Bahçeli, 'statü'yü şartlarla kuşattı

Devlet Bahçeli

Devlet Bahçeli

  • MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Komisyon raporunun ardından sırayı siyasi ve hukuki düzenlemelerin aldığını belirterek, raporda işaret edilen çerçeveyi tekrarladı.
  • KCK'nin feshini isteyen Bahçeli, Rêber Apo'nun statü sorunu olduğunu ve bunun tartışılması gerektiğini söyledi. Bahçeli, kayyumlarla ilgili görüşünü de tekrarladı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, son 200 yıllık Türk tarihinin gerçek tablosunu gözardı ederek, herkesin eşit ve özgür vatandaşlar olarak kabul gördüğünü, ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmediğini iddia etti. Bahçeli, Kürt ve Türk'ün aynı olduğunu, zaten ikisinin de birlikte 'Türk milleti' olduğunu ileri sürdü. Bahçeli, Komisyon raporunu onaylayarak siyasi ve hukuki düzenlemelerdeki sınırları da belirledi. Bahçeli, konuşmasından bu kez Suriye ve QSD'den de tek kelime söz etmedi ama KCK'nin feshedilmesini istedi, bunun da 27 Şubat çağrısı kapsamında olduğunu öne sürdü. Bahçeli, artık Rêber Apo'nun statü sorununun ve kayyum meselesinin çözülmesini istedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Grup Toplantısı'nda konuştu. Bahçeli, Türk Eğitim Bakanlığının 12 Şubat'taki “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” konulu genelgesine tam destek verdi, eleştirenleri tehdit etti; “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlığıyla imzaladıkları bir bildiriyi kamuoyuyla paylaşan 168 kişiyi de hakaretlerle andı. Bahçeli, zaten laik devlet ilkesinin kurucu ilke olduğunu ve bundan taviz verilmeyeceğini söyledi.

Eşitlik ilkesi uygulanmış

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu ilk andan itibaren eşitlik ilkesini çatı değer kabul ettiği, Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan her insanın eşit ve özgür vatandaşlar olarak kabul gördüğünü savunan Bahçeli, hiçbir vatandaşın ahlaken, hukuken ve siyaseten ikinci sınıf insan muamelesi görmediğini ileri sürdü. Cumhuriyetin kuruluş sürecinde başlayıp bugüne kadar süren inkar, soykırım, katliam, pogromlar ile işgaller, milyonların göç ettirilmesi, yetmeyen cezaevleri ve bitmeyen işkenceler yaşanmamış gibi konuşmasını sürdüren Bahçeli, tamamını şöyle geçiştirdi: "103 yıllık Cumhuriyet tarihinin farklı etaplarında iktidar mevkiinde bulunan bir kısım zevatın şahsi, vehimli, ikircikli, önyargılı ve ideolojik tutumdan kaynaklanan dönemsel yanlışları olmuştur."

Kürt de Türk milletiymiş

Bu durumun hiçbir zaman devlet ve toplum hayatını sabote edecek derece ve düzeye tırmanmadığını; yani Türkiye Cumhuriyeti’nde Türk neyse Kürt odur, Kürt neyse Türk'ün de aynısı olduğu söylemekte tereddüt etmeyen Bahçeli, "Bu iki halk tarih boyunca bin yıllık ortak tarih, ortak kültür ve ortak inanç kapsamında bir millete vücut vermiş, bu milletin adı da Türk milletiyle anılmıştır. Nitekim devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’dir. Milletimiz de Türk milletidir" dedi.

Siyasi ve hukuki düzenlemeler

Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun üstlendiği rolle tabuları yıkıp ezberleri bozduğunu öne süren Bahçeli, şöyle devam etti: "Sırayı siyasi ve hukuki düzenlemeler almıştır. Kaldı ki bundan sonra nelerin yapılacağı anlaşılır ve açıklayıcı bir üslup hüneriyle raporda takdim ve tespit edilmiştir. Komisyon, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini, temel anayasal ilkelerini, demokratik işleyişini ve üniter devlet yapısını esas alan bir anlayışla çalışmıştır. Bu kapsamda Türkiye Modeli tebarüz etmiştir. Bundan sonraki yol haritası şekillenmiştir. Milli birlik ve kardeşliğimizin yanı sıra, demokrasimiz daha da güçlenecektir. Bölücü terörün kanlı döngüsünü kıran Türk-Kürt kardeşliği ilelebet payidar kalacaktır. Kardeşlik hukukumuz, tek millet gerçeğimiz iyice kök salacaktır. Silahların susmasıyla siyaset konuşacaktır. Demokratikleşme, ortak vatandaşlık, hak ve özgürlüklerin güvenceye alınmasıyla ekonomik refah çıta yükseltecektir."

Af ve cezasızlık algısı olmadan

Silah bırakılmasının devlet kurumlarınca takibi, teyidi ve ölçülebilir kriterleri netleşir netleşmez; hukuki düzenlemelerin süratle ve şeffaflıkla hayata geçmesinin mümkün hale geleceğini söyleyen Bahçeli, "Silah bırakmayla birlikte işleyen süreci ve sonrasını yönetecek müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye vurgu yapılması da ayrıca önemli ve kıymetlidir. Af ve cezasızlık algısına prim vermeden ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin çerçevesi de çizilmelidir. Türk’ün itibarı Kürt’ün itibarıdır. Kürt’ün iffeti Türk’ün iffetidir. Türk’ün onuru Kürt’ün onurudur" dedi.

