Bahçeli-Erdoğan Amok koşucusu gibi

Forum Haberleri —

16 Ekim 2020 Cuma - 21:33

  • “Kamuya hizmet eden, vatandaşlara kısmen de olsa güven veren, keyfiyete az da olsa itiraz eden ne varsa yıldırmaya, teslim almaya ya da tasfiye etmeye çalışıyorlar”

ZEKİ AKIL

Erdoğan-Bahçeli ikilisi Amok koşucusu gibi doludizgin faşizme gidiyorlar. Hiç ölmeyeceklermiş gibi kendi vatandaşlarını ezerek, düşman kategorisine koyarak iktidarlarını icra etmek istiyorlar. Hukuk, adalet, vicdan bir tarafa atılmış. Tipik bir faşist iktidar anlayışı, hortlamış bir Hitler ikizi.
Onları buluşturan, iktidar için bir araya getiren Kürt düşmanlığı ve demokrasi karşıtlığıydı. Bu noktanın hiçbir zaman göz ardı edilmemesi gerekir. Hatırlanırsa Bahçeli sık sık Erdoğan için “hesap sormazsam namerdim” diyordu. Hesap sormaya ant içmiş Bahçeli, şimdi Erdoğan’ın bütün hesapsızlıklarına ve daha büyük suçlarına zırh oluşturuyor. Artık kim kimi kullanıyor, kim iradesini yitirmiş bu ayrı bir tartışma konusu.
7 Haziran 2015’te bütün katliam, provokasyon ve baskılara rağmen HDP 80 milletvekili çıkardı. 12 Eylül’ün temelini attığı ve Erdoğan’ın dört elle sarıldığı barajları yıktı. AKP parlamentoda tek başına iktidar olma çoğunluğunu kaybetti. Bahçeli’nin devreye girdiği ve Erdoğan’la bütünleştiği dönem işte bu dönemdir. Erdoğan iktidardan düştüğü için denize düşenin yılana sarıldığı gibi Bahçeli’ye sarıldı. Türkiye’nin en ırkçı, en faşist, anti demokratik partisi MHP’ydi. Erdoğan bunu çok iyi biliyordu. Nitekim miting meydanlarında, televizyonlarda defalarca MHP’nin kafatasçı ve kandan beslendiğini söylüyordu. Açık ki MHP’yle ittifak ve birliği demokrasi, hukuk, özgürlük gibi ilkeleri dışlıyordu. Bu ittifaka bir de Ergenekon eklendi. Böylece Cumhuriyet tarihinin en ırkçı, soykırımcı, en saldırgan faşist bloku oluştu. Nitekim 24 Temmuz 2015’te Kürtlere karşı imha ve soykırım savaşı derinleştirilerek, kapsamı genişletilerek uygulamaya kondu. Bu ittifakın Türkiye’de ekonomiyi bitirdiğini, basını ele geçirdiğini, adli sistemi yerlerde süründürdüğünü görüyoruz. Bütün kurumları ya ele geçirerek ya içini boşaltarak ya da işlemez kılarak yetkileri sarayın elinde topluyorlar. Toplumu bastırmış, muhalefeti ötekileştirip düşmanlaştırmış, aydınları, demokrat ve basın çalışanlarını işten attırmış ya da hapishanelere doldurmuş. Başta HDP olmak üzere Kürtlerin içinde olduğu tüm parti ve kurumlar ötekileştirilmiş, terörize edilmiş ve düşman kategorisine yerleştirilmiştir. İçerde kamplaşma ve düşmanlaştırmanın etkili uygulanmasının yanında dışarıda da savaşları yayarak ırkçılık ve milliyetçilikle toplumu zehirlemeye, bilincini çarpıtarak faşizminin yedeğine çekmeye çalıştılar. Bütün dünya DAİŞ’e karşı tutum alırken, El Kaide, El Nusra gibi örgütlerden elini çekerken Erdoğan onlara sarılmış, hepsini etrafına toplamıştır. Bugün dünyaya şiddet ve terör ihraç eden ülkelerin başında Bahçeli-Erdoğan Türkiye’si gelmektedir. Bu çeteleri Suriye’de savaştırıyor, Libya ve Azerbaycan’a gönderiyorlar. Yalnız Türkiye halklarının değil Ortadoğu’yu da aşarak dünyanın başına bela kesilmiş bir Türkiye söz konusu.
Türkiye’de köklü, kamusal alanda yararlı barolar ve Tabipler Birliği gibi kurumları da hedeflediler. Kendilerinin hakimlerini atadığı Anayasa mahkemesini bile ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Kamuya hizmet eden, vatandaşlara kısmen de olsa güven veren, keyfiyete az da olsa itiraz eden ne varsa yıldırmaya, teslim almaya ya da tasfiye etmeye çalışıyorlar. Nitekim Türkiye’de bütün baroların karşı çıkmasına rağmen baroları etkisizleştirmeyi hedefleyen yasayı çıkardılar. Şimdi de özellikle pandemi sürecinde büyük bir fedakarlık gösteren doktorların örgütü olan TTB’yi hedefliyorlar. TTB, bakanlığın koronavirüs ile ilgili verileri doğru açıklamadığını deşifre ediyordu, hükümetin politikalarının yetersiz olduğunu dile getiriyordu. Bu uyarı ve eleştirileri dikkate alıp eksikliklerini giderme yerine nasıl bunu yaparsınız, diyor ve düşman ağzıyla TTB’nin başkanlığına seçilen Şebnem Korur Fincancı’yı terörist ilan ediyor. Ş. Korur Fincancı Türkiye’nin tanıdığı, birikimli bir hekim ve insan hakları savunucusudur. Kimseye bir kötülüğü olmamıştır, iktidar olma gibi bir derdi yoktur. Erdoğan tam bir faşist pervasızlığıyla, gözü kararmış biçimde böyle bir insanı terörist olarak yaftalıyor. Anayasa mahkemesi yerel mahkemenin aldığı kararı bozuyor. Enis Berberoğlu’nun dokunulmazlığı olduğunu söylüyor. Ancak yerel mahkeme bu kararı uygulamayacağını söylüyor. Bu gücü ve cüreti açık ki Erdoğan’ın talimatlarından alıyor. Çünkü yasalara ve anayasaya göre Anayasa mahkemesinin kararı bağlayıcıdır. Yerel mahkeme uygulamak zorundadır. Parlamento ve hükümet AYM’nin kararlarını sahiplenip uygulamak yerine Bahçeli’nin fetvasıyla Anayasa mahkemesini kendilerine uydurmak istiyorlar. Daha Anayasa değiştirilmeden, işler kılıfına uydurulmadan açıktan Anayasa ihlal ediliyor, bir tarafa atılıyor. Faşizmin yüzü, baskıcılığı ve kan dökücülüğü artık gizlenemez hale geliyor. İçerde kriz ve savaş, dışarıda kriz ve savaş. Dediğimiz gibi bu faşist iktidar Amok koşusuna devam ediyor!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.