
Faysal Yacan’ın ilk anı-roman çalışması olan Bihara Hêviyên Min (Umutlarımın Baharı), Ar Yayınları’ndan çıktı. Şakran T Tipi 2 Nolu Cezaevi’nde tutsak olan Yacan’ın cezaevinden dışarıya ulaştırdığı kitabında, 1990’lı yıllarda Hakkari’de yaşanan savaş ile Kurtay Faraşin, Leyla ve Rojin gibi şehit düşen gerillalarla anılarına odaklanıyor.
Yazar, Cembeliyê Mîrê Hekarî û Binevşa Narîn ve Qewlê Mîr û Îsê gibi Kürt masallarından kesitlerle çağdaş ile gelenekseli buluşturuyor.
Faraşin’in büyülü coğrafyası
Faysan Yacan’ın kitabını okuduğumda çokça bilinen ama yeni bir dil ve üslupla aktarılan hikayelerle karşılaştım. Faraşin’in büyüleyici coğrafyası kitabın her satırında okuyucu sarmalıyor. Eşsiz bir doğa ve buna eşlik eden insan manzaraları ruhumuzu okşuyor. Yazarın doğa tasvirini sade ve yalın bir dille aktarması ve bunu zengin dengbêjlik kültürüyle harmanlaması yaşanılanları sahici kılıyor.
Yazar, kitabını temelde üç ana bölüm üzerinden kurgulamış. Birinci bölümde, Faraşin köylülerin doğal otantik yaşamı ve kendi iç ilişkileri. İkinci bölümde, 1990’lı yıllarda dört bir yana yayılan isyan ve özgürlük renginin Faraşin’da büyülü bir güzelliğe bürümesi ile birlikte iktidar sahiplerinin bunu hazmetmemesi ve bir karabasan gibi hayatları karatması. Üçüncü bölümde ise göç hikayeleri ile bunun yarattığı trajediler ve acılı yolculuklar aktarılıyor.
Yüce olan sadedir
Yacan, bu eseriyle dil, üslup ve içerik açısından Kürt edebiyatına yeni bir boyut kazanmıştır. Dengbêjlik geleneğini modern edebiyat diliyle harmanlayarak yaşadığımız çağın gerçekliğiyle buluşturmuş. Bunu sade bir üslupla ustaca okuyucuya aktarmıştır.
Goethe, ”Gerçekten de yüce olan sade’dir” der. Yacan’ın kitabında sade ve anlaşılır bir üslup, yalın ve kavratıcı bir dil ve bunun karakterlere yansıyan büyülü atmosferleriyle karşılaşıyoruz.
Okuyucu, Faraşin’i en yalın haliyle bilmek tanımak isterse hiç vakit kaybetmeden kitabı okumalıdır.
2 Nolu T Tipi Cezaevi - Şakran - İzmir
ORHAN ÇAÇAN
Zapatista kadınları
Yazar Hilary Klein’ın “Compañeras / Zapatista Kadınlarının Hikâyesi” adlı kitabını Zapatista Hareketi’ni konu eden sayısız kitaptan biri olarak düşünürseniz, yanılmış olursunuz. EZLN (Meksika Ulusal Halk Kurtuluş Ordusu) 1994’teki kuruluşu itibariyle pek çok direnişe ilham oldu, bu etkinin ardında ise büyük bir güç barındırıyordu: Zapatista kadınları. Compañeras’ı bu kadar önemli bir metin yapan da tam olarak budur.
Zapatista hareketinin ortaya çıkışının ve dünya gündemine oturmasının üzerinden 20 yıldan fazla zaman geçti fakat hareket güncelliğini hiç kaybetmedi; günümüz toplumsal hareketleri için geçerli olabilecek bir model sunmaya devam ediyor. Bunun en önemli nedeni Zapatista hareketinin toplumsal hareketlerin inşasında bütünsel çözüm geliştirme ve kadınların rolünün önemine, bireysel ve toplumsal mücadelenin sarmal halinde yürütülmesine, tabandan gelen örgütlenmelere dayanmaya ve kolektifler aracılığı ile özyönetim deneyimine dair güncel sözleri olmasıdır.
Dünyanın her yerindeki devrimci hareketleri etkileyen EZLN ve ikon haline gelen sözcüsü Subcomante Marcos’u bilmeyen neredeyse yok. Ama EZLN içinde yer alan Zapatista kadınlarının Meksika ordusuna, eşlerine ve topluluklarına karşı nasıl ayağa kalktığı çok az daha az dikkat çekmişti. Bu kadınların kendi hayatlarını, örgütleri EZLN’yi ve onları çevreleyen dünyayı nasıl dönüştürdükleri, sadece Compañeras’ta anlatılıyor, üstelik bu öykünün anlatıcısı da bizzat kendileri.
Zapatista topluluklarındaki kadın projelerinde çalışan Hilary Klein’ın, Chiapas’ta altı yıl geçirerek kaleme aldığı Compañeras, Zapatista kadınlarının hayatlarını ve ülkelerini değiştiren, bütün dünyadaki ulusal kurtuluş mücadelelerine, kadın hareketlerine ve neoliberalizm karşıtı, hatta antikapitalist hareketlere ilham veren mücadelelerini tanımak için önemli bir fırsat sunuyor.
Adıyaman'ın 'Öteki' hikayesi
1915'de Türk askeri Adıyaman-Gerger Venk köyüne gider. Köydeki ağaya köylüleri götürmeye geldiğini ve herkesin köy meydanına toplanmalarını ister. Köyün ağası, köylerinin Ermeni değil Süryani köyü olduğunu söyler. Komutan ise, "Bizim için soğanın kabuğunun rengi önemli değil, kokusu önemlidir" der.