KCK'nin de feshini istiyor

Rêber Apo'nun 27 Şubat 2025'teki çağrısının KCK’yi de bağladığını iddia eden Bahçeli, "Örgütün üst yapılanmasının feshi ise derhal sağlanmalıdır" dedikten sonra şunu ekledi: "Madem 27 Şubat çağrısı barışçıl arayışları destekleyen ve teşvik eden demokratik bir eşiktir; o halde bundan sonrasında planlanan atılımların, yapılacak düzenlemelerin gerçekleşmesi için PKK’nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır? Eğer böylesi bir sorun varsa, ki bize göre vardır, bunun çözümü nasıl olacaktır? Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statü açığı nasıl kapatılacaktır? Samimiyetle bu tartışmanın yapılarak makul, akla ve vicdana müzahir sonucuna kısa sürede ulaşılmalıdır."

Bir kez daha kayyumlar

Bahçeli, kayyum meselesinin de herhangi bir kaygı veya çekinceye kapılmadan demokrasi sınırları dahilinde tekrar değerlendirilmesini isteyerek, "İki Ahmet’in makamlarına oturması da sağlanmalıdır" dedi.

DEM Parti önemli buldu

DEM Parti Eşbaşkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Grup Toplantısı'nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Hatimoğulları, Bahçeli'nin "Öcalan'ın statüsü tartışılmalı" sözleriyle ilgili soruya, "Bugün Sayın Bahçeli'nin İmralı ve Sayın Öcalan için özel statü vurgusu son derece önemli bir vurgudur. Sürecin daha sağlıklı ilerleyebilmesi için başmüzakereci olan Sayın Öcalan'ın bulunduğu koşulların düzenlenmesi, özgür yaşayabileceği, özgür çalışabileceği koşulların ortaya çıkması gerekiyor. Bu anlamıyla İmralı'ya ve Sayın Öcalan'a özel statü tanımlamasının bir yasal çerçeveye kavuşturulması ve bunun herkes tarafından bilinmesi gerekiyor, sürecin de işlemesi gerekiyor" şeklinde yanıt verdi.

Hatimoğulları, "Bu statü nasıl ifade edilebilir, beklentiniz nedir?" sorusunu da şöyle yanıtladı: "Sayın Öcalan'ın özgür yaşayabileceği, özgür çalışabileceği koşulların bir yasal çerçeve oluşturularak hukuki güvence altına alınması gerekiyor. Çünkü bundan sonraki sürecin daha sağlıklı ilerleyebilmesinin yolu gerçekten hukuksal düzenlemelerle ve sorunun adını tam koyup onunla ilgili somut çözüm üretmekle mümkün. Bu anlamıyla az önce de ifade ettim; bu sürecin başmüzakerecisi ve baş aktörü, devlet ile örgüt arasındaki görüşmeleri sağlayan ve bu sürecin aynı zamanda bir kurucu önderi de olan Sayın Öcalan'ın koşullarının düzenlenmesinin, statü tanımlanması ile ilgili bir çerçeve oluşmalı."

Başmüzakereci koşulları

Hatimoğulları, "Siz de baş müzakereci sıfatının bir tanımı var mı? Bunun çalışmasını yaptınız mı?" sorusu üzerine şunları söyledi: "Bunun çalışması tabii ki yapıldı. Burada özetini geçecek olursak; bu görüşmeleri yürüten Sayın Öcalan'ın çalışma koşulları çok net bir biçimde tanımlanmalı. Nedir bunlar? Türkiye'de görüşmek istediği her kesimle görüşebilecek koşullar oluşmalı. Aydın, yazar, gazeteci, hukukçu, siyasetçi; her kesimle özgürce ve rahat görüşüp görüş alışverişinde bulunabilmeli. Kendi örgütü ile görüşmeleri daha doğrudan ve direkt olabilecek şekilde bunların sağlanması ve Orta Doğu'daki birçok siyasi çevre ile görüşme talebinde bulunmuş; bunların doğrudan sağlanabileceği koşulların oluşması gerekiyor. Bunun yanı sıra bu çalışma koşullarının net bir şekilde sağlanması ile birlikte, esas olarak Kürt sorununa yaklaşım ve çözüm noktasında yeni yasal düzenlemelerin oluşturulması ile ilgili yine benzer bir diyaloğun baş müzakereci ile gelişmesi son derece önemli olacaktır."

Türk: Güven sağlasınlar

Grup Toplantısı'nda bulunan ve yerine kayyum atanan Mêrdîn Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Ahmet Türk ise Devlet Bahçeli'nin "Ahmet'ler göreve" sözünün hatırlatılması üzerine, şunları kaydetti: "Halkımız artık somut adımların atılmasını bekliyor. Bugün 27 Şubat'a iki gün kaldı. Bir yıla yakın süre geçti ama henüz bu iktidar tarafından atılmış önemli bir adım yok, somut bir adım yok. Hatta bir güvensizlik gelişti. Bugün bazı adımların atılması için yasal bir sürecin başlamasına da gerek yok. Kayyumlar meselesinde yasal bir düzenlemeye gerek yok. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kararlarının uygulanması için yasal bir sürece gerek yok. Halk bu adımların atılmasını istiyor, bir güven ortamının sağlanmasını istiyor. Beklentiler bu yönde. Kayyum meselesi bizim talebimiz değil, halk iradesine ipotek konulduğu için bu konuda ısrarlıyız. Yoksa birilerinin belediye başkanı olması değil, iradenin ipotek altına alınmasından dolayı halkta müthiş bir güvensizlik gelişti. Bunun ortadan kaldırılması gerekiyor. Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş gibi arkadaşlarımız için AİHM'nin verdiği kararlara uygun adımların atılmasını bekliyoruz. Bu, güveni sağlayacak; yeni sürece güvenin sağlanması konusunda halka yeni bir güven ortamının oluşmasına katkı sunacaktır diye düşünüyorum." ANKARA

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.