uğur, Enez, Ceylan, Mehmet ve Yahyaları katledeceksin, öte yandan Pozantı zindanında bir Türk devlet politikası olarak gözdağı vermek, onların şahsında Kürtlerin onurlarıyla oynamak amacıyla ırzına geçeceksin, sonrada Abant'da yeni anayasayı tartışmalarıyla Kürtleri bir kez daha oyalamaya çalışacaksın.
Bunun tek bir amacı var. Kürtlerde, bir kez daha en azından bir kesiminde beklenti ve ikirciklik yaratarak, böylelikle Kürtlerin topyekûn ve bir ulusal birlik ruhu ile harekete geçmesini önlemek amaçlanmaktadır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun da tam da böyle bir dönemde hareketlenmesi, AKP’nin oltasına takılmayan Kürtleri avlamak amacından başka bir şey değildir. Bundan sonrada daha başka biçimde oyun ve entrikalar planlanabilir. Farklı kişiler ve söylemlerle Kürtleri kendi baharlarından ve devrimlerinden alıkoymak, yani serhildanlardan koparmak için sanki soykırımcı AKP bir şeyler yapacakmış gibi bir hava yaratmaya başladılar. Anayasa komplosunun özü de bu değil miydi zaten?
Yeni oyunlar karşısında uyanık olunmalı
Kürdistan halkı, Önderliğiyle, gerillasıyla, sanatçısıyla, siyasetçisiyle, emekçisiyle, Alevisiyle, Sünnisiyle artık AKP’nin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini görmüştür. Varlığını Kürdün yokluğunda gören bir kuruluş felsefesiyle kurulan bir ulus-devleti geleceğe taşırmak isteyen, Kürdistan halkının siyasi, askeri iradesini yok etmeyi strateji halinde getiren bir hükümetin o halkın hakları için bir şeyler yapması mümkün müdür?
AKP, Kürt halkında beklenti yaratma, tereddütte bırakma konusunda özel, psikolojik savaşını sadece anayasa tartışmalarıyla sınırlı yürütmüyor. Birde M. Ali Birand, Avni Özgürel vb. yazarlar vasıtasıyla sanki PKK ile devlet arasında bir görüşme oluyor-olacak havasını yaratmak istemektedirler. Bununla da en azından belli bir kesimde, işte bak görüşmeler olacak havası ve umudu yaratarak bu kesimi de serhildan gücü olmaktan çıkarıp kendi politikasına yedeklemeye çalışmaktadırlar. Böylelikle anayasa oyununa gelenleri, görüşmeler olacak havasına kapılanlardan birer kesimi, en azından ilk etapta tereddüt içerisine sokularak Kürdistanlılar içerisinde kafa karışıklığı ve bu vesileyle de parçalanma yaratılmak istenmektedir. Herkesin, tüm Kürdistanlıların Newroz’a az bir zaman kala, bu konuda AKP-Fethullah Gülen sömürgeci devletinin bu tehlikeli oynu konusunda dikkatli olmaları gerekir. Hasan Cemal geçen haftaki köşesinde artık yeni anayasa çalışmasından hiçbir şey beklemediğini ortaya koymuştu. Hasan Cemal ki, AKP’ye büyük umutlar bağlamış ve geniş bir kesim içinde AKP’nin meşruluk kazanmasını ve bu kesimlerin AKP’ye umut bağlamalarını sağlayan isimlerin başında gelmekteydi. Yakınında duruyordu. AKP’nin mutfağını yakından bilen bir isimdi. Şimdi servis edilmek istenen menünün hem nasıl pişirildiğini, hem de içinde Kürtlere nasıl bir zehir katılmış yemeğin servis edilmek istendiğini de bilmektedir. Bunu AKP’nin uygulamalarından zaten biliyoruz. Fakat hane halkından birisinin tanıklığı, gözlemleri ve izlenimleri de önemli olmaktadır.
