Bakırhan, gazetemiz aracılğıyla yaptığı çağrıda, Siirt’in yoksul ve 140 bin nüfuslu bir kent olduğunu hatırlatarak, bunun yaklaşık 100 bininin savaştan dolayı, bağı bostanı yakılarak göç ettiğini; 20 yılda kentin nüfusunun,  üç dört katına çıktığını hatırlattı. Bu kentin talepleri, istemleri, sorunlarının çok ağır olduğunu; sadece yerel yönetimlerin altından kalkabileceği gibi olmadığını belirterek, şunları söyledi: “Öncelikle işsizlik ve yoksulluk var. Ardından çarpık bir kentleşme önümüzde duruyor. Hem bütün bunların altından kalkmak hem de rutin olarak hizmet üretmek çok zor. Yani diyoruz ki, Siirt’e ekonomik anlamda yatırım yapmakla kalmayalım, yoksul ailelerle, öğrencilerle dayanışalım. Diasporadaki hemşerilerimizin kardeş eli uzatmasını, Siirt’teki yoksul hemşerilerinin kültürel, sosyal gelişimine katkı sunacak projelere destek vermelerini bekliyoruz. Avrupa’daki aileler kardeş aile projeleri üretebilir. Okuma güçlüğü çeken çocuklara çok cüzi maddi katkı yaparak okumalarını sağlayabilirler. İnsanlarımız Siirt’e gelip projelere imza atabilir. Devletin baskısı, zulmü karşısında Siirt halkıyla dayanışabilirler. Siirt halkının Avrupa’daki diplomasisi, sesi olabilirler. Oradaki sorunların dünyaya duyurulması konusunda katkı sunabilirler.”


Herkesin yapabilecekleri var

Avrupa’daki halkımızın sadece Siirt’e değil, Kürdistan’daki tüm belediyelere, halka sahip çıktığını/çıkacağını; çok küçük maddi fedakalarlıklarıyla çok büyük projelere imza atabileceğini kaydeden Bakırhan, önerilerine devam etti: “Bir kadın dayanışma evinin açılmasının, travma yaşayan Siirtli kadınlara ne kadar katkısı olur. Bunlar çok büyük maddi karşılığa ihtiyaç duyulan işler değil. Yine Siirtli Arap ve Kürt çocukların anadillerini öğrenmeleri için kreşler açılması, mekan sağlanması için katkılar yapılabilir. Siirtli çocuklar Avrupa’ya getirilebilir; buradaki Siirtli ailelerin çocukları memleketlerine gönderilebilir. Birbirleriyle tanışmaları sağlanabilir.”

Sizi acıtmalı, incitmeli

“Kentinize, halkınıza sahip çıkın” diye seslenen Bakırhan, çağrısını şöyle sürdürdü: “Kentiniz, halkınız, sizin kimliğiniz, onurunuz, şerefinizdir. Yoksul, çorapsız bir çocuk, sizi acıtmalı, incitmeli, vicdanınızı sızlatmalıdır. Panzer altında kalan bir çocuğu kendi çocuğunuz gibi hissederseniz, sorun çözülebilir. ‘Avrupa’dan kimi katkılarda bulunuyorum, yeterlidir’ demek, yalancı bir vicdan aldatması olur. Sadece Avrupa’daki kimi eylemlere, etkinliklere katılmak yetmez. Ülkeye, yöreye; halkına, yerel yönetimlerine sahip çıkmak gerekir. Orada yeni bir yaşam inşa ediyoruz. Kürdistan’daki belediyelerde tam bir devrim durumu söz konusudur. Devrimler, dışarıdan da her anlamda desteklerle daha güçlü temellere sahip olabilir.
İyi şeyler yapmak mümkün. Bunun koşulları var. 12 kentte belediyeyi kazanmak, önemli bir başarı; bunun devamını sağlamak ise hepimizin katkılarına bağlı. Devlet engelleri var; ama devlet demiyor ki, dayanışmayın, yardımlaşmayın. Kooperatifler, dayanışma evleri gibi kurumlar açma konusunda engelleyici olan devlet değil. Devlete kabul ettirilmiş statü olsa iyidir ama olmasa da engel değildir. Özyönetimin fiili olarak hayata geçirilebileceğini çok iyi biliyoruz. Bunu hayata geçirmek de bizim elimizdedir.”