Devrim bana annemden kalmadır. Beşiktaş bana çocukluğumdan kalmadır.
“Profesyonel futbolcu”luktan tarihen ve siyaseten görülen lüzum üzerine profesyonel devrimciliğe dikey geçiş yapmış biri olarak siyasete dair top çevirmek geldi içimden. Futbolda ilk derslerde bedenin diyalektiği gereği “yere basma” ve “düşme” öğretilir. “Saha” ve “adam” markajı, oyunu okumak, kazanmak için taktikler ve stratejiler geliştirmek oyunun olmazsa olmazlarıdır. Tezahürat gereklidir lakin işlevsiz “kuru gürültü” ile yaratıcı “tezahüratı” karıştırmamak gerekir. Tezahürat ajitasyona “benzese” de tezahürat ajitasyonla, “amigo” “ajitatörle” özdeş değildir. Amigoların kalbini kırmadan söylersem, “taktik” bir kişi olan amigo daha çok tek maç odaklıdır. Taktik ile strateji arasında “söz canbazı“ olan ajitatör ise, beden diliyle, sesiyle kitleyi “ajite ederek” (“transa” geçirerek) Devrim’i yakına getirmeyi başaran kişidir. (Şu sıra “çığırtkanlara” değil ajitatörlere ihtiyaç çoktur...) Bir komün olarak takım/parti “11” kişiden (parti üyelerinden, kurumlarındaki kişilerden vs.) ibaret değildir, daha fazlasıdır. Politik dilin “münazaraya” kurulduğu “maçta” eşbaşkanlar (“kaptanlar!”) dahil, takıma dahil olan herkes (ilk “11”e girenler, “yedekler”, “taraftarlar”) ajitasyon sanılan “kara propagandanın!” ötesinde dağlar-sokak-parlamento arasında organik bir dil kurmalıdır ki herkes hem maç/seçim havasına girsin hem de kazanmak rastlantıya kalmasın..
Her takım/parti kitap/şiir gibidir. Hiç bir kitap nasıl boşluğa doğmazsa, kendinden öncekilerle bir biçimde eklemlenirse partiler de öyledir. İsim, soy isim, semboller değiştirse de, yer altında veya yer üstünde yaşasa da hiçbir takım boşluğa doğmaz, kendinden önceki geleneğe eklenir. O bilgilerle de takım mücadelesini sürdürür. Bunun anlamı takımın, ezenle-ezilen arasındaki bu tarihi maçta düşmemek ya da yanlış düşmemek için “şimdiye” iyice ayak basması, geleceğe borçlanırken, geçmişteki tüm deneyimi “tahsil etmenin” etiğine, estetiğine ve politikasına sahip olmasıdır. Devrim arşivdir ama bu arşiv aynı zamanda zihin/bellek arşividir. “Arşiv delisi” Rasih Nuri İleri için Cemal Süreya şöyle yazmıştı: “Bir devrim bildirisi yayınlansa, Rasih Nuri için devrim değil, o bildirinin bir an önce arşive kaldırılıp saklanması önemlidir.”
Devrim bir maratondur... Ama kimi zaman 100 metre, kimi zaman kros, ama her zaman engelli koşu olarak seyreder. Bu nedenle nefesi iyi ayarlamak şarttır. Gerektiğinde “şahsi” oynamak, teke tek karşılaşmalarda vücut çalımı, dil çalımı atmak gerekliliği, kolektif yeteneklerin yanı sıra kişisel yeteneğin devrime dahil olduğunu hatırlatmalı. (Cemal Süreya’nın, “Deniz Gezmiş 100 metreci. Mahir Çayan engelli rekortmeni. Sinan uçuyor.” cümlesini hatırlatayım.)
Partiler birer takımdır, “dünyayı yorumlama ve değiştirmek” için devrimle karşı devrim arasındaki her maç takım oyunudur. Hal böyle olunca kazanmak için takım ruhu ve pratiği gerekir. Maçı kazanmak, rakip kadar kendi takımımızı da iyi okumak, zemini (Türkiye, Kürdistan, Mezopotamya, Dünya), hakemleri (tarih, zaman), tribünü (halklar) de iyi analiz etmekle mümkündür. Hakikat kalemiyle altını bir kez daha çizelim, “imkansızı iste gerçekçi ol” diyalektiğinde mecra ve macera olan siyaset bahsinde düşlerde cimri olmak takımı mahcup eder. Bu nedenle bir “rüya ve hakikat” takımı bir “halklar takımı“ olarak HDP, Türkiye partisi hedefinin ötesinde Ortadoğu ve dünya takımı/partisi olarak da kendini kurgulamalı, takdim etmeli ve kurmalıdır. Kazanımlara ayağımızı sımsıkı basarak “bahsi yükseltmek” için de düşbaşı yapmak şarttır. Ortadoğu’nun ve dünyanın bahsi kazanmaya ve kalıcılaştırmaya ihtiyacı vardır.
Devrim bana annemden kalmadır.
Beşiktaş bana çocukluğumdan kalmadır...