Her Kürdistanlı bir kez daha sorgulamalı
Her Kürdistanlı, kadın, genç, yaşlı, emekçi, bu Newroz öngününde, sömürgeci Türk devletinin Kürdistan’daki varlığını, işlediği soykırım, katliam, asimilasyon, zulüm, işkence, zorla göçertme, yoksullaştırma, işsizleştirme, en kötü koşullarda yaşamaya mahkum etme gibi suçlarını sorgulamalıdır. Kürdistan'da kurduğu dar ağaçlarını, süngülenerek deşilen karınları ve süngü uçlarında sallanan bebelerimizin katillerini bir kez daha sorgulamalıdır.
Her Kürdistanlı şu soruları sormalı ve cevabını da vermelidir: Sömürgeci Türk devletinin Kürdistan’da ne işi var? Kürtlerde ve Kürdistan da ne hakkı var? Bir hakkı olabilir mi? Bu topraklar ki, binlerce yıldan bu yana hep Kürtlere anavatanlık yapmış topraklardır, en az bin yıldan bu yana da bu topraklara Kürdistan denilmektedir. Ancak Türk sömürgecileri işgal etmiş ve sömürgeleştirmişlerdir. Peki Türkiye kavramı ne zaman ve nasıl doğdu? 1923 yılında doğmadı mı? Türkiye diye bir ülkenin adı hiç olmadı bunun öncesinde. Evet, açıkça söylüyorum, uydurulmuş bir kavram. Şimdi bu kavramın içinde bin yıl Kürdistan adıyla, onun öncesinde her zaman Kürtlerin yurdu olarak bilinmiş, tüm büyük tarihçilerin belgelerle ortaya koyduğu anavatanımız, Kürdistanımız yok edilmek istenmektedir. Bu uydurulmuş kavrama kurban edilmek istenmektedir. Buna daha ne kadar seyirci kalabiliriz?
Daha ne kadar göz yumacağız?
Kürdistan halkına ve Önderlerine tarih boyunca yapılmadık zulüm bırakılmadı. Şimdi de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yapılmayan kalmadı. Kürtlerin anadillerine yapılmadık baskı, hakaret kalmadı. Hangi onurlu, tarih şuurlu Kürt bu hakareti kabul edebilir? Daha fazla sineye çekebilir? Daha ne kadar AKP sömürgeci devletinin morglara doldurduğu gençlerimizin parçalanmış cesetlerini seyredeceğiz? Zindanlarda tecavüze uğrayan çocuklarımızın çığlıklarını utanç içinde daha ne kadar dinleyeceğiz?
Kendi anavatanımızda, kendi topraklarımızda Türk sömürgecilerinin köleliğini, bizi yönetmelerine daha ne kadar katlanacağız? Ülkemizin zenginliklerinin talan edilmesine daha ne kadar göz yumacağız?
Daha ne kadar Kürt Halk Önderi Öcalan'ın en amansız koşullardaki esaret koşullarını seyredeceğiz? Bir halk kendi Önderi zindandayken özgürleşebilir mi? Bir insan veya bir halk varolacaksa, onuruyla, kendi vatanında özgürce olmalı. Ama Türk sömürgeciliğinin dayattığı köleliği, Kürtleri bir kez daha statüsüz bırakmaya, yapılan ulusal hakaretleri, dayatılan onursuzlukla yaşamaya asla…
Kawaların, Mazlumların, Zekiyelerin, Rahşanların, Berivanların ve tüm Kürdistan şehitlerinin gözleri, Kürdistan sömürge statüsünde kaldıkça, topraklarımız Türk sömürgecilerinin kirli, kanlı çizmeleri altında ezildikçe kapanmayan o gözleri üzerimizdedir.
2012 Newroz'u tüm Kürdistanlıları, gençleri, yani ateşin ve güneşin çocuklarını böyle bir kavrayış ve ruhla karşılamaya çağırıyor. Serhildana… Yani final Newrozuna…
HERDEM SERHILDAN