AKP’den toplu istifa eden ve sayıları durmadan artanlar aşkına merhaba diyelim.

Açtığı don ve şort dükkanına isim verirken tarihsel edebi zekayı da arkasına alarak "Don ki Şort" adını verip Cervantes’i tek kalemde bitiren uyanık vatandaşın aklına sahip bakan Ertuğrul Günay yine sahnede.  Öncelikle twitter üzerinden son yazdıklarına bir bakalım:
"Bugün Sn. Erdoğan'ı dinledim; Ülkeye hizmet etmiş bir siyasetçinin çevre kirlenmesi ve güç zehirlenmesiyle düşürüldüğü çaresizliğe üzüldüm. Siyasette çok demagoji gördüm; ama kutulara/dolaplara saklanmış rüşvete kılıf bulmak için adli soruşturmaya 'darbe' diyeni ilk kez gördüm. İstifa edenleri suçlamak çirkin! Biz yolsuzluk yapmadık; "yolsuzluğu korumayın!" dediğimiz için disipline verildik ve istifaya zorlandık. Sn. Erdoğan'ı incitmek istemem, ama Allah'tan ve vicdanımızdan başka kimseden talimat almadığımızı iyi bilir; sözlerini aynen iade ederim. Bir de hatırlatma: Sn. Erdoğan'ın dediği gibi, "Komplolar, kumpaslar Hükumet yıkamaz" doğru, ama hep söylediğim gibi yolsuzluk her şeyi yıkar".
Anderson Masalları’ndan bir bukle okumadınız ey dostlar! Dünün "has adamı" bugünün ise "kötü adamı" RTE’yi topun ağzına tutmuş ateşi gürleştiriyor. Bu sözleri Erdoğan’ın istifa eden vekillere yönelik ağır hakaretleri üzerine söyledi. İstifa edenler dine sığınıyor! Hakaret eden de dine sığınıyor. Eğer herkes bu kadar dindar ve gerçekten hak hukuk gözetecek kadar iyi niyetli ise, bunca saçmalık ne? Haliyle her ikisi de yalancı. Her ikisi de utanmadan yalan atıyor. AKP’den istifa etmişsin etmemişsin ne işe yarar? Kanımca pastadan az yiyenler istifa ediyor. Artık kapalı kapılar ardında ne konuşulduysa!
Müsadenizle başka örnekler ile devam edeyim.   Hafta sonu oğulları içeride tutuklu bulunan ve çete yöneticiliği ile suçlanan eski bakanlar Zafer Çağlayan ve Muammer Güler de birer konuşma yaptılar. Uzun bir aradan sonra kamera karşısına çıkan ikili, "Allah" üzerinden savunma yaptılar. Gerçekten akıl almaz. Psikanalizm de olmasa zaten halimiz perişan olurdu. Yani AKP’nin bu her pisliğini rasyonalize etme çabası takdire-oscar'a şayan! Anksiyetenin gücünü azaltmak amacıyla çoğu kez yadsıma mekanizmasıyla birlikte korkunç bir ego yitimi de eklenince aha ortaya böyle saçma sapan şeyler çıkıyor. Bakanlar yakında halkı suçlar! Niye? Çünkü "çalsınlar, herkes yapıyor onlarda yapsın! Para benim param değil mi?" diyecek kadar delirmişte ondan! Bunların durumu için psikoloji bilim henüz bir tanımlama bulmadı. Teyit ettiremedim ama çalışmalar devam ediyor.
Tabi ülkenin gündeminde delilik bunlarla sınırlı değil! Kafanı nereye çevirsen kimi dinlesen koca bir girdap! Şimdi mikrofonu Roma’ya gitmiş sade vatandaş Mahmut’a uzatalım. İzlenimleri şu şekilde:
"Yüzyıl önceki fotoğraflardaki Roma’nın bugünden tek farkı, yollarında otomobiller yerine at arabalarının olması. Şehrin yüzlerce yıllık ihtişamlı binaları, meydanları, sokakları öyle korunmuş ki ne bir gökdelen ne de bir AVM var"...
Gerçekten duyarlı bir vatandaş bu. Ne güzel tespitler yapmış gördüğünüz üzere. Şimdi düşünün İstanbul’a, Ankara’ya gelecek ve bunalıma girecek… Durun durun! Ne Mahmut’u ne hali… O sözlerin sahibi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül! Gittiği İtalya gezisinden attığı twitler.
Biri de çıkıp "ulan hepinizin o gökdelenlerde, avm’lerde imzası, kararı var be" demedi ya! Ona üzüldüm en çok. Ülkeye döner dönmez kalkıp AVM’ye savaş açmasını beklemiyoruz elbet ama kendi adı ile bir tane kursaydı da ironinin dibine vuraydı. Gül’ün durumunu Marksist teorinin "yabancılaşması",  aşırı milliyetçiliğin "ülkesine sırt çevireni" ve daha pek çok şeyin şeyi olması da kurtarmıyor. Ne desek eksik kalıyor…
Özet: Sen biricik şizofren bir ülkesin TR!