Yazar Muzaffer İriz'in hazırladığı "Soğan Kabukları" kitabında pek bilinmeyen Adıyamanlı Süryanilerin tarihine odaklanıyor. Kitap ismini de yukarıdaki anlatılan olaydan alıyor.
Gerger'e bağlı Vank (Yeşilyurt) köyünde doğan Muzaffer İris Adıyamanlı bir Süryani.
Adıyaman’ın kültürel tarihinde Süryanilerin her zaman önemli bir yeri olduğunu söyleyen yazar kitabında, Samsat, Besni, Gerger, Kahta ve köylerinin Süryaniler için önemli yerleşim merkezleri olduğunu anlatıyor.
Gerger Süryanilerin entelektüel merkezi
Süryaniler, Samsat için ‘Şimşat’ Gerger için ‘Gargar’, Besni için ‘Beit Hesna’ dediklerini hatırlatan yazar, Gerger'in Süryanilerin entelektüel faaliyetlerinin merkezi olduğuna dikkat çekiyor.
Süryanilerin ilk matbaalarından birinin Gerger'de kurulduğunu ve bu yüzden Gergeryo isimli yeni bir yazı stilinin bile ortaya çıktığını vurguluyor. Yazar birçok Süryani metropolit, yazar ve düşünürün Gerger'de yetiştiğini söylüyor.
Adıyaman'daki sanat ve ticaretin neredeyse tamamının Süryani ve Ermeniler tarafından icra ediliyordu. Ayakkabıcılık, sıvacılık, marangozluk, duvar ustalığı, demircilik denilince akla Süryani ve Ermeniler gelirdi.
Kahta ve Gerger'de şimdi bile bu durum hemen hemen hiç değişmemiş sadece işi yapanların dini tercihleri değişmiştir.
Süryaniler her yıl 28 Haziran'da Adıyaman’ı ziyaret ederler. Yurt dışı ve yurt içinden birçok insanın Adıyaman’a gelmesi bu kentin Süryaniler için hala önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
Kuyucaklı Yusuf 80 yaşında
”1903 senesi sonbaharında yağmurlu bir gecede, Aydın’ın Nazilli kazasına yakın Kuyucak köyünü eşkıyalar basar ve bir karı kocayı öldürürler. Kaymakam Selahattin Bey, yanına doktor ve jandarmaları alarak olay yerine gider. Eve girdiklerinde yatağın üzerinde kanlar içinde iki ceset görürler….’’
Bu sözlerle başlayan Sabahattin Ali’nin başyapıtı Kuyucaklı Yusuf 80 yaşında. Toplumsal yapıyı, ezilenleri ele alan romanların öncüsü sayılan Kuyucaklı Yusuf, bu yıl yayımlanışının 80’inci yılına ulaştı. Kuyucaklı Yusuf, YKY tarafından 80’inci yılına özel hazırlanan ciltli baskısıyla bugün raflardaki yerini alacak.
Kapitalizmden sonra hayat
Günümüz dünyasında küresel iklim krizi, gelir eşitsizliği, sosyal medya “beğenilerinin” yönettiği bir toplumsal hiyerarşi, otomasyonun hızla devreden çıkardığı insan emeği, gittikçe askerileşen polis güçleri, vatandaşlarını gözetleyen devletler, insansız hava araçları, başka bir gezegene taşınma hazırlıkları hüküm sürüyor.
Jacobin dergisi editörü Peter Frase tarafından kaleme alınan Dört Gelecek: Kapitalizmden Sonra Hayat kitapta, bu çağ manzarasının içinden çıkarılabilecek gelecek senaryoları üzerine odaklanıyor. Yeryüzü kaynaklarının insanlar tarafından adil bir şekilde paylaşmasının sağlandığı bir tür sosyalizm mi, bir avuç zenginin daha da zenginleşip büyük insan kitlelerinin daha da yoksullaştığı bir barbarlık düzeni mi? Yazar bu soruların peşine düşüyor.
Peter Frase’in kitabı, Akın Emre Pilgir çevirisiyle Koç Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlandı.
Kitaba günde 1 dakika
Türk Kültür ve Turizm Bakanlığı 2017 verilerine göre Türkiye’de son 10 yılda 44 kentte tek bir kütüphane açılmadı. 127 kütüphane ise kapalı. TÜİK ise Türkiye’de insanların kitaba günde 1 dakika ayırdığını belirledi.
Bağımsız Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde ‘kütüphane sayılarına’ ilişkin sorusuna, Türk Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yanıtına göre, Türkiye’de son 10 yılda 44 kentte tek bir kütüphane açılmadı.
Uluslararası Yayıncılar Birliği 2016 verilerine göre, Türkiye’de kişi başına yılda 8.4 kitap düşmekte. Demokrat Eğitimciler Sendikası Araştırma Merkezi’nin 2015 yılında yayımlandığı rapor, Türkiye’de okuma alışkanlığının yok denecek kadar az olduğunu göstermekte. AB ülkelerinde kitap okuma oranı yüzde 21 iken Türkiye’de sadece yüzde 0.01.
UNESCO dünyadaki okuma alışkanlıkları raporuna göre Türkiye, kitap okuma oranında dünya ülkeleri arasında 86’ncı sırada.
Amed’te tüm kütüphaneler kapalı
En çok kapalı kütüphanenin olduğu kent ise 7 kütüphane ile Amed olurken, TÜİK’e göre ise kitap okumak Türkiye’de ihtiyaç listesinde 235. sırada yer alıyor. Bir kişi günde ortalama kitap okumaya 1 dakika, TV izlemeye ortalama 6 saat, internete 3 saat ayırıyor.