• Avrupa Birliği, 2030'a kadar yenilenebilir enerjinin toplam enerji tüketimindeki payını en az yüzde 42,5'e çıkarmayı amaçlıyor. Avrupa'daki kapasite açığı, ABD'deki siyasi belirsizlik Çinli üreticiler için önemli bir fırsat oluşturuyor.
  • Çin küresel rüzgâr sektöründe belirleyici bir ağırlığa sahip. Dünyanın en büyük on türbin üreticisinden altısı Çinli şirketlerden oluşuyor. Çin'in ABD ve Avrupa pazarlarında ne ölçüde yer bulacağı belirsiz. Ancak Pekin'in asıl stratejik kazanımı başka yerlerde.
  • Avrupa iklim hedeflerine hızlı ve düşük maliyetle ulaşmak için Çin türbinlerine kapıları açmak mı, yoksa stratejik bağımlılık riskini göze almamak adına daha yavaş bir enerji dönüşümünü kabul etmek mi?

 

Chee Meng Tan* - Çeviri: Yeni Özgür Politika

Avrupa'daki rüzgâr türbinleri artık yalnızca enerji üretiminin değil; enerji güvenliği, sanayi rekabeti ve Çin'e bağımlılık tartışmalarının da merkezinde yer alıyor.

Son yıllarda Avrupa'nın rüzgâr enerjisi kapasitesi hızla büyüdü. Rüzgârın AB elektrik üretimindeki payı 2019'da yüzde 13 seviyesindeyken bugün yüzde 17'ye çıktı. Özellikle açık deniz rüzgâr santrallerindeki büyüme dikkat çekici.

Ancak Brüksel'in hedefleri mevcut tablonun çok ötesinde. Avrupa Birliği, 2030'a kadar yenilenebilir enerjinin toplam enerji tüketimindeki payını en az yüzde 42,5'e çıkarmayı amaçlıyor. Avrupa Komisyonu'nun rüzgâr enerjisi eylem planında rüzgâr enerjisi bu dönüşümün "kilit unsuru" olarak tanımlanıyor. Fakat bu hedefe ulaşabilmek için Avrupa'nın her yıl yaklaşık 33 gigavat yeni rüzgâr kapasitesi kurması gerekiyor.

Gerçekleşen rakamlar ise bunun oldukça gerisinde. 2022, 2023 ve 2024 yıllarında yıllık kurulumlar ortalama 16 ila 19 gigavat arasında kaldı. Başka bir deyişle, hedeflerle mevcut performans arasında ciddi bir fark bulunuyor.

Atlantik'in diğer tarafında da tablo net değil. Joe Biden döneminde yürürlüğe giren Enflasyonu Düşürme Yasası (IRA), yenilenebilir enerji yatırımlarında büyük bir sıçrama yaratmayı hedefliyordu. Ancak Donald Trump ve Cumhuriyetçi çevrelerin rüzgâr enerjisine yönelik sert muhalefeti, bu ivmenin sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri yaratıyor.

Ucuz türbinler, hızlı teslimat

Tam bu noktada Çin devreye giriyor.

Avrupa'daki kapasite açığı ve ABD'deki siyasi belirsizlik, Çinli üreticiler için önemli bir fırsat oluşturuyor. Çin bugün küresel rüzgâr sektöründe belirleyici bir ağırlığa sahip. Dünyanın en büyük on türbin üreticisinden altısı Çinli şirketlerden oluşuyor. 2024 yılında dünyada kurulan yeni rüzgâr türbinlerinin yüzde 70'ten fazlası Çin menşeliydi.

Goldwind, Envision Energy ve Mingyang Smart Energy gibi şirketler, Batılı rakiplerine kıyasla yüzde 30-40 daha düşük maliyet ve daha hızlı teslimat avantajı sunuyor.

Bu da Batı'yı zor bir tercihle karşı karşıya bırakıyor: İklim hedeflerine hızlı ve düşük maliyetle ulaşmak için Çin türbinlerine kapıları açmak mı, yoksa stratejik bağımlılık riskini göze almamak adına daha yavaş bir enerji dönüşümünü kabul etmek mi?

Avrupa, yenilenebilir enerji açığını kapatabilmek için Çin türbinlerine giderek daha fazla ihtiyaç duyabilir. ABD'de ise durum farklı bir yöne evriliyor. Rüzgâr enerjisine yönelik siyasi destek zayıflarken, yeni kurulumlar da sert biçimde geriliyor. 2024'te ABD'de devreye alınan yeni rüzgâr kapasitesi 5,2 gigavata düşerek son on yılın en düşük seviyesine indi. 2025'in ilk yarısında ise yeni türbin siparişleri yüzde 50 azaldı.

