Bu yazıyı okumayabilirsiniz. Bahar vurdu başıma, çoktandır dalında patlayan tomurcuklar, renk renk çiçeklere dönüştü ya, bahar vurdu başıma. ‘Diyalektik’ damarlarım kabardı ve geleceğe ilişkin önemli felsefi, tarihsel, sosyal falan analizlerime konu yaptım hepsini. Çok iyimserim bugün. Diyalektiğin dallarını uzattım ve bağladım her şeyi birbirine. Örneğin, “komşumuz Suriye’nin meseleleri bizim iç meselemizdir. Elbette sivillere yönelik katliamları kabul edemeyiz. Bu nedenle sivilleri silahlandırıp resmilere karşı saldırtacağız Suriye’de. İnsan hakları ödülünü onurla aldığımız diktatör Kaddafi’nin Libya’sının meseleleri de bizim iç meselemiz idi. 22 milyar Dolarlık bir yatırım alanına dış mesele diyemezdik elbette. Bu nedenle dış politikada…”
Koskoca profesör Davutoğlu’nun sözlerini anlamadınız mı? Yani siz de “yeniosmanlılaştıramadıklarımızdan mısınız?”
Olabilir. Anlamayabilirsiniz, bu önemli değil.
Dedim ya, bahar vurdu başıma. Çok iyimserim bugün ve lütfen okumayacaksanız da dokunmayın keyfime.
***
Türkiye Cumhuriyeti, kuruldu kurulalı ilk kez sivil bir Anayasa’ya kavuşacak nihayet. Pırıl pırıl bir anayasa çıkaracak 12 Eylül Anayasası içerisinden iktidar olan Meclis. Çoktandır yargılamaya başlamadılar mı zaten 12 Eylül’cüleri?
Seçim barajı mı?
Ama o bizim gibi ülkelerde gerekli olan bir şey. 12 Eylül ile bir alakası yok. Bu bir toplumsal biçimlenme sorunudur. Sağımız, solumuz, önümüz, arkamız, içimiz, dışımız düşman! Hareket’ten, yani akış’tan korkan bir toplumsal kimlik sorunumuz var. Akan suyun önüne barajı, akan kitlelerin önüne jandarma ve polisi, akan bilincin önüne YÖK’ü, akan haberin önüne taraf medyayı, akan siyasetin önüne seçim barajını getiririz elbette.
Akan özgürlüğün önünde gerekliydi Andıç ve faili meçhuller.
Hareket, yani durdurulamaz olan gelişim ürkütür bu toplumsal kimliği. Bu nedenle yazılı ya da yazısız bütün Anayasa’larımızın statükoyu koruyan ‘dokunulamaz ve değiştirilemez, değiştirilmesi önerilemez” maddeleri vardır. “Bizimki gibi bir politik hareketin devamlılığında, sabit ana fikirler (ki program) üzerinde sonradan tartışmalara gidilirse, bu çok tehlikeli bir durum alır. Şu veya bu nedenlerle parti programı üzerinde fikir tartışmaları yapmak, davaya ihanettir. Ve Nasyonal Sosyalist fikir dünyasında bu tip münakaşalara asla izin verilmemelidir” diye yazan Hitler’in NAZI Partisi’nin Program sözcüsü Gottfried Feder mi bizden almıştır bu fikri, yoksa biz mi ondan almışız, önemli değil. İkisi de aynı politik düşüncenin farklı mekanlarda ifadesidir.
Binlerce Kürt siyasetçisi toplumsal hareketin bilinçle değişiminden yana oldukları için KCK tutuklusudurlar. Köleliğe, zulme, taş atan küçücük eller ya yaşlarının sayısından fazla kurşunla, ya kapatıldıkları zindanlarla ya da taciz ve tecavüzle kırılmak istenmektedir. Kanlı katliamların baş aktörü katil Mehmet Ağar ‘vatan için’ hapse giriyor, cezaevi onun için boşaltılıyor. Daha ilk günden ünlü ziyaretçilerinin haddi hesabı yok.
Sayın Öcalan tecrit hücresinde barışı haykırıyor halklara.
Kürt siyasetçiler hücrelerinde KCK adıyla barışı haykırıyorlar.
Kürt çocukları barışı haykırıyorlar sokakta.
Türkiye Cumhuriyeti kuruldu kurulalı ilk kez sivil bir Anayasa’ya gidiyoruz.
Köşkte Gül “güzel şeyler olacak” dedi.
Dallarda çiçekler yapraklarını döktüler.
***
Tutan yok seni, istemiyorsan okuma kardeşim bu yazıyı.
Korkma, ne okumadın diye tutuklarım seni, ne de okudun diye İmamın Ordusu’na teslim ederim kaderini. ‘Bana teslim ol’ diye silah dayayamam kafana, ben devlet değilim. Beynine sıkıp sonra ‘PKK vurdu’ diyerek de gösteremem artık, bu oyun fazla sergilendi devlet sahnelerinde. ‘Bebek katili’ iftirası da tutmayacak artık, bebeğin beynine sıkan polisin itirafından sonra.
Keyfime dokunma. Bak 1 Mayıs ‘Bayram’ı geliyor ve büyük işçi sınıfımız, ekonomik demokratik çıkarları için bile bir araya gelemiyor. Yaşamında yeteneklerini ve ideallerini gösteremeyen Temel’in cenazesinde, karısı Fadime’nin sözü aklıma gelmez mi şimdi: “Olsuuunn, niyeti vardı ya!”
Başıma bahar vurdu ve bir an 1 Mayıs’ı büyük metropollerin varoşlarında elimizde taşlarla kutladığımızı düşündüm.
Mümkün değil biliyorum.
Sosyalist partilerimizin Beyoğlu’ndan tabelalarını indirip varoş sokaklarına taşımanın şimdilik mümkün olmadığını biliyorum.
“Bedel” sözünden sadece “bedelli askerlik” anlamını çıkaran bir toplumda “gerekli hatta zorunlu olan” her şeyin “mümkün” olamayacağını biliyorum.
Sol memenin üzerindeki cevahir varoşlara yönelmedi henüz.
***
Halkların Demokratik Kongresi barış için bir umut mu?
1 Mayıs’ta belki de en önemli sınavını verecek halkların birlikte mücadelesi projesi. Beklentimiz fazla ve sabırlıyız. Son genel seçimlerden sonra sürecin muhasebesi için önemli bir veri olacak 1 Mayıs alanlarında Halklar Kortejinin nicelik ve niteliği. Bütün gücümüzle bu kortejde olmak gerek yüreğimizde taşıdığımız çocukluk hayalleri ve bilincimizde sakladığımız kaldırım taşlarıyla birlikte.
Bahar vurdu başıma