Çin'in Jiangsu eyaletindeki Lianyungang Limanı, Dongfang Terminali’nde bir kargo gemisi, ihraç edilecek rüzgar türbini ekipmanlarını yüklerken./foto:AFP

Güvenlik ve stratejik bağımsızlık kaygısı

Çinli şirketlere daha fazla pazar erişimi tanımak, Avrupa açısından ciddi bir politika ikilemi yaratıyor.

Bir yandan Çin türbinleri enerji dönüşümünü hızlandırıp maliyetleri düşürüyor. Diğer yandan AB, Çin'i yalnızca ekonomik rakip değil, aynı zamanda stratejik bir meydan okuma ve güvenlik riski olarak görüyor. Bu nedenle Çin teknolojilerine aşırı bağımlılık, Avrupa'nın sanayi kapasitesi ve stratejik özerkliği açısından riskli kabul ediliyor.

ABD'nin Çin rüzgâr teknolojisine yaklaşımı ise Avrupa'dan çok daha sert. Donald Trump'ın 2025'te yeniden başkanlığa dönmesiyle birlikte rüzgâr enerjisine yönelik baskı daha görünür hale geldi. Trump, rüzgâr enerjisini açık biçimde "şaka" olarak nitelendirdi; federal izin süreçlerini yavaşlattı ve yenilenebilir enerji teşviklerini hedef alan adımlar attı.

Washington yönetimi, Çin'in rüzgâr teknolojilerindeki hakimiyetini ulusal güvenlik sorunu olarak değerlendiriyor. Bu nedenle Çin türbinlerine yönelik soruşturmalar başlatıldı, yüzde 50'ye varan gümrük vergileri getirildi ve Çin menşeli bileşen kullanan şirketlerin temiz enerji teşviklerinden yararlanması sınırlandırıldı.

Batı'nın vergileri Çin'i durduramadı

Batı'nın korumacı önlemleri Çin'in rüzgâr sektörünü durdurmak yerine yön değiştirmesine yol açtı.

2025'te Çin'in rüzgâr türbini ihracatı yüzde 50 artarken, toplam ihracat kapasitesi 28 gigavatı aştı. Bu, 2015'e kıyasla yaklaşık on üç katlık bir artış anlamına geliyor. Çinli şirketler bugün 60'tan fazla ülkeye türbin satıyor; 20'den fazla ülkede ise üretim tesisi ya da Ar-Ge merkezi kurmuş durumda.

Çin'in Qingtongxia şehrindeki Niushou Dağı Rüzgar Santrali'nde yükselen rüzgar türbinleri./foto:AFP

Çin yeni pazarları hedefliyor

Ortaya çıkan tablo oldukça net: Çin, Batı'daki rekabetin sınırlı olduğu ve enerji talebinin hızla arttığı gelişmekte olan ülkelere yöneliyor.

2024'te Çin türbinlerine en yoğun talep gösteren ülkeler arasında Suudi Arabistan, Özbekistan, Brezilya, Mısır ve Kazakistan öne çıktı. Bu ülkelerin büyük bölümü aynı zamanda Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki ortakları arasında yer alıyor.

Önümüzdeki on yılda Pakistan, Endonezya, Vietnam, Suudi Arabistan ve Malezya gibi ülkelerin toplam 120 gigavatlık yeni rüzgâr ve güneş enerjisi kapasitesi eklemesi bekleniyor. Çinli firmalar ise bu pazarlarda şimdiden güçlü bir konum elde etmiş durumda.

Sonuç

Çin'in ABD ve Avrupa pazarlarında ne ölçüde yer bulacağı hâlâ belirsiz. Ancak Pekin'in asıl stratejik kazanımı başka yerde olabilir.

2013'ten bu yana Çinli şirketler, Kuşak ve Yol ülkelerinde toplam 156 gigavatlık enerji kapasitesi inşa etti. Batı kendi enerji bağımsızlığını korumaya çalışırken, mevcut eğilimler devam ederse Afrika ve Latin Amerika'nın enerji altyapısı ve enerji güvenliği giderek daha fazla Çin teknolojilerine bağımlı hale gelebilir.

* Dr. Chee Meng Tan, Nottingham Üniversitesi İşletme Ekonomisi alanında Yardımcı Doçent

Kaynak: The Conversation, uzman görüşlerini ve akademik analizleri haberle buluşturan, 2011'de Avustralya'da kurulmuş küresel düzeyde faaliyet gösteren bir medya ağı

Kaynak link: https://theconversation.com/europes-dilemma-to-use-chinas-turbines-to-meet-its-renewable-targets-or-not-281475